Bekârlık vergisi!
Çok farklı işleri yapan, tahminimce benzer yaşlarda iki kadınız...
İş nedeniyle haftanın iki günü 10 dakika da olsa konuşmak, zaman zaman tartışıp mücadele etmek zorundayız... Ama sevdik herhalde birbirimizi; yaptığımız iş konuşmasını az biraz uzatır, muhabbet eder hale geldik...
İş için son aradığında “Daha erken bitiyordu işiniz; ben de daha erken uyuyabiliyordum” dedi; “Biz sabahları erken kalkmak zorundayız ya”...
Saliselerle bir “Haydaa...” geçirdim içimden; benim erken kalkmadığımı ya da erken kalkmak zorunda olmadığımı nereden çıkardı ki?
Genelde takılmam da, bir gün önce 16 saat gazetede kalmışım; gecenin 10’u, daha saatlerce yazı okuyacağım, damarlarımdan kafein akıyor; giriverdim...
-Biz de erken kalkıyoruz...
-Siz gazeteciler biraz daha rahatsınız ya...
-Yooo... Dün gece 3’te çıktık, sabah 10.00 buradaydık.
-İki gün böylesiniz ama...
-Haftanın 6 günü o iki gün için çalışıyoruz. Perşembe, Cuma gece 2’de çıkıyoruz; üstelik ben haftanın 3 gecesi köşe yazıyorum...
‘BENİM DE VAR’ DEYİNCE ŞOK!
Amiyane tabirle, anlamsız bir sidik yarışı yapıyorduk; ben de bu saçma mücadeleyi kazanmaya kararlıydım; çenebazımdır da kazanırım. Ama karşımdaki hanım elindeki “joker”i çıkarıverdi.
Ama benim çocuğum var! (Beni nakavt edeceğinden o kadar emindi ki...)
Saniyesinde “Benim de var” dedim, “2.5 yaşında; kız, ismi de Mina...” Bir anda her şey değişti sanki:
Aaaa... Ben bilmiyordum. Çok özür dilerim; o zaman anlarım tabii...
Kıkırdamaya başladım; durumu uzatmak hoşuma da giderdi ama “Yalanım 5 saniye sürer... Yok çocuğum rahat olun” dedim. İkimiz de garip bir yarışın farkında gülüştük, birbirimize kolaylıklar dileyerek kapattık telefonu...
EVİN PATRONU BELLİ ARTIK
Ama sonradan düşününce oradaki “Ama benim çocuğum var”ı, “ O zaman anlarım”ı ilginç buldum!
Anlıyorum tabii.. Ben sabah yatakta saatin düğmelerine basıp basıp “10 dakika daha....” diyerek yorgana gömülürken; benimle aynı saatte işten çıkmış olan Alp, sabah 7’de bir ağlamayla uyanmış oluyor... Üstelik 9 aylık Eren’in ihtiyaçları var, baba ya da annesine değil bir 10 dakika, saniye veresi yok!
Evli ve çocukluların “somut” bir durumu; anlayış gösterilmesi gereken fazladan meşguliyetleri var hayatta da... Unutuluyor; bekâr ve çocuksuzların da “başka tür çocukları olabiliyor”...
SIRF PAZAR YATABİLMEK İÇİN...
Geçenlerde “evli olmadığı için” yıllardır hafta sonu izin yapamayan bir arkadaşım “Yeter ya... Sırf pazar evde yatabilmek için evleneceğim; ‘karımın da tek izin günü’ diyeceğim” diyordu...
Bir başkası “Ben de ‘Gece kalırsın, evde bekleyenin yok bebeğim’ gibi cümlelere ayarım” dedi: “Ulan senin evin, adamın var, ne yapacağın belli.. Benim işim zor. Arayacağım, bulacağım biri olacak... Ama biriyle çıkabilmek için önce işten çıkabilmem gerekiyor!”
PARMAĞA TAKILMAYAN DERTLER...
Bir erkek arkadaşımın yakınması ise ilginçti... “30’larındasın, iyi bir işin var, tek başına yaşıyorsun ya...” diye başladı söze: “Bir dönem ‘Evlen evlen... Düzen lazım’ diye ısrar eden arkadaşların bile senin çılgın gibi eğlendiğini, çılgın partiler verip sürekli seks yaptığını, hedonizme boğulduğunu sanıyor ya, komik! Bir süre sonra da bunun vergisini almaya çalışıyorlar!“
“Ne vergisi?” dedik “Lafın gelişi öyle... Ama kimi evliler, sen çalışıyorsun, o işsiz diye elini asla cüzdanına götürmeyen arkadaşlara benzer“ dedi...
Gecenin bir körü “Hadi gel” diyorlar, “Gitmeyince, onlara uyamayınca da, trip: Bekâr adamsın oğlum! Boş gezenin boş kalfasıyım yani!!! Belki başka işlerim var, belki millet beni eğleniyor sanıyorken evimde yalnızlıktan ağlıyorum. Bu da bir ağırlık. Bu da bir seçim ve belki zor olanı, ağır olanı ben seçtim.”
Belki de insanların başkalarının hayatlarında da “kucağa gelmeyen”, “parmağa takılmayan” sorumluluk ya da el-kafa oyalayıcı şeyler olabileceğini hesap etmesi gerekiyor. Hatta, bırakın hesabı, başkası yerine muhasebe yapıp “Şu kadar ödemen gerekir“ demeye kimsenin hakkı yok sanki...