Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ‘Başkan seçilme yolunda dini inanışını değiştirmekten tutun şantaja ve cinsel tacize kadar her şeyi yapmak doğru mudur?’ ya da ‘demokrasideki siyasi idare sisteminde ikiyüzlülük samanaltı edilebilir mi?’ sorusunu soran bir politik-dram. “The Ides of March”, muhalif kimliğiyle tanınan George Clooney’nin kalıbına uygun diyalog ve oyuncu odaklı yönetmenlik stilinden güç alan bir eser. Bu noktaya ulaşırken de ismini aldığı Julius Ceasar’ın ‘dolunaya dikkat!’ lafını ‘alegorik’ bir çerçeveye oturtmuş. Bu görüşün eski yönetim biçimlerindeki ‘kanlı ve ilkel iktidar savaşları’nda olabileceği üzerine keskin bir politik damar belirleyerek yol almış. Oscar yarışında da çok can yakacağa benzeyen “The Ides of March”ı George Clooney’nin yanı sıra Ryan Gosling, Philip Seymour Hoffman, Paul Giamatti, Evan Rachel Wood ve Marisa Tomei’nin de katıldığı 36. Toronto Film Festivali’ndeki Amerika prömiyerinde izledim.

        Bir taraftan Hollywood’da ‘Post-Irak dönemi’ sürerken belki ‘bıkkıntı’, belki de ‘kendini tekrar etme’ sebebiyle, farklı politik açılımlara sahip projelerin de varlığına alışmaya başladık. 1950’ler Amerika’sının komünizm meselesine “İyi Geceler İyi Şanslar” (“Good Night, and Good Luck.”, 2005) ile açılım yaptığına tanıklık ettiğimiz George Clooney, yeni projesinde 2000’lerde geçen bir seçim filmine el atmış. Günümüzde iki demokrat adayın çekişmesine odaklanan “The Ides of March”ın içeridekilerin ya da üsttekilerin yozlaşmasını öne çıkarma amacıyla yanıp tutuştuğu söylenebilir.

        Oyuncuların ve meselenin parlamasıyla yol alıyor

        Genelde belli dönemlerin estetiklerini kullanmaya çalışan bir hikaye anlatıcısı olarak kendine üslup belirleyen yönetmen, bu sefer diyalog ve oyuncu yönetimi odaklı yapısından 2.35:1 formatında renkli bir sonuç üretmiş. Sidney Lumet ile Mike Nichols’ı akla getiren bir yönetmenlik yaklaşımı sergilemiş. Bu duruma Gosling’den Tomei’ye, Wood’dan Giamatti’ye uzanan oyuncu kadrosu büyük oranda eşlik etmiş. Yönetmenin de soğukkanlı duruşuyla steadicam ve sabit kamera tercihlerinin yanında renk kullanımı, yavaş zoom hareketleri ve ölçek-açı yerleştirme konusunda gerçek bir ‘denge’ tutturduğu söylenebilir.

        Buna istinaden oyuncular arasındaki etkileşimi ve filmin meselesine dair inancını daha yüksek bir noktaya taşımış kendisi. Uzun lafın kısası bu yaklaşım eldeki eserin ‘omurgasındaki mesajı öne çıkaran yapıt’ tümcesiyle dikkat çekmesini sağlamış. Mike Nichols’ın 2000’lerdeki ‘teatral’ duruşunu andırdığı anlarda belli zigzaglar yaşasa da “The Ides of March” genel anlamda işçilik açısından temiz bir film.

        Demokrasi ile imparatorluk arasında ne fark var?

        Ancak esas olan nokta elbette buradan ulaşılan politik sonuçlar. Clooney’nin kendi canlandırdığı vali Morris’in ‘ilk demokrat başkan’ olma çabasını Obama’nın başkanlığıyla özdeşleştirmek mümkünken, filmin imalı isminden Julius Ceasar’ın öldüğü gün söylediği ‘beware the ides of march’ (dolunaya dikkat edin) lafı noktasında belli sonuçlar çıkarmak mümkün aslında.

        Fakat bizce bunlardan ikincisinin izinde, eski çağlardaymış gibi yürüyen bir koltuk, güç ve iktidar sevdasının peşine takılmış film. Dolunayın da ‘her şeyin açığa çıktığı ama dışarıya sızamadığı siyasi sistem’ portresini temsil ettiği kesin. Roma İmparatorluğu dönemindeki sistemsel süreçte olduğumuzu anlatmaya yarayan bu açılım, hiçbir şeyin değişmediğine vurgu yapmış.

        Siyasi bireylerin yozlaşmış dünyasına açılan kavramlar

        Bu noktaya ulaşırken de tecavüz, arkadan bıçaklama, şantaj, sızıntı, cinsel taciz gibi kavramlardan beslenen yozlaşmış bir ilişkiler yumağı sunmuş “The Ides of March”. Morris’in ve rakibi olan bir başka demokrat adayın seçim işlerini yürüten karakterler arasındaki ilişki o kadar ‘çorap söküğü gibi’ hale gelmiş ki bir türlü ucunu yakalayamıyoruz.

        Buna ulaşırken yönetmenin ‘locked-down shot’ alma zekası, müzik kullanma güdüsü, steadicami yürüyen karakterlere yerleştirirken tonlamayı ayarlaması gibi öğelerle birlikte bir temposal özgürlük ve kıvraklık sergilediği de unutulmamalı. Zira eldeki her türlü noktaya gidebilecek tiyatro oyunu uyarlaması metin, birkaç sahne dışında neyse ki böyle bir açmaza düşmemiş.

        Sistemin dişlileri masumları da lime lime ediyor

        Bunda genelde orta plan çalışan yönetmenin, arkasına yeni Al Pacino olma sevdasındaki Ryan Gosling’in çok boyutlu performansı ile Evan Rachel Wood’un kendi sahne kimliğine uygun ‘masum’ duruşunu alınca bütün detaylar tamamlanmış gibi. Aslında “Kirli Yarış” (“Primary Colors”, 1998) havasında tipik bir seçim filmi gibi başlasa da kendi içinde tutarlı bir politik-dramaya dönüşmesini sağlayan yollar seçmiş “The Ides of March” kendisine.

        Bu da ‘zafere ulaşmak, başkan olmak için her yol makbuldür!’ cümlesinin etrafına ‘dolunay’ deyimini de alarak yerleştirilmiş. Zira filmin basın, rakipler ve beraber çalışılan kişiler arasındaki çarpık ilişkileri ele alırken, ‘başkan olma yolunda dini inanışı değiştirmekten tutun cinsel taciz yapmaya kadar her şey mübah mıdır?’ sorusunu sorduğu görülebiliyor. Bunun sistemin dişlilerinin şantaj veya başka şeylerle yerlerine zamanla oturup masumların ölmesi ya da geri çekilmesiyle sonuçlanan bir noktaya ulaşıldığı görülebiliyor. Yani masumları da içinde sindiren bir siyasi sistemden söz ediyoruz.

        Clooney, günümüz Amerikan yönetimine oklarını fazla yöneltmemiş bu damardan yola çıkmasına karşın. Ancak demokratların ‘din’ meselesine yaklaşımına alaycı bakışıyla dikkat çeken ilk bölümün ardından vurucu finalde söylediğimiz sorgulamayı devreye sokması, adeta bir ‘sistem eleştirisi’ni beraberinde getirmiş. “The Ides of March” da bu ‘ışıl ışıl’ yolda emin adımlarla yürüyor kabul edelim. Böylesi söylemleri daha muhalif hale sokan filmler olsa da kendi içinde tutarlı ve doğru bir film karşımızdaki.

        Künye:

        The Ides of March

        Yönetmen: George Clooney

        Oyuncular: Ryan Gosling, George Clooney, Philip Seymour Hoffman, Evan Rachel Wood, Maria Tomei, Paul Giamatti, Jeffrey Wright

        Süre: 98 dk.

        Yapım yılı: 2011

        keremakca@haberturk.com

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar