ABD’nin İran’a yönelik saldırısı askıda: Washington neden savaşı başlatamıyor?
ABD'nin Orta Doğu'daki son askeri hamleleri, Washington'un operasyonel doktrininde dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Saldırı hazırlıklarından ziyade savunma önlemlerine ağırlık verilmesi, olası bir İran savaşında ABD'nin artık inisiyatifi elinde tutmakta zorlandığını gösteriyor.
Pentagon, İran’a yönelik olası bir askeri operasyon için hava saldırıları planlamak yerine, bölgeye ek hava savunma sistemleri sevk etmeye odaklanmış durumda. Bu durum, Amerikan yönetiminin öngörülen İran karşılığının geniş çaplı ve yüksek maliyetli olacağının farkında olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu yaklaşım, “itidal”den çok, kontrol edilemeyecek bir savaşa girme konusundaki yapısal acziyeti yansıtıyor.
Amerikan güvenlik kurumlarının analizleri, İsrail içindeki değerlendirmeler ve Arap dünyasındaki yorumlar bir araya geldiğinde, ABD’nin hava üstünlüğüne dayalı caydırıcılığının İran karşısında artık belirleyici olmadığı görülüyor. ABD’li askeri uzmanlar da Washington’un İran’a yönelik yakın vadede bir hava saldırısına hazırlandığına dair güçlü emareler bulunmadığını, önceliğin Amerikan askerleri ve müttefiklerini olası İran misillemesinden korumak olduğunu vurguluyor.
Arap medyasında yer alan değerlendirmelerde ise ABD’nin İran’a yönelik askeri söyleminin, fiili bir saldırıdan ziyade Tahran’ı müzakere masasına çekmeyi amaçlayan bir baskı aracı olduğu öne sürülüyor. Bölgesel risklerin büyüklüğü ve olası bir savaşın kontrol dışına çıkma ihtimali, Washington’un askeri seçeneği gerçekçi bir plan olmaktan uzaklaştırıyor.
İsrail cephesinde de görüş birliği yok. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İran’a yönelik yakın vadeli bir saldırı ihtimalini dışlarken, İsrail Ordu Radyosu Washington’un Tel Aviv’i tüm karar süreçleri hakkında bilgilendirmediğini aktarıyor. Bu durum, İsrail’de ABD Başkanı Donald Trump’ın balistik füzeleri kapsamayacak, yalnızca nükleer dosyaya odaklanan bir anlaşmaya yönelebileceği endişesini artırıyor.
ABD’li askeri yetkililer ise Tel Aviv’in İran’ın balistik füze kapasitesiyle uzun vadede birlikte yaşamasının mümkün olmadığını savunuyor.
Askeri uzmanlara göre İran, ABD’nin askeri kapasitesini doğrudan karşılamayı değil, etkisizleştirmeyi hedefleyen bir strateji inşa etmiş durumda. Uzun ve orta menzilli balistik füzeler, alçak irtifada uçan hassas mühimmatlar, kamikaze İHA’lar ve eş zamanlı yoğun saldırılarla savunma sistemlerini boğmaya dayalı bu doktrin, Batı’nın hava savunma şemsiyesini aşmak üzere tasarlandı.
ABD’nin kullandığı THAAD ve Patriot gibi sistemler ise üç temel sorunla karşı karşıya: sınırlı sayı, yüksek maliyet ve çok yönlü yoğun saldırılar karşısındaki yetersizlik. Bu nedenle söz konusu sistemlerin geniş çaplı bir savaşta değil, yalnızca sınırlı ve geçici savunma için etkili olabileceği değerlendiriliyor.
Olası bir savaşta İsrail, ABD için ileri bir karakoldan ziyade stratejik bir kırılganlık noktası haline geliyor. İran’ın hedefi İsrail’i askeri olarak yok etmekten çok, kritik altyapılara verilecek ağır darbelerle ABD’nin mutlak koruma algısını sarsmak olarak görülüyor. Washington ise İsrail’i tam anlamıyla koruyamamanın, küresel düzeyde Amerikan caydırıcılığına ağır bir darbe vuracağının farkında.
Uzmanlara göre İran’ın asıl kozu “zaman”. Uzayan bir çatışma, çoklu cepheler, Körfez’de ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak gerilim, enerji fiyatlarını ve küresel ticareti ciddi şekilde sarsabilir. Bu senaryo, ABD ve müttefikleri açısından ne siyasi ne de ekonomik olarak pazarlanabilir görülüyor.
Ayrıca bölgesel destek de giderek zayıflıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere birçok Körfez ülkesi, İran’a yönelik bir saldırıda topraklarının veya hava sahalarının kullanılmasına mesafeli yaklaşıyor. Bu tutum, ABD’nin bölgesel bir savaşı yönetme kapasitesine duyulan güvensizliği yansıtıyor.
Bölgedeki tablo, tek taraflı bir askeri üstünlük döneminin geride kaldığını ortaya koyuyor. İran, “her saldırının uzun, yaygın ve maliyetli bir karşılığı olacağı” denklemine Washington’u ikna etmiş durumda. Bu nedenle ABD, geri adımını “savunma hazırlığı” söylemiyle örtmeye çalışıyor.
ABD’nin İran’a yönelik askeri seçeneği ertelemediğini, fiilen askıya aldığını değerlendiriyor. Mevcut askeri hareketlilik, bir saldırının değil, olası bir İran misillemesini sınırlı ölçüde kontrol altına alma çabasının göstergesi olarak okunuyor. Washington açısından riskler, elde edilebilecek taktik kazanımların çok ötesinde görünüyor.