Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        1983 yılında fakülteye yeni kaydolduğum sene, şu anda ülkemizin önemli tarihçileri arasında yer alan Prof. Şükrü Hanioğlu, o zamanlar “Dr. Abdullah Cevdet” üzerine yaptığı doktorasını tamamlamış, “İnkılap Tarihi” derslerimize giren, alanına hâkim, genç bir akademisyendi.

        Verdiği ilk dersi hiç unutamıyorum. Şuna benzer şeyler söylediği kalmış aklımda:

        “Arkadaşlar, bir yere, bir kâğıda -bu kâğıt kesekâğıdı da olabilir-, bir şey yazarsanız eğer, mutlaka altına tarih ve imza atıp bir yere saklayın. Yarın ne olacağınız belli olmaz. Türk münevverlerinin en büyük hatası hatırat yazmamalarıdır. Hatıralarınızı yazın ve saklayın. Ben Abdullah Cevdet’in bir iki mektubuna ulaşmak için birkaç kez New York’a gitmek zorunda kaldım.”

        ***

        Hatırata olan ilgim o derslerden sonra mı başladı bilmiyorum. Ama o gün bugün hangi kitapçıda hangi hatırat kitabına rastlasam mutlaka alıyor, okumaya çalışıyorum. Ve her kitaptan mutlaka bir yığın yeni şey öğreniyor, yakın tarihe ait olup bitenler konusunda ne kadar “cahil” kaldığımı görüp daha büyük bir şevkle yeni hatırat kitaplarını arıyorum.

        Geçen gün o kitaplardan birine daha rastladım. Eski Maliye Bakanı ve Meclis Başkanı Kaya Erdem’in hatıratına...

        Kaya Bey, kitabına “Demokrasinin İlk 50 Yılı” adını vermiş, alt başlığı “12 seçim, 37 hükümet, 4 darbe”.

        ***

        Kaya Erdem, 1960 yılının Nisan ayında Eskişehir Şeker Fabrikası’nda, izinde olan fabrika müdürüne vekâlet ediyor. İki yıl önce DP “Vatan Cephesi” ni kurmuş, 1960 yılına gelindiğinde “cepheye” katılanlar çoğalmış, yeni katılanların isimleri her gün radyoda okunuyor artık.

        Sıra Eskişehir Şeker Fabrikası’nın çalışanlarındadır. Kaya Bey “cepheye” katılmaz ancak çalışanların önemli bir kısmı gönüllü olarak katılır. Onların katılımından 20-25 gün sonra 26 Mayıs 1960 tarihinde Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, bazı bakanlar ve 20-25 kadar DP’li milletvekili büyük bir gövde gösterisi için Eskişehir’e giderler.

        Yokluk yılları... O vakitler her ilde bugünkü gibi lüks oteller, büyük lokantalar yok. O yüzden devlet erkânı gittiği ildeki şeker fabrikasının misafirhanesinde konaklıyor, yemeklerini orada yiyor, görüşmelerini orada yapıyor.

        Eskişehir’de de aynısı olur. 26 Mayıs’ı 27 Mayıs’a bağlayan gecede Eskişehir Şeker Fabrikası’nın misafirhanesinde büyük bir şölen düzenlenir. Heyet gece de orada konaklayacak.

        Yemek sırasında, Eskişehir Askeri Hastanesi’nin başhekimi tabip binbaşı da davetliler arasındadır. Kaya Bey daha önce de şahit olmuş. Buna benzer her önemli toplantıda, birkaç kadeh yuvarlayıp iyice kafayı bulan binbaşı her defasında söz alıp uzun bir nutuk irat ediyor.

        Doktor Binbaşı o gece de geleneği bozmaz. Ayağa kalkar, çok değil birkaç saat sonra darbe yapacak olan silah arkadaşlarının yakalamak için Afyon’a kadar peşine düşecekleri Başvekil Menderes’i yere göğe sığdırmayan uzun bir konuşma yapar. Konuşmasının sonunda da masanın üzerine koyduğu kırmızı gülü alır, Başvekil’in yanına giderek büyük bir zarafet ve saygıyla ona takdim eder.

        Adnan Menderes son derece mesuttur. Konuşma sırası ona gelir. O da o sırada kendisine karşı seslerini iyice yükseltmiş olan üniversite hocalarına “kara cübbeliler” diyerek yüksek sesle çıkışır.

        Yerler, içerler, herkesin keyfi yerindedir.

        Gecenin geç bir saatinde Başvekil ve zevat odalarına çekilir, misafirler de dağılır. Kaya Bey de evine gider.

        Gece saat 03.00-03.30 sıralarında misafirhane görevlisi, fabrika müdürü Kaya Bey’e telefon eder.

        Biraz önce Ankara’dan gelen telefon üzerine Başvekil ve misafirler Ankara’ya gitmek üzere alelacele kurumdan ayrılmışlar. Ancak odalarında da bazı eşyalarını bırakmışlar.

        Kaya Bey hızlıca misafirhaneye gittiğinde, Eskişehir Hava Üssü Komutanı ve bazı askeri yetkililerin kendisinden önce oraya geldiğini görür.

        Komutan, “Askeri darbe oldu” der.

        Birlikte Menderes’in kaldığı odaya giderler. Odada, var olan eşyanın tespitini yapan askerler vardır.

        Menderes’in yatağının başucundaki komodinin üzerinde bir gece lambası ve bir tarih mecmuası vardır. Belli ki yatmadan önce dergiyi karıştırmış. Komutan dergiyi alır, derginin sayfaları arasında, birkaç saat önce kendisini yere göğe sığdırmayan asker tabibin nutkundan sonra ona hediye ettiği kırmızı gül çıkar.

        Demek ki askerin ona verdiği gül onun için o kadar makbulmüş ki, odasına götürmüş, uyurken de okuduğu derginin sayfalarının arasına koymuş.

        Odasında bulunan eşyanın envanterine böylece iki şey daha eklenir.

        Bir tarih mecmuası, bir de gül!

        Adı olmayan tek şey yani...

        Sahi gülün adı niye yoktu?

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar