Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir süreden beri bazı medyada türban ile ilgili tartışmalara dikkat ettiniz mi? Daha doğrusu bu tartışmaların yüzde 90 ortalama ile nasıl bittiğine…

        Dakikalarca hararet içinde geçen sürecin sonunda fikrine başvurulanlar tartışmaları şu veciz sözlerle bitiriyor: “Türban sorunu toplumsal mutabakat veya uzlaşma ile çözülmeli.”

        Bravo…Türkiye’nin yıllardır çözemediği meselede saniyesinde teşhis ve tedavi gerçekleştiriliyor.

        “Uzlaşma ve toplumsal mutabakat….”

        Gerçekten tebrikler…Hiç aklımıza gelmemişti…

        Ama bunun nasıl olacağını anlatan yok…

        Ama ben bu tür bir ulvi sonuçla programı noktalayanların bununla ne demek istediğini anlatayım…

        “Türban sorununu tüm programda konuştuk, Ama içinden çıkamadık. E baktık olmuyor. Program da bitiyor. O yüzden, karizmayı çizdirmemek için bu sözle kaçışı gerçekleştirdik. Krizi çaktırmadan öteledik. Topu üstümüzden attık.”

        Şimdi kendimize dürüstçe soralım…

        Hükümetin de dahil olduğu bir taraf Anayasa değişikliği ile türbanı üniversitelerde serbest bırakmak istiyor. Bu konuda tutumları kesin…

        Diğer taraf da buna şiddetle karşı çıkıyor. A ve B şıkları var. Hiçbiri şıkkı şansı yok.

        Peki bu şartlar altında nasıl uzlaşma olacak? Sanal uyutma…

        Türkiye’de bence “uzlaşma”…, güç ekseninde “uzlaşmamak” fiilinin kökü olarak kullanılıyor.

        Bir diğer deyişle, biri diğerine uzlaşma adına isteğini kabul ettirecek. Kıyamet de kopsa güçlü olan kazanacak.

        Tıpkı geçmişte ülkenin diğer krizlerinde olduğu gibi..

        Böyle olunca da ne oluyor?

        Krizler falan çözülmüyor. Sadece ileri bir tarihe öteleniyor. Şöyle bir geçmişe bakın…bu tür krizler ve belirsizliklerden hangisi ilelebet ülkenin gündeminden kalktı. Hiçbiri..

        Türkiye’nin meselesi bir önceki yazımızda anlatmaya çalıştığımız gibi aynı masada oturan iki kişiden birinin elindeki viski ile diğerinin elindeki portakal suyunu “şerefe” diye birbirine hitaben kaldırmayı öğrenmesi.

        Ama bizde nasıl oluyor?

        Biri diğerinin elinden viski bardağını almaya, diğeri de alkolsüz portakal suyunu vurarak devirmeye çalışıyor. Herkes kendi içtiğini diğerine zorla içirmeye çalışıyor.

        Ya da içinden diş gıcırdatarak, “Şimdilik böyle olsun, ama ilk fırsatta sen görürsün” modunda bir sinirli bekleyiş başlıyor.

        Birbirine saygı ve en önemlisi güven eksikliği ileride ciddi kalp krizi riski getirecek ülkenin damar tıkanıklığını giderek arttırıyor.

        Toplumu geren parametrelerde en belirleyici olan siyasetçilerdir. Eğer sağduyu adına örnek olurlarsa ne ala…ama daha önceki örneklerde olduğu gibi toplumsal amigo gibi provakatif davranırlarsa zaten atmaya hazır sigortalar bir anda ülkede yangına dönüşebilir.

        Bu çerçevede, daha önce törenden kovulan türbanlı kız öğrenciyi arayan Başbakan Erdoğan’ın, İstanbul Esenler”de edebiyat öğretmeni tarafından Alevi olduğu için tartaklanan öğrencinin ailesini telefonla araması umut verici.

        Demokrasi ile ilgili en beğendiğim sözlerden biri…”Demokrasi benim burnumun başladığı yerde senin yumruk atma özgürlüğünün bitmesidir”

        Biz de yumruk ne kelime….demokrasi ağız burun dağıtırcasına birbirine girişme seviyesinde…

        “Türbanı serbest bıraktırırsam, ileride diğerlerinin de kafasını kapattırırım veya içki içmeyi yasaklatırsam, şehirlerarası otobüslere yolda namaz molası zorunluluğu getirirsem şeriatın da kademeli olarak önünü açarım” mantığındakileri içimizden ayıklamamız gerekiyor.

        Buradaki ince çizgi, türbanı kendi hür iradesi ile takan kızlarımızın başkalarının elinde siyasi araç olmasından da kurtulması ve bu tür mihraklara yem edilmemesi. Yoksa, kimin bu kızlarla problemi olabilir…

        Ayrıca, hükümetin nasıl türban takan kızlara sahip çıkıyorsa, toplumun diğer kesimlerini de samimi bir şekilde kucaklaması da çok hayati...

        O yüzden, Başbakan Erdoğan, Alevi öğrencinin ailesini aramakla önemli bir adım attı.

        Bu tür samimi adımlar gerçekten ülkede o meşhur ve maalesef içi boşalan “uzlaşma” kelimesinin de daha bir ayağı yere basar hale gelmesini sağlayacaktır. Bu aynı zamanda, en gerekli olan güvenin oluşmasını beraberinde getirecektir.

        Bu ülkede aslında bunları bile tartışabiliyorsak, bütün bunlar laik ve demokratik düzenin erdemi…

        Yani...o şifre meşhur sözde olduğu gibi…demokraside birbirimize dokunmadan yumruk atabilmeyi öğrenebilmede…

        metehandemir@haberturk.com

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar