Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        O olmasa, Nikita Mikhalkov’un saatler süren ve Hollywood izleyicisinin “Filme bak yaa, dakikalarca hiçbi’ şey olmuyo” diye özetleyeceği “Urga”, “Güneş Yanığı”, “Sibirya Berberi” gibi filmlerini, en fazla kırık dökük bir kültür merkezinin kantinden bozma salonunda görebilirdik. O olmasa, pek çok kişinin hayatından Angelopoulos’un “Ağlayan Çayır”ı, David Lynch‘in “Mulholland Drive”ı, Lars von Trier‘in “Dogville”i ve “Manderlay”ı, Cronenberg‘in “Existenz”i, Chabrol‘un “Seremoni”si geçemez, geçebilemezdi.

        O olmasa Türkiye/İstanbul izleyicisi, üretim ishali haline gelmemiş, sadece gönlünün çektiği filmleri çeken yönetmenlerin yapımlarından haberdar bile olamayabilirdi. Eric Bana’nın “Chooper” diye son derece tuhaf ve özel bir filmde oynadığını çok az kişi hatırlayacak. Bir ben, bir sen, Andrew Dominik ve arkadaşları, bir de “Alkazar” müdavimleri.

        O olmasa, ben şahsen bizzat kendim, bundan zarar görür, sinemanın sözcükleri tetikleme gücünü keşfedemezdim. O olmasa, hayatıma bir altı hayat daha sığdıramazdım. Ölmeden önce gözümün önünden geçecek film şeridi melodramdan başkası olmazdı. 1994 yılında aralarında Onat Kutlar’ın da bulunduğu kimseler tarafından sahiplenilip sanat/estetik/düşünce kaygısı ağır basan ve ticari dolaşım ağının dışında kalan filmleri göstermeye adanan Alkazar, 2010 yılında, “Üzgünüz yürütemiyoruz” diyen bir bildiriyle kendi hayatına son verdi.

        Alkazar Sineması yönetimi, şu sözlerle hem izleyicilerinden özür diliyor hem de gereken makamlara sitem etmiş oluyordu: “Sinema salonlarına bırakınız en küçük destek vermeyi, sinemaları birer sanat mekânı değil, eğlence mekânı olarak görüp olağan vergisel yükümlülüklerinin yanı sıra ayrıca bir de eğlence vergisi adıyla ek yükümlülük getiren, sinema salonlarını Amerikan film endüstrisinin popüler, ticari filmlerine mahkûm eden merkezi yönetim, Kültür Bakanlığı, belediye yönetimleri adına sizlerden özür diliyoruz.”

        Şimdi neden Alkazar’ı hatırladım?

        Çünkü bugün söz konusu olan Emek Sineması’nı ortadan kaldırma planları, kısa bir müddet önce kendi yoksulluğuna terk edilmiş Alkazar’ı yitirmenin hüznünü ve bilgisini de çağırıyor. Alkazar, bu hikâyede, “Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir” sözünün, çarşambasına tekabül ediyor.

        Ahmet Misbah Demircan’ın, Egemen Bağış’ın, Ertuğrul Günay’ın Emek Sineması ile ilgili teminatlarına neden güvenilmediğinin yanıtı Alkazar Sineması yönetiminin veda siteminde gizli. Alkazar’ı teslim alan gidişat, Emek Sineması’nın da sonunu getirme yolunda. Bu gidişat ve eğilim “çoğunluğun” beğeni ve “eğlence kriterlerine” uymayan, ticari işletme gibi görünse de esas itibarıyla sanat ürünlerinin paylaşımı işlevini icra eden girişimleri hiç ama hiç umursamayan bir eğilim. “Şık ve modern görünsün, artı gelir getirsin” ile yetinen bir perspektif. “Kazanç” ile yatıp “kâr” ile uyanan, “maneviyat” denildiğinde sadece üç büyük dine ilişkin soyutlamalara aşina olan; bir şehrin, bir semtin duygu ve hatıra birikimini kaydetmiş mekânların da pekâlâ ve düpedüz “manevi değer” kapsamına girdiği gerçeğiyle alakadar olmayan bir eğilim. O kadar ki, Sultanahmet Camii’nin tarihi siluetini Zeytinburnu’na dikilen gökdelenlere peşkeş çekmekte hiçbir sakınca görmedi.

        ATİLLA DORSAY HAKLI

        Bu eğilimin farkındalığı nedeniyledir ki, şimdi pek çok kimse Emek Sineması’nın başına gelebilecek şeyleri kestiremiyor ve doğal olarak feveran ediyor. Atilla Dorsay ve SİYAD ardı ardına önemli çıkışlar, hatırlatmalar yapıyor. Mimarlar Odası, Emek Sineması’nın yıkılıp bire bir kopyasının, yapılacak AVM’nin üst katına inşa edileceğini söyleyerek direniyor. Yetkililer, “Yıkmayacağız” diyorlar ama “Böyle bir AVM olmayacak” deyip şeref sözü veremiyorlar. Sinemaseverlerin ve sinema emekçilerinin iş işten geçmeden uyanmasını ve bu yazı yazılırken Taksim’deki eyleme hazırlanıyor olmalarını umut verici buluyorum. Yetkilileri ise, şehrin sandık odalarına; yani maneviyatına, balyozla-kepçeyle-AVM ihtirasıyla mukabele etmek yerine, hafızamıza ve hatıratımıza saygının paha biçilmez değerini anlamaya davet ediyorum.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar