Oscar’ın Yabancıları İstanbul Modern'de
İstanbul Modern Sinema'nın her yıl büyük ilgi gören programlarından biri olan "Oscar'ın Yabancıları", bu yıl 12–22 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 98. Akademi Ödülleri yaklaşırken "En İyi Uluslararası Film" kategorisinde Oscar yarışına katılan yapımlardan oluşan özel bir seçki sinemaseverlerle buluşacak
İstanbul Modern Sinema, 98. Akademi Ödülleri yaklaşırken “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde Oscar yarışına katılan yapımlardan oluşan özel bir seçki sunuyor. Her yıl büyük ilgi gören “Oscar’ın Yabancıları”, bu yıl 12–22 Şubat tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. 10 filmden oluşan program, Oscar adayı olmalarına rağmen hâlâ Hollywood’un “ötekisi” olarak görülen, dünyanın farklı festivallerinde gösterilmiş ve ödüller kazanmış yapımları bir araya getiriyor. Seçki, farklı coğrafya ve kültürlerden gelen filmler aracılığıyla dünya sinemasının güncel bir panoramasını izleyiciye sunuyor.
Aşktan Geriye KalanBireysel hikâyeler üzerinden tarih, kimlik, aile ve kolektif hafıza gibi kavramları çok katmanlı bir sinema diliyle ele alan filmler; Japon Kabuki geleneğinden 1968’de Meksika’da yaşanan politik travmalara, askeri diktatörlükler altındaki gündelik yaşamdan modern bireyin performatif kimliklerine uzanan geniş bir anlatı yelpazesi çiziyor. Kuşaklar arası miras, bastırılmış geçmişler, aşk, aidiyet ve adalet arayışı gibi evrensel temalar, farklı estetik yaklaşımlarla izleyiciyle buluşuyor.
Seçkinin dikkat çeken yapımları arasında, Japon Kabuki geleneği içinde kuşaklar arası bir çatışmayı ele alan ve Venedik Film Festivali Orizzonti bölümünde gösterilen Kokuho ile, askeri diktatörlük döneminin baskıcı atmosferini bir ailenin gündelik hayatı üzerinden anlatan, Cannes’da Wagner Moura’ya En İyi Erkek Oyuncu ve Kleber Mendonça Filho’ya En İyi Yönetmen ödüllerini kazandıran Gizli Ajan öne çıkıyor.
Cannes Ana Yarışması’nda Jüri Ödülü alan Düşüşün Tınısı, Almanya’nın çalkantılı tarihini dört kuşak kadının bastırılmış deneyimleri üzerinden şiirsel bir dille aktarırken, László Nemes’in 1956 Macar Ayaklanması sonrasına odaklanan filmi Yetim, bireysel bir büyüme hikâyesini kolektif travmayla iç içe geçiriyor. Cannes prömiyerli Aşktan Geriye Kalan, bir ailenin dağılma sürecini içten ve trajikomik bir anlatıyla ele alırken, Rotterdam Film Festivali’nde Tiger Ödülü’nü kazanan belgesel Fiume ya da Ölüm!, faşizmin erken estetik biçimlerini günümüzden kolektif bir performansla yeniden düşünmeye davet ediyor.
Türkiye’den bir hikâye
Alireza Khatami’nin Türkiye’de, Türk oyuncularla çektiği Öldürdüğün Şeyler, aile içi suskunluklar ve bastırılmış geçmişle yüzleşmeyi merkezine alan anlatısıyla öne çıkıyor. Karlovy Vary Film Festivali’nde yarışan ve FIPRESCI Ödülü’ne layık görülen film, Türkiye’de geçen hikâyesine rağmen Kanada’nın Oscar adayı olmasıyla en dikkat çekici yapımlarından biri olarak programda yer alıyor.
OSCAR’IN YABANCILARI 2026
KOKUHO, 2025
Yönetmen: Sang-il Lee
Oyuncular: Keitatsu Koshiyama, Soya Kurokawa, Ai Mikami
Japonya’nın köklü Kabuki tiyatrosu geleneği içinde geçen kuşaklar arası bir çatışma hikâyesi. Film, “ulusal hazine” (kokuho) unvanına sahip usta oyuncu Hanjiro Onoe ile oğlu Shunsuke arasındaki karmaşık ilişkiye odaklanır. Shunsuke, babasının izinden giderek sahnede başroller üstlenirken, katı disiplinin, fiziksel fedakârlığın ve aile mirasının ağırlığı altında ezilir. Sahne arkası provaları, kostüm ritüelleri ve performans anları eşliğinde film, Japonya’da geleneksel sanatların bugünkü konumunu da sorgular. Kokuho, Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde gösterildi.
AŞKTAN GERİYE KALAN, 2025
Yönetmen: Hlynur Pálmason
Oyuncular: Saga Garðarsdóttir, Ída Mekkín Hlynsdóttir, Panda
İzlandalı yönetmen Hlynur Pálmason’un filmi, bir ailenin ayrılık sürecini samimi, yer yer mizahi ve duygusal açıdan yoğun bir anlatıyla ele alıyor. Görsel sanatçı Anna ile balıkçı eşi Magnús’un çözülmekte olan evliliği etrafında şekillenen hikâye, üç çocuklarıyla birlikte yeni bir normal arayışlarını izliyor. Çocuk karakterler Ída, Grímur ve Þorgils’in yönetmenin kendi çocukları tarafından canlandırılması, filme doğal bir aile dinamiği katıyor. Kuzey coğrafyasının yalın manzaraları ve gündelik ritüeller, anlatıyı trajikomik ve içten bir tona taşıyor. Cannes’da prömiyerini yapan filmde yer alan köpek Panda, Palm Dog Ödülü’ne layık görüldü.
GİZLİ AJAN, 2025
Yönetmen: Kleber Mendonça Filho
Oyuncular: Wagner Moura, Hermila Guedes, Maria Fernanda Cândido
1970’lerin Brezilyası’nda, askeri diktatörlüğün gölgesinde hayatta kalmaya çalışan öğretim üyesi Marcelo’nun hikâyesi. Gizli servis tarafından izlenmeye başlanan Marcelo, geçmişte rejim karşıtı çevrelerle kurduğu bağlar nedeniyle sorgulanırken, eşi Lúcia ve küçük oğlu Pedro ile gündelik hayatını sürdürmeye çalışır. Takip, tehdit ve muhbirlik mekanizmaları giderek görünür hâle geldikçe, Marcelo’nun ailesini koruma arzusu ile sessiz kalma zorunluluğu arasındaki ikilem derinleşir. Film, Cannes’da Wagner Moura’ya En İyi Erkek Oyuncu, yönetmen Kleber Mendonça Filho’ya En İyi Yönetmen, ayrıca Altın Küre – En İyi Yabancı Dilde Film ödülünü kazandırdı.
DÜŞÜŞÜN TINISI, 2025
Yönetmen: Mascha Schilinski
Oyuncular: Hanna Heckt, Lena Urzendowsky, Susanne Wuest
Almanya’nın kuzeyindeki Altmark bölgesinde yer alan bir çiftlikte geçen film, aynı mekânda farklı dönemlerde büyüyen dört kuşak kadının – Alma, Erika, Angelika ve Lenka – hikâyesini iç içe örer. 20. yüzyıl boyunca savaşlar ve Doğu–Batı Almanya ayrımıyla şekillenen bu çalkantılı coğrafya, kadınların bastırılmış deneyimleri üzerinden anlatılır. Zamanın ileri ve geri aktığı anlatıda çiftlik evi, ulusal tarihin sessiz bir tanığına dönüşür. Erkek şiddeti ve toplumsal tahakkümün kuşaklar boyunca tekrarlandığı bu dünyada karakterler, kendilerine biçilen rollere karşı var olma mücadelesi verir. Schilinski’nin ikinci uzun metrajlı filmi, şiirsel ve sarsıcı diliyle bireysel kaderleri kolektif hafızayla buluşturur. Film, Cannes Film Festivali Ana Yarışması’nda Jüri Ödülü kazandı.
YETİM, 2025
Yönetmen: László Nemes
Oyuncular: Bojtorján Barabas, Andrea Waskovics, Grégory Gadebois
Nemes, Oscar ödüllü Saul’un Oğlu ve Günbatımı’nın ardından yine tarihin kırılma anlarından birine dönüyor. Yetim, 1956 Macar Ayaklanması’nın bastırılmasının hemen ardından, savaş ve isyanın izlerini taşıyan Budapeşte’de geçiyor. Annesiyle yaşayan ve babası hakkında anlatılan kahramanlık hikâyeleriyle büyüyen 12 yaşındaki Andor’un dünyası, gerçek babası olduğunu iddia eden bir adamın beklenmedik ziyaretiyle altüst olur. Bu karşılaşma, çocuğun kimlik arayışını tetiklerken ailenin savaş yıllarındaki bastırılmış geçmişini de görünür kılar. Yönetmenin 35 mm çektiği ve kendi aile tarihinden esinlenen film, bireysel bir büyüme hikâyesini kolektif travma ve tarihsel hafızayla iç içe geçirir.
ÖLDÜRDÜĞÜN ŞEYLER, 2025
Yönetmen: Alireza Khatami
Oyuncular: Ekin Koç, Ercan Kesal, Hazar Ergüçlü
Annesinin ani ölümünün ardından yıllar sonra memleketine dönen Ali, resmî makamların “doğal ölüm” açıklamasına ikna olmaz ve babasının geçmişteki ilişkilerini, ailede uzun süredir bastırılmış çatışmaları araştırmaya başlar. Soruşturma derinleştikçe aile içi suskunluklar, amcası Reza’nın çelişkili anlatıları ve eski bir iş ortaklığına dair karanlık izler ortaya çıkar. Film, Ali’nin gerçeğe yaklaştıkça yalnızca ailesiyle değil, kendi şiddet potansiyeliyle de yüzleşmesini merkezine alır. Türkiye’de, Türkiye’den bir oyuncu kadrosuyla çekilen Öldürdüğün Şeyler, Karlovy Vary Film Festivali’nde yarıştı ve FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü.
TAVUS KUŞU, 2024
Yönetmen: Bernhard Wenger
Oyuncular: Albrecht Schuch, Anton Noori, Julia Franz Richter
Viyana’da yaşayan Matthias, başkalarının beklentilerine göre farklı kimliklere bürünerek geçimini sağlar. Kültürlü bir erkek arkadaş, örnek bir evlat ya da bir tartışmanın provasını yapmak için kiralanan profesyonel bir “arkadaş”tır. Özel hayatında yeni bir ilişkiye başlamasıyla, kusursuzca sürdürdüğü bu performans düzeni çatlamaya başlar. Film, modern erkekliği ve performatif kimliği kara mizah eşliğinde ele alırken, başkaları için var olmanın bedelini görünür kılar. Bernhard Wenger’in ilk uzun metrajlı filmi Tavus Kuşu, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali Eleştirmenler Haftası’nda yaptı.
HÜZÜNLÜ VE GÜZEL BİR DÜNYA, 2025
Yönetmen: Cyril Aris
Oyuncular: Mounia Akl, Julia Kassar, Camille Salameh
Film, çocukluk aşkı Nino ile Yasmina’nın Beyrut’un politik çalkantılarıyla kesintiye uğramış, on yıllara yayılan ilişkisini izler. Bir bombardıman sırasında yalnızca bir dakika arayla dünyaya gelen ikili, yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında hiç kopmamış bağlarının yeni bir biçim aldığını keşfeder. Aşkı romantik bir idealden çok aidiyet, kayıp, sürgün ve umut gibi çelişkili duygularla iç içe geçen bir süreç olarak ele alan film, kesin cevaplar sunmak yerine çözülememiş olanla nasıl yaşadığımız üzerine düşünmeye davet eder. Dünya prömiyerini 82. Venedik Film Festivali Giornate degli Autori bölümünde yapan yapım, Seyirci Ödülü’nü kazandı.
FIUME YA DA ÖLÜM!, 2025
Yönetmen: Igor Bezinovic
Adını 1919’daki işgal sırasında kullanılan slogandan alan belgesel, şair ve asker Gabriele D’Annunzio’nun Rijeka’yı (dönemin adıyla Fiume) işgalini merkezine alır. Unutulmuş bu tarihsel an, yüzlerce kent sakininin katılımıyla günümüzden bakılarak proto-faşist bir girişim olarak, kolektif bir performans biçiminde ele alınır. Arşiv görüntülerini yaratıcı yeniden canlandırmalarla buluşturan Fiume’ye Ölüm!, faşist estetiğin erken biçimlerini oyunbaz ama sarsıcı bir dille görünür kılar; geçmişle bugün arasında kurduğu bağla tarihsel propagandayı yaşayan bir hafıza alanına dönüştürür. Film, dünya prömiyerini yaptığı Rotterdam Film Festivali’nde Tiger Ödülü’nü kazandı.
HİÇ BİR YERE GİTMİYORUZ, 2024
Yönetmen: Pierre Saint-Martin
Oyuncular: Luisa Huertas, José Alberto Patiño Gabriela Aguirre
1968’de Meksika’daki Tlatelolco Katliamı’nda kardeşini kaybeden 67 yaşındaki emekli avukat Socorro, aradan geçen yıllara rağmen kardeşini öldüren askeri bulma takıntısıyla yaşamaktadır. Bu saplantı, kız kardeşi Esperanza ve oğlu Jorge ile kurduğu ilişkileri derinden sarsar. Yaklaşık elli yıl sonra ortaya çıkan kritik bir ipucu, Socorro’yu intikam peşinde tehlikeli bir yola sürükler. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi, Luisa Huertas’ın güçlü performansı ve etkileyici siyah-beyaz sinematografisiyle, adalet arayışı ile aileye duyulan sorumluluk arasındaki gerilimi şiirsel bir dille derinleştirir.