Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ATASÖZÜDÜR...

        Konu olgunlaşmamış veya yanlış bir zeminde oluşumunu sürdürmeye başlamış ise söylenir:

        “Bu pilav daha çok su kaldırır...”

        AK Parti’nin Anayasa taslağı için de söylenebilecek cümle bu olsa gerek.

        Taslağın ortaya çıkmasından sonra Ankara’ya hâkim olan havaya gelirsek...

        Başta yüksek yargı üyeleri olmak üzere, düzenlemelerin hangi amaca yönelik yapıldığına dönük kafalar karışıktı. Soru ise şöyleydi:

        “Bu bir demokratikleşme paketi mi, yoksa yüksek yargıyı dizayn etme mi?”

        Yaygın görüş ikincisiydi.

        Peki, yüksek yargı dizayn edilirken, AK Parti’nin bugüne kadarki uygulamalarına sıcak bakanlar da bu düzenlemeden hoşnut kaldı mı?

        Hemen belirteyim, AK Parti’nin geçmiş icraatını övenler dahi tepkiliydi.

        KANUNDAN UZUN

        Nedenine gelirsek...

        1982 Anayasası’nın maddelerinin uzunluğunu eleştirenler aynı hatayı kendi taslaklarında tekrar etmiş.

        Bununla kalınmamış bir de kanun, hatta yönetmelikle yapılacak düzenlemeler “geçici madde” haline getirilmiş.

        ÇELİŞKİLER

        Her şey bununla bitse iyi.

        Hukuk açısından taslakta ciddi çelişkiler de yer alıyor.

        Belli ki “AK Parti hakkında kapatma davası açılacağına yönelik kulis söylentileri” taslağı hazırlayanları da etkilemiş.

        Anayasa taslağı neredeyse bu durum göz önüne alınarak hazırlanmış. En dikkat çeken de siyasi partilerin kapatılmasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talep etmesi sonrası izlenecek prosedüre ilişkin.

        Başsavcı davayı açtıktan sonra bu parti hakkında Anayasa Mahkemesi’nin dava açıp açmama kararı, Meclis’te oluşacak bir komisyonun iznine bırakılmış.

        Komisyondan gereken oy çıkmaz ise davanın da açılamayacağı öngörülmüş.

        Bununla da yenilmeyip şu hüküm eklenmiş: “Komisyonun bu kararı, yargı denetimi dışındadır. Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler, hiçbir şekilde yeni bir başvuruya konu olamaz. Siyasi parti gruplarında ve TBMM’de izin konusunda görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.” Açıkça, Meclis’te oluşacak bir dönem sonra yerine başkalarının gelip farklı bir kararın altına imza koyabileceği komisyon, yargının yerine, hatta çok daha üstüne konulmuş. Hukuk devleti açısından tartışma yaratacak bir madde yaratılmış.

        İDAREYE DE ZIRH

        Bununla kalınmamış, aynı maddede milletvekillerinin Meclis kürsüsünde serbestçe konuşabilmelerine olanak getiren düzenleme yapılmış:

        “Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Meclis’te ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez.”

        Milletvekilleri için böyle bir düzenleme anlaşılır...

        Ancak “idare” yani hükümetin, başbakan, bakanların böyle bir eylem ve işlemi odaklaşmanın tespitinde nasıl gözetilemez?

        Bir genelge, yönerge veya emir, eğer kapatmaya konu olacak nitelikteyse ve ciddi sonuç doğuruyorsa nasıl odak olarak kabul edilemez?

        Başta da söylediğimiz gibi, tasarı daha çok tartışılır...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar