Muhafazakar, devrimci ve cumhurun partisi
Dün Ankara’da AK Parti’nin seçim beyannamesi, aday tanıtım toplantısıyla birlikte açıklandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bu çerçeveyi merkeze alan uzun bir konuşma yaptı.
Esasen dün itibarıyla seçim beyannamesinde yer alan başlıklar hakkında genel olarak bir fikir sahibi olduk.
Kamuoyuna sunulan beyanname metinlerinde (biri özet, diğeri daha geniş) bulunan ve “Türkiye Yüzyılı İçin Milletimize Ahdimizdir” başlıklı giriş metninden söz etmek istiyorum.
Açıkçası bu oldukça özgün ve sağlam bir metin. AK Parti’nin ve geniş anlamda Cumhur İttifakı’nın zihin dünyasına dair önemli ipuçları barındırıyor.
“Siyasete kaybettiği itibarını yeniden kazandırmış” ve “her zaman milletinden güç almış Cumhurun gözbebeği” olarak tanımlanıyor AK Parti. Daha önceki dönemlerde bu tür metinlerde sıkça rastlamadığımız bir kavram “Cumhur” ve giderek daha fazla içselleştirilmiş durumda.
Öte yandan AK Parti’nin sadece siyasi değil, bir “dava partisi” olduğu vurgusu da dikkat çekiyor. Bu tanım iki sloganla besleniyor: “Güçlü ve Büyük Türkiye” ve “Daha Adil Bir Dünya Mümkündür.”
Yapıp edilenin temelde bir “zihniyet devrimi” olduğuna işaret edilerek, savunma sanayiinden Mavi Vatan’a kadar olan tercih ve başarıların, neden başka partilerin döneminde gerçekleşmediği sorusu ortaya konuluyor. Sonrasında yeni bir tanımla karşılaşıyoruz; Manevi Vatan.
“Tıpkı vatanın ve mavi vatanın korunması gibi, manevi vatanın da korunması gerekirdi; Ayasofya gibi.”
KÜRESEL ALT-ÜST OLUŞLAR
Metnin devamında, küresel ölçekte yaşanan alt-üst oluşlara dikkat çekilerek, güçlü bir ülke olarak ayakta olmak dışında bir alternatif olmadığı vurgulanıyor. Esasen gerek bu metin, gerekse dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması, tam anlamıyla bu tehditler ve dayatmak istediği şartlar karşısında gösterilecek tavra işaret ediyor.
“20 yıldır Ortadoğu coğrafyasında oynanan oyunun iki fay hattı vardır. Birisi etnik farklılıklar, diğeri mezhep farklılıklarıdır. Türkiye bu oyunun farkındadır. Sykes-Picot’nun ikinci perdesinin bu coğrafyada uygulanmasına AK Parti olarak müsamaha göstermedik ve asla göstermeyeceğiz.” Yaklaşık yüzyıl öncesine yapılan bu göndermenin, dikkatle tartışmamız gereken bir başlık olduğunu düşünüyorum.
Bu satırların yeni dönemde en azından Cumhur İttifakı tarafındaki Türkiye tasavvurunu net biçimde ortaya koyduğunu söyleyebilirim.
Kriz bölgelerine yönelik ilgi ve müdahalelerimizin; tarihi sorumluluklarımızın yanı sıra, güçlü bir Türkiye’nin olmazsa olmazı olarak tanımlandığını görüyoruz.
CUMHURUN PARTİSİ
Gelelim bu tasavvurla birlikte şekillenen, iç dengelere dair yaklaşımlara.
AK Parti’nin “Doğusuyla-Batısıyla, Türk, Kürt, Alevi, Sünni gibi farklı etnik yapı, mezhep ve kökenleriyle 85 milyon vatandaşın tümünün, kendisini içinde bulabileceği bir fikri çerçeve ve genel anlayışa sahip” olduğu belirtilerek şu tespit yapılıyor: “AK Parti herhangi bir zümrenin, etnik kökenin, sınıfın veya belirli bir coğrafyanın partisi değil, bir zadegân (seçkinler) partisi hiç değil; doğrudan Cumhurun partisidir.”
Bu tespitin devamında bugünün CHP’sine ve lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na bir gönderme var. AK Parti’nin devletin değil, milletin partisi olduğu belirtilerek “Türkiye’de esas itibarıyla sistemin sahibi olduğunu düşünen, kendilerini devlet partisi olarak görenlerin şimdi ortaya çıkıp 'helalleşiyoruz' demeleri siyasi gerçekliğe sığmaz.” mesajı veriliyor.
Sonrası ise seçim sürecindeki bazı tartışmalara cevap niteliğinde:
“Kendilerini bir devlet partisi olarak kodlamış olanların zihin dünyasında neler olduğuna geçmişte şahit olduk. Vatandaşın ne giyeceğine, nasıl konuşacağına, hangi okullarda eğitim alacağına, ne tür bir eğitim alacağına dahi karışan bu zihniyetin AK Parti gibi çoğulcu, özgürlükçü, kapsayıcı ve kuşatıcı olması; ötekileştirmeyen, dışlamayan bir tavırla milletin özgürlük alanlarının önünü açması mümkün değildir.”
MUHAFAZAKAR VE DEVRİMCİ
Uzun alıntılar yapmak yerine birkaç kavramlaştırmayı aktararak devam edeyim.
Mesela kendilerinin bizatihi “demokrasiyi demokratikleştiren” bir siyasi parti olduğu; öte yandan geçmişten bugüne “dönüştürücü reformculuk”tan “tamamlayıcı reformculuğa” ulaştığı belirtiliyor. Bunu da “muhafazakâr devrimciler” olarak başardıkları ifade ediliyor. Esasen bu reform vurgusu, kampanya sürecine dair de önemli bir unsur. “Bugüne kadar yapılanları daha üst bir çıtaya taşımak” anlamında bir kampanya diliyle yola devam edilecek 14 Mayıs’a kadar.
Metnin finalinde yine AK Parti’ye dair yapılan tanımlamaları da buraya alarak tamamlamak istiyorum. Çünkü her biri üzerinde epeyce tartışma yürütmeye aday .