Yaş, Teâmül ve Militarizm
YAŞ’la ilgili tartışmalar ülkenin gündemini bir aya yakın bir süre işgâl etti. Askerî görevlerin belirlenmesi; atama ve görev sürelerinin dolmuş olanların yerine yenilerinin getirilmesi veya emekliye ayrılacakların kararlaştırıldığı bir müessese olan YAŞ’ın bu kadar bir zaman, bu kadar hararetle tartışılması ve gündemde kalması esasen başlı başına ele alınması gereken bir konudur.
Orgeneral ve Oramiral rütbesinde on beş paşanın yer aldığı Yüksek Askerî Şûra da hükümetten Başbakan ve Millî Savunma Bakanı bulunmaktadır. Bu kurulda askerler meslekî olarak (askerliğin gereği konularda) yer alırken Başbakan ve Milli Savunma Bakanı elbette ki hükümeti dolayısıyla siyaseti temsil etmektedirler. Yani onlar idârî olarak, karar merciîni oluşturan taraf olarak bulunmaktadırlar.
Vesayet Zihniyeti
Yıllardır YAŞ toplantılarının basına önceden planlanmış bir şekilde yansıtıldığı görülür. Bu toplantılarda nelerin olacağı, kimlerin hangi görevlere tayin edileceği, kimlerin emekli edileceği hatta kimlerin ordudan atılacağına varana kadar her şey basına sızdırılır veya servis edilir. Bütün yazılanlar, ‘haberler’ doğru çıkar. Her şeyin ‘teâmül’lere uygun bir şekilde geliştiğini öğreniriz. Neden?
Mesele şudur; Türk toplumunda 27 Mayıs darbesinden sonra devletin içerisindeki kurumlar arasında hiyerarşik bir ‘yeniden yapılanma’ gerçekleştirilmiştir. Bu sürecin tarihsel, kültürel bazı olaylardan, en azından onların etkisinde oluşmuş bir zihniyet dünyasıyla bağların bulunduğunu da hatırlarsak, bu yeniden yapılanmanın neden yadırganmadığını daha iyi anlayabiliriz.
İşte bu yeni kurumsal hiyerarşi içerisinde ‘devlet’ denilen organizmanın yapısında meclis, hükümet, yargı gibi müesseseler geri planda kalırken ‘ordu’ nerdeyse devletle özdeş bir konuma getirilmiş, işin kötüsü 60’lı yıllardan bu tarafa diğer kurumlar da bunu onaylar bir tutum takınmışlardır. Hatta mecliste hükümette bir konu tartışılırken ‘acaba devlet buna ne der?’ gibi ilginç sorularda ortaya atılmıştır. Bilhassa basında bu soruyu soranları, manşetlerine taşıyanları şöyle bir hafızamızı zorlayarak hatırlamaya çalışırsak kimlerle karşılaşmayız ki.
Militarizm
Son yıllarda bu ‘Ergenekon’ süreciyle birlikte birçok belge ve bilgi ortaya saçıldı. Bunlar arasında bazı muazzaf subayların da içinde yer aldığı bazı organizasyonların mevcût hükümete karşı ‘psikolojik harp’ yürüttüğü ileri sürüldü.
Hükümete karşı sürdürülen bu kampanyanın ‘başörtüsü’ meselesiyle irtibatının kurulduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Bu tür ‘psikolojik harp taktiklerinin’ en acımasızının 28 Şubat sürecinde ortaya çıktığını henüz hiçbirimiz unutmadık.
O hâlde bugün YAŞ’ta yaşanan gelişmeleri anlamak durumundayız. Türkiye militarist ideolojik yapıya göre düzenlenmiş kurumlar arası hiyerarşik ilişkileri artık taşıyamıyor. Devleti orduya endeksleyen bu geri anlayış, devlet üzerinden sürekli olarak siyaseti krize sürükleyen bir model üretmiştir. Bugün bu model artık geçersiz hâle gelmiştir. Buna karşı ‘teâmüllere uymak gerekir’ diyenler Türkiye’yi militarizm hapishanesinde tutmak isteyenlerdir. Bu model artık tarihsel olarak geçersiz hâle gelmiştir.
Ortaya çıkan sonuç demokratikleşme açısından önemli bir adımdır; fakat yetersizdir. Başta 35. Madde olmak üzere devlet içerisindeki kurumların işleyişini düzenleyen bütün yasa, tüzük ve yönetmeliklerin yeniden ele alınıp militarist anlayıştan uzaklaştırılması gerekmektedir.
Türkiye’de militarizmin yerleştirdiği yapıyı içselleştirmiş olanlar, bu ideolojinin içerisinden dünyayı ve Türkiye’yi anlamaya çalışanlar ne toplumu ne demokrasiyi ne de toplumsal değişimi kavrayabilirler. Onların ‘teâmül’ dediği şey militarizmin ürettiği siyasal egemenlik biçiminin devam ettirilmesidir. Oysa biz inanıyoruz ki milletin egemenliğinin üzerinde hiç kimsenin egemenlik hak ve iddiası olamaz.