Fransa, Mali'de ne arıyor?
GEÇENLERDE Mali ile ilgili kitabı elektronik olarak yayımlanan Peter Chilson, Foreign Policy Dergisi'ne yazdığı yazıda bu ülkenin tarihi arka planıyla ilgili önemli bilgiler veriyor. 1852'den 1893'e kadar Fransız sömürgecilerine kök söktüren Tukulor İmparatorluğu bu tarihin önemli bir parçası.
İslami bir devlet olan Tukulor İmparatorluğu Ticaniliğe bağlı Hacı Ömer'in liderliğinde kurulmuş ve sömürgecilere karşı direnişi örgütlemiş. Hacı Ömer'in öldürüldüğü 1864'e kadar Batı Sudan'dan Senegal'e, oradan Timbuktu'ya kadar uzanan toprakları hâkimiyeti altına almış. Hacı Ömer'in ölümünden sonra da daha neredeyse 30 yıl direnmeye devam etmiş.
Sonuçta sömürgeciliğe direnmekle İslamcı düşüncenin ve hareketlerin şekillenmesi arasında elbette yakın bir bağ var. Şimdilerde de aslında bunun çeşitlemelerinden birisine tanıklık ediliyor. Sömürge döneminden sonra ortaya çıkan devletlerin pek çoğu eski sömürge devletle bağımlılık ilişkilerini korudular. Pek çoğunda inanılmaz ekonomik ve siyasal sorunlar ve diz boyu yolsuzluk var. Batı Afrika ülkelerinin büyük bir kısmı, Somali gibi ülkeler devletsizliğin pençesinde yıllardır anarşik bir ortamda varlıklarını sürdürüyor.
Mali'nin hikâyesinde bir aralar bundan farklı bir görüntü ortaya çıkmış. Ülke 1991 'den itibaren demokratik sistemle yönetilmiş. Ancak devleti zayıf, toplumu fakir, ekonomisi neredeyse sıfır olan tüm ülkelerdeki büyük kemirgen yani yolsuzluk burada da kol gezmiş. 2010 yılında ortaya çıkarılan bir yolsuzluk dosyası Mali Sağlık Bakan-lığı'ndakilerin ülkeye tüberküloz, AİDS ve sıtma ile mücadele için verilen paradan 4 milyon doların ceplere indirildiğini göstermiş.
Geçen yılın mart ayında yapılan askeri darbe çürümüş siyasi sınıfa karşı yapıldığını ilan ederek ortalığı kısa sürede toparlama ve ayrılma sözü vermişti. Tabii ki ordu ülkenin yapısal sorunlarını çözemedi. Çözemediği gibi ülkenin kuzeyindeki ayrılıkçı Tuareg ayaklanmasında iyice geriledi. Daha sonraları kanlı bıçaklı olacak Ensareddin örgütüne bağlı cihatçılarla Tuaregler işbirliği de yaptılar. Ülkenin kuzeyi, Mağrip'teki El Kaide ile iç içe geçmiş Ensar'ın elinde.
Yönetimini ele geçirdikleri hemen her yerde cihatçılar koyu ve şiddetli bir İslami rejim kurmaya başladılar. Mali'nin kuzeyinden binlerce insan güneye kaçmaya başladı. Kuzeydeki rejimin pek popüler olmadığına şüphe yoktu. Ne var ki hem El Kaide güçlü bir örgütlenmeye sahipti, parası vardı hem de Libya'dan gelen silahlar da donanımını güçlendirmişti. Mali ordusu giderek dağılırken Ensar/Mağrip'teki El Kaide aşağıya doğru akmaya ve başkent Bamako'yu tehdit etmeye başladı.
Mali hükümetinin çağrısı ve BM Güvenlik Konseyi'nin onayıyla (hani şu Suriye'ye müdahale hatta cezalandırma için Rusya ve Çin'in izin vermedikleri kurul) Fransa bu ülkeye müdahale etti. Güneyde, cihatçılardan korkanlar en azından şimdilik sevinçli. Ne var ki sömürgeci ülkelerin popülaritesi pek uzun sürmüyor. Fransızların kısa sürede bir sonuç alma ihtimalleri de zayıf. O nedenle bu müdahale fena halde ters tepebilir. Biraz da o yüzden komşu Afrika ülkelerinin bir an önce ülkeye gelmelerini istiyor.
Mali olayına Fransa'nın müdahale etmesinin en önemli sebebi Batı Afrika'da ziyadesiyle güçlenmiş bir El Kaide'nin Fransa'yı kendi topraklarında terör eylemlerine açık hale getirecek olması.
Tüm bunların ötesinde cihatçıların Mali'nin kuzeyindeki zaferi, Fransa'nın müdahalesi ardından Cezayir'de gaz tesisini basmaları 21. yüzyılın en önemli unsurlarından birinin de altını çiziyor.
Küreselleşme, çeşitli mekanizmalarla devletleri zayıflatıyor. Devlet otoritesinin olmadığı yerlerde etnik, aşiret veya dini temelli çeteler ve hareketler ortaya çıkıyor ve kontrol ettikleri bir alana sahip olabiliyorlar. Ondan sonrada bu mevziiyi kullanarak etrafa saldırabiliyor, El Kaide'nin 1999'dan sonra Afganistan'da yaptığı gibi içi boşalmış devletin kabuğuna da giriyorlar.
Fransa'nın müdahalesi bu bağlamda yeni bir Pandora kutusu açmış sayılabilir.