Titanlar, Tanrılar ve insanlar
11 KASIM FİLMLERİ
“300 Spartalı” ile “Titanların Savaşı”nın yaptıklarını bir araya getiren serbest bir mitolojik savaş filmi, kılıç-büyü filmi ya da fantezi-epik denebilir. “Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı”, Tarsem’in Caravaggio’nun resimlerinden oluşturduğu estetikle entelektüel zenginlik kazanırken, kuşaklar arası iktidar mücadelesinin en temeline inmesiyle de evrensel ve anti-militarist olabilmiş. Ancak yönetmenin ‘yöresel efsaneler’i resim estetiği ile sinemalaştıran Sergei Parajanov’un izini sürdüğü kariyerinde “Hücre”nin ötesine halen geçemediği de bir gerçek. Bu durum Tarsem’in içine girmenin her daim ‘keyif’ olduğu özgün evreninde yine bu heyecanı duymamızı sağlıyor belki. Ancak sinema tarihinde gördüğümüz örneklerle karşılaştırınca “Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı”nın ulaşmak istediği bütün konusunda belli kısımlarında bir ‘gramersel başıboşluk’ sezdirdiği söylenebilir.
Barok resim ve mimaride büyük etki yaratan Caravaggio, 16. Yüzyılı kasıp kavuran, ‘chiaruscuro’ teknikli (kara filme de esin kaynaklığı yapan gölge oyunu odaklı bir teknik) ve yakın çerçeve mantıklı çizimleriyle bir ekol yarattı. Kimi kaynaklarda Caravaggio’culuk olarak da anılan bu ‘resim türü’, bir bakıma postmodernizm algısının da önde gelen kaynakları arasında sayılır. Resim estetiği ile çektiği filmleriyle bildiğimiz Hintli yönetmen Tarsem Singh de gerçeküstücü polisiye filmi ve peri masalı filminden sonra bu sefer kafayı kılıç-büyü filmine takmış belli ki.
“Titanların Savaşı”nın Caravaggio estetiğiyle çekilmiş hali gibi
‘Yüzüklerin Efendisi’ (‘The Lord of the Rings’) sonrası Hollywood’a iyiden iyiye sızan ve son dönemde mitik figürler üzerinden incelemeye alınan bu alt tür, “Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı” (“Percy Jackson & the Olympians: The Lightning Thief”, 2010) ve “Titanların Savaşı” (“Clash of the Titans”, 2010) gibi devam filmlerini izleyeceğimiz safkan örnekler de verdi. Ancak esasen “Beowulf: Ölümsüz Savaşçı” (“Beowulf”, 2007) ile anılmayı hak eden bir yoldan geçti. “Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı” (“Immortals”, 2011) da sanki tüm bu ürünlerin Caravaggio estetiğiyle çekilmiş hali gibi.
“300 Spartalı”nın (“300”, 2006) fantezi-epik gerekleri ile “Titanların Savaşı”nın ‘Titanlar, Tanrılar, insanlar’ motivasyonunu bir araya getiren eser için ‘ayrıksı bir görsel şölen’ tanımı yapılabilir. Ancak buna ulaşırken tarihi-epiklerde gördüğümüz geniş alanda geçen bol figürasyonlu ve görkemli savaş sahneleri ya da çatışma sahneleri sunmuyor. Aksine bir yarımadaya sıkışan Poseidon’un kaslı oğlu Theseus’un o ‘daraltı’da yaşadıklarını ele alıyor.
Parajanov’un tür sineması ayağı
Yüksek bir teknolojik açılım sağlarken ‘detaylar’la seyircisini kavramaya çalışıyor. Sinemaskop yerine onun bir alt oranı 1.85:1’i kullanan eserin, bu sayede mekanın üzerinden oluşturduğu tabloların ve mağaraların içinde kaydırma hareketiyle resmedilen boğucu savaş sahnelerinin işlevini arttırdığı kesin. Böylece görkem aşılayan geniş açı merceklerin yerini orta-dar ölçekli mercekler almış.
Aslında bir bakıma Gürcü yönetmen Sergei Parajanov’un empresyonist resim estetiği ile ‘yöresel efsaneler’e yaptığını tür sinemasının içine sokan yönetmenin, onun ‘her daim tam ekran-TV formatı’ (1.33:1) kullanımına benzer bir ‘rötuş’ uyguladığı söylenebilir. Bu konuda da görsel anlamda hakim olduğu bir gerçek.
Savaş karşıtı bir mitik mücadele
Bu parantezi kapatınca “Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı”nın yukarısı ile aşağısı arasında geçen, Herkül’den sonra en kaslı mitik kahramanın varlığıyla yürüyen Hyperion-Theseus mücadelesinin temsili olarak okunması mümkün. “300 Spartalı”nın yavaş çekimde çizgi romansı-plastik kan kullanımını ve savaş sahnelerini dar alana sıkıştırma geleneğini transfer eden eserin, genelde üst açı ve kaydırma hareketiyle estetik güdü salgıladığı görülebiliyor.
Tarsem’in filmini çekerken karakterleri ‘resim tablosu’na sıkıştırıp yukarıdaki bir şeyin altında göstermesi de çokça rastladığımız bir durum. Zaten düello ve çatışma sahnelerinin geniş plandan dar-orta ölçekli merceklerle çekilmesi bir bıkkıntı hissiyatı yaratıyor. Finaldeki sahnede ‘dökülen kanların her yerde aynı olduğu’ üzerine giden anti-militarist tavır ise dramatik yapı için fazlasıyla ‘tamamlayıcı’ bir unsur haline gelmiş.
Excalibur kılıcı yerine Epirus yayı
Her şeye rağmen Tarsem’in bütün bu ihtişam yüklü sanat yapıtı hedefinde, Stanley Kubrick (Bkz. “Barry Lyndon”), Andrei Tarkovsky (Bkz. “Andrei Rublev”) ve Sergei Parajanov gibi bu konuya kafa yormuş ustalar kadar entelektüel bir yön belirlediğini söylemek pek kolay değil. 10 senedir çıtayı yükseltmesi beklenen yönetmenin yine o noktaya ulaşamadığı kesin. Bu da filmin mitik dünyada koşuşturan-konuşan insanların bu ‘karanlık’ resim estetiğiyle sarılmasını en fazla ‘serbest vezin’ olarak okunmasını sağlıyor. Parajanov’a yakın durması ise anlatıcı sesiyle durumu, bir masal ya da efsane adı altında kavramasına önayaklık etmiş.
“Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı”, tüm bunları yaparken Poseidon’undan Zeus’una, Theseus’undan Athena’sına, Hyperion’undan Apollo’suna gerçek bir mitik kahraman patlaması da yaşatmış. Bunların tamamının Epirus yayı gibi Kral Arthur hikayesinin Excalibur kılıcı hesabı bir ‘büyülü obje’ etrafında toplanması, aslında günümüz dünyasında böylesi kılıç-büyü filmlerinin ‘mitolojik oranı yüksek’ bir noktada birleştiğini kanıtlıyor.
Sinemada mitolojiyi bu kadar serbest ele alan bir başka film bulmak zor
Tarsem de zaten bunun farkında bir görüşle; Zeus’u her türlü dönüşümü yapabilen, sürekli genç bir mizaca layık bulurken, Athena ve Poseidon gibi onun soyundan gelen Olimpos Tanrılarını da Pantheon’da aynı mantığın temsiline dönüştürmüş. İnsanların Tanrılaşma durumunu ‘gerçek’ görüp bilimsel kuralları reddederken, titanların temsilcisi Hyperion’un mücadelesini ise ‘kuşaklar arası çatışma, iktidar ve engelleme’ noktasında tartışmaya açmış.
Yönetmenin yavaş çekim, üst açı, orta ölçekli mercek, kaydırma ve ışık oyunu gibi şeylerin bütününden oluşturduğu estetiğin; mitik dünyaya, bu hikayelerin konuşulduğu dönemde çıkan Caravaggio’yu uygun gördüğü için çok devrimci olmadığı bir gerçek. Ancak yine de yaptığı şeyin hakkını verirken biraz kitle simarlığıyla yıkılmasını saymazsak takdire şayan bir serbestlik ve gerçek dışılık görebiliyoruz. Zira mitolojik gerçekleri bu kadar tabanından ele alabilen bir başka büyük bütçeli film daha görmek zor.
Devrimci değil ama kült olabilir
Bu sebeple tepeden tırnağa incelenmesi şart bir ‘ölümsüz olma resitali’ var karşımızda. Anlatıcıyı kısıtlı tutarken yarımada üzerinde oluşturduklarıyla dikkat çekip birleştirdikleriyle de işlevsel olan “Ölümsüzler: Tanrıların Savaşı”nın önemli sevaplarından biri de, iktidar mücadelesinde en temele inip politik dayatmaları ya da alegorik temsilleri bir kenara bırakması. Genç ve tecrübesiz oyunculara az para harcanması ve teknik donanıma daha yüklü bir bütçe ayrılmasıyla projenin amacını açık ettiği de kesin.
Ancak “Hücre”nin (“The Cell”, 2000) gerçeküstücü polisiye dünyasının üzerinde bir fantezi-epik görüşünden bahsetmek zor burada. Zira yapılmak istenen şey tam anlamıyla tutmazken, sadece işçiliğe odaklanınca belli noktalarda ‘gramersel başıboşluk’ darbesi yenmiş. Filmin, ilerleyen dönemde alanında devrimci değil ama kült bir eser olacağını iddia edebiliriz.
Yönetmenin ise Parajanov etkisindeki kariyerinde polisiye, peri masalı ve fantezi-epik kavramlarını hatmettikten sonra bambaşka bir türü hedef alacağı keskin bir gerçek. Tabii unutmadan itiraf edelim: 2012’de vizyona girecek Tarsem etiketli ‘Pamuk Prenses’ uyarlaması “Mirror, Mirror”ı, Burton’ın “Alis Harikalar Diyarında”sı (“Alice in Wonderland”, 2010) ile karşılaştıracağımız günü şimdiden iple çekmeye başladık.
FİLMİN NOTU: 6.5
Künye:
Ölümsüzler (Immortals)
Yönetmen: Tarsem Singh
Oyuncular: Henry Cavill, Luke Evans, Freida Pinto, Isabel Lucas, Mickey Rourke, John Hurt, Kellan Lutz
Süre: 110 dk.
Yapım Yılı: 2011
NEDEN GÖRÜNMÜYOR?
1930’larda Bela Bartok’un ülkemize geldiğinde gördükleri ile günümüzden bir öyküyü iç içe geçirip arasındaki bağları arayan, bir ‘hikaye anlatma sineması’ ürünü. Ancak yönetmenlik koltuğunda Ali Özgentürk’ün oturması şaşırtmasın. “Görünmeyen”, bunu Hollywood gelenekleriyle yoğurarak ilerleyen bir tarihi-dram olma yolunda emin adımlar atmış. Yönetmenin “Mektup”, “Balalayka”, “Kalbin Zamanı” ve “Yengeç Oyunu” derken zamanla daha da ‘dibe vuran’ kariyerinin kurtarıcı olursa şaşırmamak lazım. Sosyopolitik metinleriyle ise ülkemizdeki sansür, ötekileştirme ve hor görme gibi günümüze de uzanan önemli konulara parmak basmış.
2. Dünya Savaşı arifesinde 1936 yılında, müzisyen Bela Bartok’un (ya da nam-ı diğer ‘görünmeyen’in) ülkemize geldiği dönem ile günümüzden bir aşk hikayesini üst üste kurgulayan, bundan da bağdaştıracak zeki anlar bulan bir eser. Türk sinemasının ikinci jenerasyon yönetmenlerinden olan ancak 80’lerin başındaki yükselişini son 15 senede sürdüremeyen Ali Özgentürk burada gerçek bir sinematografik bilinçle yol almış.
Amerikan hikaye anlatma sinemasının gereklerini yerine getiriyor
Macar görüntü yönetmeni Marton Miklauzic’in katkısıyla ‘kayırma’, ‘ötekileştirme’ ve ‘sansür’ gibi Türkiye’de gelenekselleşmiş meseleleri iki devreli masaya yatırmış. 2.35:1 sinemaskop formatında yüksek prodüksiyon kalitesiyle dikkat çeken eserin teknik ekibin yetisiyle Amerikan hikaye anlatma sinemasının gereklerini yerine getirdiği kesin. Özellikle girişteki ‘trenler arası geçiş’ten başlayan süreç fazlasıyla işlemiş.
Sanata verilen değer üzerinden start alan hikaye yapısında Kıraç’ın müziklerinden de güç alan anlatının, Udo Kier’in belki de uzun zamandır ilk kez ‘vücuduna karakter geçirme’ özeniyle işlevkar durduğu görülebiliyor. Bu doğrultuda ülkemizdeki ‘görünmeyenler’ üzerine sosyopolitik mesajları olan bir ‘ana akım hikaye anlatma sineması’ ürünüyle yüzleşiyoruz. Belli ki Özgentürk’e 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinden aldığı maddi destek yaramış.
FİLMİN NOTU: 5.5
Künye:
Görünmeyen
Yönetmen: Ali Özgentürk
Oyuncular: Udo Kier, Muhammet Uzuner, Gürgen Öz, Hakan Eratik, Sezen Eray, Halil Ergün
Süre: 120 dk.
Yapım Yılı: 2010
TÜRKİYE’NİN TARKOVSKY’Sİ OLACAK MI?
2008’de Hayata Dönüş Operasyonu’nun kurbanlarından birinin Karadeniz köyündeki ‘yabancılaşma’sını ses ile görüntülerin öne çıktığı ruhsal-öznel bir yapıya oturtmuştu Özcan Alper. Böylece “Sonbahar”, Türk sinemasının yeni jenerasyonunun ‘usta yönetmenlerden etkilenme’ duruşunda Tarkovsky ayağını oluşturuyordu. “Gelecek Uzun Sürer” de yönetmenin aynı sevdasını sergilerken bu sefer Güneydoğu’ya Kürt meselesini ‘araştırmak’ için giden ve bunu soyut bir örgü ile yapan bir öğrencinin hikayesine uzanmış. Birçok sahnesini izleyip ‘Türk sinemasına sınıf atlatacak’ diye düşünebileceğimiz film, maalesef JİTEM meselesinden başlayıp süregelen ‘haksız kıyım-yargısız infaz’ meselesini ‘didaktik’ ve ‘diyalog odaklı’ bir dramatik damarla desteklemiş. Bu da Alper’in okyanusu geçip denizde boğulmasını sağlamış.
Eylül başında 36.Toronto Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinde izleyip kaleme aldığım filmin yazısına şu linkten ulaşabilirsiniz:
Yazıya ulaşmak için tıklayınız...FİLMİN NOTU: 5.5
Künye:
Gelecek Uzun Sürer
Yönetmen: Özcan Alper
Oyuncular: Gaye Gürsel, Durukan Ordu, Sarkis Seropyan, Osman Karakoç
Süre: 108 dk.
Yapım yılı: 2011
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
Allah’ın Sadık Kulu: Barla: 3.5
Almanya’ya Hoşgeldiniz... (Almanya – Wilkommen in Deutschland): 5.5
Anadolu Kartalları: 2.2
Arabalar 2 (Cars 2): 5.5
Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins): 4.8
Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm: 3
Bendeyar: 1.8
Bir Gün (One Day): 6.3
Bir Tutam Cennet (A Little Bit of Heaven). 3.3
Bir Zamanlar Anadolu’da: 7.7
Conan (Conan the Barbarian): 4.9
Çelik Yumruklar (Real Steel): 2.8
Çılgın Aptal Aşk (Crazy, Stupid, Love.): 6.1
Goethe’nin İlk Aşkı (Goethe!): 3.4
Hayat Sana Güzel (The Change-up): 3.8
İkili Oyun (The Double): 4.1
İstanbul (Isztamboul): 4.2
Johnny English’in Dönüşü (Johnny English Reborn): 4
Karadedeler Olayı: 5.4
Killer Elite: 3.9
Korku Evi (Dream House): 2.3
Korku Gecesi (Fright Night): 3.5
Kovboylar ve Uzaylılar (Cowboys and Aliens): 4
Kötü Öğretmen (Bad Teacher): 5.2
Kule Soygunu (Tower Heist): 4.3
Mühürlü Köşk: 0.7
Oğul: 4.2
Paranormal Activity 3: 5
Paris’te Gece Yarısı (Midnight in Paris): 5.8
Saç: 7.8
Salgın (Contagion): 7.4
Son Durak 5 (Final Destination 5): 4.8
Şangay (Shanghai): 5.5
Şey (The Thing): 3
Şeytanın İkizi (The Devil’s Double): 2.6
Şeytanın İni (Red State): 5.5
Tenten’in Maceraları (The Adventues of Tintin): 5
Üç Silahşörler (The Three Musketeers): 4.1
Zamana Karşı (In Time): 6.9
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.
keremakca@haberturk.com