'Prestij'in aksiyon görmüş kardeşi
‘Ocean’s Eleven’dan beri gelmiş en zeki suç/soygun ekibinin maceraları, “Prestij”in izinde üretilmiş bir caper/dolandırıcılık aksiyonu ya da Harry Houdini alışkanlığını David Copperfield’a çeviren bir sihirbaz filmi olarak özetlenebilir. “Sihirbazlar Çetesi”, belki de yaz sezonunun en orijinal senaryosunu ‘sihirbaz’ ve ‘dolandırıcı’ karakterlerle oluşabilecek bütün motifleri bir araya getirerek keyifli bir karışımın parçası haline getiriyor. Aksiyonu, temposu, mizahı, fantastikle ilişkisi ve zeka yapısıyla da herhangi bir anında es vermeden, Hollywood alışkanlığının ve estetiğinin dışına çıkıp kaybolmadan kendini izletmeyi beceriyor. Haftanın ‘kitle sineması’ tercihi olarak önerilebilecek “Sihirbazlar Çetesi” yarın vizyona giriyor.
Ed Solomon-Boaz Yakın-Edward Ricourt imzalı senaryosuyla ‘tahminen’ yaz sezonunun en özgün projesi olarak anılacak “Sihirbazlar Çetesi” (“Now You See Me”, 2013), bu heyecanı perdeye taşıyan bir seyirlik sunmayı beceriyor. Büyük oranda etraftaki birçok türden parçaları iç içe geçiren melez omurgasıyla da, ‘fotofiniş’te sıkıntılar yaşasa da, her parçası ayrı bir tada dönüşen bir bütün çıkarmayı beceriyor. Mizahın, aksiyonun, üçkağıtçılığın, sihrin ve internet teknolojisinin bir araya geldiği evren günümüz kitlesini tatmin edecek.
Melez harmanın senaryo matematiği iyi planlanmış
Louis Leterrier’nin büyük bütçeli film çekme, aksiyon depolama alışkanlığı ise 116 dakikada çok da sırıtmayan bir sonuca ulaşıyor. Öncelikle karşımızdaki binanın inşa sürecinde ‘sihirbaz filmi’ kavramından beslenen, onun ‘dolandırıcılık filmi’ ile ‘özbeöz’ ilişkisini kullandıktan sonra ‘soygun’ motifini ve ‘aksiyon’ sahnelerini arka arkaya ilave eden bir eser var. Bunu yaparken de küçük suçların peşindeki dört, belki de ‘maddi sorunları olan’ karakteri bir araya getiriyor.
Yönetmen, dolandırıcı timi ya da sihirbaz ekibinin vukuatlarını senaryo matematiği üzerine uğraşılmış, kurgusu için incelikli planlar yapılmış katıksız bir Hollywood filmine dönüştürüyor. Herkesin birbirini gammazlamadığı evrende elbette Tarantino, Boyle, Ritchie, Coen Kardeşler gibi yönetmenler kadar derin şeyler söylenmiyor. Ama popcorn sineması ya da kitle seyirliği denen şeyin doğru ve keyifli bir karşılığı sizleri bekliyor. Büyük soygunlarla ilgilenen ‘soygun filmi’nden ziyade onun akrabası ‘caper film’ ile akrabalık da bu noktada çekici bir ‘alt katman’ haline geliyor. ‘Robin Hood’un zenginden alıp fakire verme anlayışı adeta ‘David Copperfield’ dönemine transfer oluyor.
Sihirbaz filminin hakim bir türe dönüşmesi zor
İlk olarak filmin “Sihirbaz” (“The Illusionist”, 2006) ve “Prestij” (“The Prestige”, 2006) ile stüdyolarda çıkış yapmaya çalışan bir alana tutunduğu söylenebilir. Genelde ‘büyücülük’ ile karıştırılan ‘sihirbazlık’ aslında ‘Houdini’ adıyla da örgütlenebilecek bir başka geçim kaynağı. Özellikle 19. yüzyılın sonunda ve sanayileşmenin devreye girmesiyle panayırlarda bir kısım bu iş koluna tutunan kişinin varlığıyla bir ‘gösteri sanatı’na dönüşmüştü.
Sinemada ise 1950’lerde çekilmiş Houdini biyografisini saymazsak çok da türe dönüşme, temsil edilme şansı bulabilmiş değil. Bu sebeple de genelde ‘dolandırıcılık filmi’nin alt-alt türü olarak anıldığı söylenebilir. Şablonlarını da o kaynağa bağlı olarak ayarlar. Suç filminden ortaya çıkan bu format, büyük oranda ‘neo-noir’a geçilen dönemin arifesinde çeşitli eserlerde bu konudaki ‘damak tadı’nı arttırmaya yararken ‘komedi’yle ilişkisinden fazla taviz vermemiştir.
Dolandırıcı ekibinin izinde canlanan motifler neler?
Bunun sonucunda alt formüllere açılmaya ya da bambaşka türlerle melez yapılar oluşturmaya başladı. Örneğin ‘dolandırıcı çifti’, ‘tek bir dolandırıcı’ veya ‘dolandırıcı ekibi’ kullanmak başlı başına bir süreç iken, kumar ile, soygun ile veya başka suçlarla ilişki kurmak ise ‘motifsel’ bir tercih anlamına geliyordu. Bunun yanında tarihin çeşitli dönemlerine uyarlandı, politik bir vizyon da salgıladı.
Ama esasen sanki “Belalılar” (“The Sting”, 1973), “House of Games” (1987) ve “Gerizekalılar” (“Idioterne”, 1998) gibi iddialı örnekleriyle anılıyor gibi. Zaten 2000’lerde de “Bloom Kardeşler” (“The Brothers Bloom”, 2008) gibi bu harmanı hakkıyla masalsı bir yaklaşıma kavuştururken postmodern özellikler taşıyan bir eser de mevcuttur.
‘Matrix’ ve ‘X-Men’ ile akrabalık kalıcı mı?
“Sihirbazlar Çetesi” ise işe ‘20. yüzyılın başı’ alışkanlığını yıkarak yeni milenyumda dinamik bir dolandırıcı ekibini bir araya getirerek başlıyor. Ardından onun önüne iki motif yerleştiriyor: Birincisi banka soygunu, ikincisi ise sihirbazlık güdüsü. Gerçek birer dolandırıcı olan bu tiplemelerin, zamanla süper kahramanlaşacak kadar ‘güç’lenir gibi olmaları günümüze uyum sağlama arayışını hissettirirken, başlangıçtan itibaren onları toplayan kişinin kim olduğunu öğrenemiyoruz.
Büyük oranda da ‘Matrix’ ve ‘X-Men’ ile akrabalık kuran bir omurganın yamacında bekleyen süreci deneyimliyoruz. Ama mizah çok öne çıkmadan yan motife dönüşürken, büyük oranda aksiyon formülü tersyüz eden esas unsur. Zira önceki sihirbaz filmlerinde, dolandırıcılık filmlerinde veya caper filmlerinde çok görmediğimiz bu tür, böylece caper/dolandırıcılık aksiyonu alanında keyifli ve modern bir hedef belirliyor.
David Copperfield’ın karıştığı toplam böylece modernize ediliyor
Bu konuda aslında işi ‘David Cooperfield’ın sihirbazlık gösterilerine kadar götürüp, Las Vegas gören bir süreç sunup işin ‘panayır eğlencesi’nden çıktığını anlatmak önemli. Ama o merkezi sahnelerdeki ‘olağanüstü’ yaklaşımların ‘sanal gerçeklik’ ile yoğrulması, beklendiği kadar ‘yakın temas’la gerçekleşmiyor. Ancak baştan sona bütün oyuncuların, polisiydi suçlusuyla, kadınıydı genciydi fark etmeksizin senaryonun içinde suçluları ve sürprizleri albenisi yüksek bir tüketilirliğe emanet ettiği söylenebilir. Isla Fisher’dan Mark Ruffalo’ya, Jesse Eisenberg’den Morgan Freeman’e, Mélanie Laurent’dan Michael Caine’e kadar onların hiçbiri aksamıyor. Dave Jones dışındaki oyuncular ‘inandırıcı performans’ ve ‘uyum’ kurallarını yerine getiriyor. Final de senaryonun deyişini yıkmadan ‘tamamlayıcı unsur’a dönüşüyor.
Leterrier’nin varlığı aksiyonu öne çıkarırken ‘teknolojik caper/dolandırıcılık aksiyonu’ndan ziyade ‘caper/dolandırıcılık aksiyonu’nu gözümüzün önünde canlandırıyor. Sihirbazlıkta olacak türükler böylece iki kardeşin çekişmesi ve tarihsel bir yükselmenin ardından böylesi bir modernizmle harmanlanıyor. Ne Christopher Nolan’ın ne de Neil Burger’ın denemelerinin yanından geçen eserin, ‘Ocean’s Eleven’ zekasında bir suç ekibini, geleneksel tür denemelerinin izleğini değiştiren bir yapıyı ve ‘sihirbazlık-banka soygunu’ motiflerinin arasındaki köprüyü çok iyi kullandığı kesin.
Gösteri sekanslarının yarattığı duygu akıllardan çıkmayacak bir haşmetle sunuluyor
Üst düzey bir blockbuster seyirliğiyle tüketilirken de aslında sonucunu umursamamış gibi gözüküyor. Leterrier’nin eğlenceliği büyük oranda satarken final noktası biraz fazla garantici, ama sihir suçu adına teşvik ederken, herkesin iç içe geçtiği düzen ve sistem adına da sorunlarını anlatmayı biliyor.
2.35:1’de paralel kurgunun merkezi anlatı aracına dönüştüğü, köprü sekansının doğallığıyla zirve yaptığı, sahnelerde vinç kameranın sürekli tansiyonu ayakta tutma adına kaydırmaları öne çıkardığı, zaman zaman alt açının ‘kara film’ algısına geri dönüşü salgıladığı ve en önemlisi de birçok karakterin bir araya gelişindeki ‘en ufak bir nokta’nın dahi atlanmadığı bir zanaat bu konuda değerli. Hatta açılış ve kapanış sekanslarındaki ‘öznel kamera’ çekimlerinin ‘hipnoz’a yaklaşması bile yeterli olabilir! Leterrier’nin memuriyeti demek zaman zaman işe yarıyor. Özellikle de ‘gösteri’ sahnelerinin görkeminin hareketli kameranın tutarlılığıyla yoğrulduğu anların, ‘interaktif güdü’yle de bütünlendiği sekanslar zihinlerde yer edebilir.
FİLMİN NOTU: 6.5
Künye:
Sihirbazlar Çetesi (Now You See Me)
Yönetmen: Louis Leterrier
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Woody Harrelson, Morgan Freeman, Isla Fisher, Mark Ruffalo, Mélanie Laurent, Dave Jones
Süre: 116 dk.
Yapım yılı: 2013