Havacılığımız neden tıkandı?
Türkiye ilk özel havayolu şirketleriyle Turgut Özal'ın vizyonuyla 1985'lerde tanıştı. İlk kurulan özel havayolu şirketi de lale alametifarikasıyla İstanbul Hava Yolları (İHY) oldu. Fakat bu şirketi batıran da, sektöre yeni açılımlar yapamayan, Türkiye'yi ekonomik krize, çıkmazlara sürükleyen, daha sonra kendileri yok olup giden koalisyon hükümetinin Ulaştırma Bakanlığı ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) bürokratlarıydı. İki binli yılların ANAP, MHP, DYP, DSP gibi partilerinin hiçbirinde Özal vizyonunun cüzü bile olmadığından, havacılık sektörü seksenli yıllarda ilk atılan adımlarla ilerlemeye çalıştı. 1999-2000 yıllarını inceleyin, ne demek istediğimi gayet açık bir şekilde göreceksiniz.
Havacılığımızın tıkandığı şu günlere gelirsek, AK Parti dönemi, şüphesiz her açıdan açılımların, büyümelerin, hayalleri zorlayan projelerin, hatta birçok şeyde tahayyül edemeyeceğimiz değişimlerin ve gelişmelerin fişeğinin atıldığı bir süreç olarak hafızalarımıza kazındı. Bu sayede yurtdışında hem itibarımız arttı, hem de özgüvenimiz. Tek başına Türk Hava Yolları'nın (THY) bu büyüklüğe ulaşması, dünyada parmakla gösterilen havayollarından birisi haline gelmesi bile meramımı kısadan anlatmaya yetiyor, hatta artıyor.
Fakat havacılık sektörünü düzenleyen, denetleyen, hüküm koyan, yasa çıkaran tarafına, bürokrasisine, ilgili kurumlarına ve özelde Ulaştırma Bakanlığı'nın çalışmalarına baktığımızda, iki binli yılların damgasını taşıyacak bir dönüşümden ve vizyondan bahsetmemiz çok zor. Doksanlı yılların Ulaştırma Bakanlığı ile DHMİ'sinin vizyonu, çalışma şekli günümüzde de aynen devam etmektedir. Bence şu an Atatürk Havalimanı'nda yaşanan asıl mesele de budur. Geleceği planlayamamak, öngörüde bulunamamak ve vizyon koyamamak.
THY iyi bir performansla, fakat Türk havacılığının hava tarafında diğer havayolları ve hava trafiğiyle tek kanatlı olarak büyüdü. Havacılığın kara tarafı DHMİ ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ise aynı şekilde büyümek bir kenara, büyüyenlere de destek olmaktan öteye hep engeller çıkararak günümüze geldi. Buradan öteye gitmesi ise söz konusu değil. Kanaatimce havacılığın bu tarafına bir AK Parti Hükümeti kaşesinin vurulması için vizyon çalışması yapılması gerekir. Bunu da bu aşamada, bakanlık boyutlarını aştığı için ancak ve ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yapabilir.
DHMİ özel, SHGM özerk olmalı
Hava meydanlarının işletmesine ve hava seyrüsefere müdahil olan DHMİ'nin bu yapısı problemli. Eurocontrol'den gelen paralar bile hava trafik kontrollerine dağıtılamıyorsa ve bunun için yıllardır çözüm bulunamıyorsa bu yapıda problem olduğunu tartışmaya gerek yok. Ya DHMİ de THY gibi bir yapıya kavuşturulup, çalışanlarının gelirleri ve nitelikleri sektörün seviyesine çıkarılmalı, ya da özelleştirilme dahil olmak üzere yeni ve doğru yönetim formülleri bulunmalı. (Münih Airport örnek alınabilir.) Zira dünyada bu yapıda bir meydan ve seyrüsefer işletmeciliği yok. SHGM ise kesinlikle sektörün tüm kurumlarına hükmedecek şekilde ve bakanlığın dışında bir otorite olarak Başbakan Erdoğan'a bağlı yapılandırılmalı ve gelir sorunu ortadan kaldırılarak kaliteli personel istihdamının önü açılmalıdır. (ABD'nin FAA ve NTSB gibi kurumları çalışmalarda referans olabilir.)Çünkü bu haliyle havacılığımız Ankara'dan daha fazla yönetilecek gibi değil.
Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım'a fazla haksızlık etmeyelim, ancak dünyada ve özellikle dünyanın Doğu yarımküresindeki havacılık hareketlenmelerinden, büyümelerinden ülkemiz de nasiplendi. Bu dönem iyi yönetildi. Çin, Hindistan ve bazı Ortadoğu ülkelerini havada büyümede takip ettik. Havacılığın küresel büyümesinde bize düşeni almayı başardık, ama nasıl? Özel havayollarına daha önceki dönemlerde olmayan oranda iç hatlarda uçma özgürlüğü verildi ve iç hat pazarı rekabete açılarak ucuzladı.
THY bu tıkanıklığı nasıl aşar?
Atatürk'ü yüzde 70 oranında kullanan THY'nin daha fazla büyümesi, kaliteli hizmet verebilmesi, rakipleriyle yarışması maalesef giderek zorlaşıyor. Tek merkezinin bu denli yoğun olması ve büyümesini engellememesi için THY'nin Ulaştırma Bakanlığı ve DHMİ'den bağımsız düşünmesi gerekir. Bunun tek çıkar yolu da mecburen ikinci HUB (merkez) yani İstanbul'a alternatif bir meydan. (Alman Lufthansa yakında 3. HUB'ını açacak. İncelenebilir.) Ankara ideal gibi görünüyor. İstanbul'a üçüncü meydan tartışmaları THY'yi sadece geri götürür, ayrıca sıkışınca meydan düşünmek vizyonsuzluktur. Bu durumda ya Atatürk'ü hızlı bir şekilde yeni pist, uçak park alanlarıyla büyütüp, geliştirip, işletmeciliğini Avrupa seviyesine çekeceksiniz, ya da ikinci HUB'ı bulacaksınız. Başka çözüm yok. Aksi takdirde THY ve Türk sivil havacılığı, vizyonsuzluğa kurban olacaktır.