Siz hiç hönönö içtiniz mi?
Tüm günü işyerinde geçirip, ertesi sabah yazı vermek zorunda olduğum her gece "Eve git" diyorum kendime. Olmuyor; sonra çok kişinin katıldığı ev toplantıları da öğretici olabiliyor. Bazı öğrenilenleri paylaşayım istedim...
İÇKİSEVERLER SINIR TANIMIYOR
Malum, Beyoğlu her gün biraz daha genişliyor; her ara sokak başka bir maden haline geliyor. "Küçük Beyoğlu" (Emek Sineması'nın yanından girdiğinizde karşınıza çıkan sokaklar, insanlar, barlar bütünü) bu alanlardan biri...
Daha çok 80 kuşağının vakit geçirdiği "mahallede" iğne atsan, yere düşmüyor. Oranın gedikli mekânlarından Pendor'da yapılan bir içkinin, "hönönö"nün namı da yürümüş durumda...
Artık "ev partilerinde de yapıldığına şahit olduğum" hönönö, "cin, votka, archers" karışımı... Bir rakı bardağına sırayla azar azar konuluyor. Üzerine soda ekleniyor. Bir de peçeteyle veriyorlar içkiyi... Ve biri size nasıl içileceğini öğretiyor: Avucunla peçeteyi bardağın üzerine kapa, hızla masaya vur (bu yapılırsa içki her yeri batırabilecek güçte köpürüyor) ve bir dikişte iç!
Sonuç: Benim gibiler için 1 tanesi yetiyor. Cümleleri "hönönö" diye kurmaya başlıyorsun.
OKU, ŞİFRE GİR, VİDEO İZLE, KATİLİ BUL
Anthony E. Zuiker, son yılların en önemli polisiye serilerinden CSI dizilerinin yaratıcısı. Ve Zuiker'in son romanı "Level 26" dünyanın ilk "Digi-Novel" yani "Dijital Roman"ı. Digital Roman, romanın sanal ortamdan okunması demek değil; kitapla interneti buluşturan bir proje. Zuiker, İngilizce polisiye romanı "Level 26"da, her 20 sayfada bir verdiği özel şifrelerle okurlarını internet sitesine (www.level26.com) yönlendiriyor ve orada hikâyenin devamı olan, 3 dakikalık filmlerin izlenmesini sağlıyor.
Serinin ilk romanı olan Dark Origins'te katillere 1 ila 25 arasında bir seviye verilen bir dünya var. Herkesten kötü, 26'ncı seviye bir katil ortaya çıkınca ünlü dedektif Steve Dark göreve dönüyor. Serinin ikinci kitabı da yolda.
"Kitap kitaptır! Klibe, şarkıya, şaşaalı tanıtımlara ne gerek var" diyesim geliyor. Ama "Okumamakla" övünen o kadar çok insanla tanışmaya başladım ki Türkiye'deki yayıncılara da böyle gelişmeleri takip etmelerini öneriyorum.
SPORCUNUN DENGELİSİNİ SEVERİM!
Bir plastik bileklik "Power Balance" dünyanın dört bir yanındaki sporcular arasında çok popülermiş meğer. Futbolcu Christiano Ronaldo'dan, F1 pilotu Rubens Barrichello'ya kadar birçok sporcunun kullandığı bilekliğin, vücudun 'enerji tarlası'nı etkileşime geçirerek vücuttaki dengeyi ve performansı artırdığı iddia ediliyor. Bilim adamları bunun için "Tamamen psikolojik" derken, fiyatı 30 dolar olan bileklikten her ay 30 bin adet satılıyor. Benim bir arkadaşım da, pek çok rengi olan bilekliği Türkiye'de internetten almış. (www.powerbalance.com)
"O PİLEYTİN SIMOLSAYZI DAVAR"
ABD'den gelen bir arkadaşla konuşuyoruz; Türkiye'de herkesin cümle arasına yabancı kelime (artık İngilizce de yetmiyor, Fransızca, İspanyolca da var) sokmasından fena halde rahatsız... Kanyon'daki, Hiref adlı mağazada bir satış görevlisinin "O tabağın küçüğü de var" yerine "O plate'in small size'ı da var" demesi üzerine mağazayı terk ettiğini anlattı. Boyner'i "Boynır" diye okuyanlar olduğunu söyleyince sustu!
BLUSH AŞAĞI BLUSH YUKARI
Herkesin içeceği kendine de, "roze" şaraba pek ısınamamış ülkemizde bu yazın en popüler şarabı ABD'lilerin moda haline getirdiği, adını da "hafif kızarmak-pembeleşmek" anlamındaki İngilizce kelimeden alan "Blush". Geçen senelerde Türkiye'de Pinot Grigio üzümünden yapılan Cielo marka bir blush popülerdi. Doluca'nın Verano Blush'ı, Kayra'nın Leona Blush'ı çıkarmasıyla ellerde açık pembe kadehler...