Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Enerji çevreleri, elektrik dağıtım ihalelerinde ortaya çıkan rakamlar karşısında tam bir şaşkına dönmüş durumda. Özellikle ihaleye girip, yüksek fiyatlar karşısında çekilenler ise bu paranın nereden, nasıl çıkacağına makul ve mantıklı cevap bulmakta zorlanıyorlar. Yaptıkları hiçbir hesap, sinerji doğurma ihtimali olan entegre iş kolları, gelecek yıllarda Türkiye’nin tüketim eğilimlerinin artmasına yönelik tahminlerde cevap olmuyor.

        2006 yılında 30 yıllık dönem için başlatılan elektrik dağıtım ihalelerinin önemli kısmı 2010 yılında yapıldığı için, bu ihaleleri kazananlar işletme hakkı devri çerçevesinde 25 yıl işletmeci olacak. Yani Boğaziçi ve Gediz bölgesini alan M. Emin Karamehmet ve Mehmet Kazancı girişim gurubu yaklaşık 5 milyar dolarlık bir rakamı 25 yılda çıkarmak durumunda.

        İş Kaya –MMEKA Ortak Girişim Grubu’nu tebrik etmek lazım. Şaşırtıcı bir teklifte bulundular. Fakat basit hesaplarla bizlerin bir sonuca varması zor. Turkcell ve Telsim karşılaştırması da çok tutarlı değil. Eğer bilmediğimiz başka şey yoksa burada tüm hesaplar ortada. Çünkü elektrik dağıtımında abone üzerinden hesap yapmanın tutarlı bir yanı yok. Önemli olan tüketilen elektriğin miktarı ve karşılığında yapılan tahsilât oranıdır.

        Nedeni basit. Aboneler arasında konut, KOBİ ve sanayi kuruluşları var. Hepsi tek abone sayılıyor. Hâlbuki bir sanayi abonesinin kaç tane KOBİ veya konut muadil olduğunu tartışmak bile abes. Diğer yandan 2011’den itibaren elektrik dağıtım ihalesine kazananlar, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ile 5 yıl için masaya oturup, yatırım, gelir palanlarını, tüketim artış oranlarını konuşacaklar. Eğer bu görüşmelerde kar marjı üzerinde bir baskı oluşturulmaz, ulusal tarife ve rakamlar değiştirilmezse, yılların geçmesini merakla bekleyeceğiz.

        Bakalım yıllar sonra ‘vay be’ mi diyeceğiz…

        DHMİ Mektup Var

        ‘DHMİ’de ARFF (Rescue and Fair Fighting) hava kurtarma ve yangınla mücadele personeliyim. Görevimiz, havaalanı ve çevresinde kaza-kırım yapan uçaklara müdahale etmek, acil durumlarda uçakların uçuş can ve mal güvenliğini sağlamak, iniş takımları açılmayan veya emergency inişlerde pisti köpüklemek ve su-köpük sistemli araçlarla müdahale etmektir.

        Kısa süre önce kurumumuz ‘Havacılık Tazminatı’ (Eurocontrol) adı altında personellerine ücret vermek için bir düzenleme yapmıştır. Ancak yapılan düzenlemede kurum personeli 3 gruba ayrılmış olup, yalnız ARFF ve APRON memurları 3. gruptan değerlendirilmiştir. Gruplara bakarsak bürodaki memur, hizmetli ve şoför, hemşire dahi 2.gruptan değerlendirilmiştir. Genel Müdürümüzün bizlere verdiği cevap ise bizlerin (ARFF ve APRON) uçuşlara direkt ve dolaylı olarak hiç bir katkısının olmadığı ve aslında bu parayı hak etmediğiz yönünde.

        Soruyorum size, bir şoför, bir hemşire, bürodaki vizite yazan bir memur bizden daha mı çok uçaklara hizmet veriyor? Kimsenin yerinde gözümüz yok, ancak bize yapılanın haksızlık olduğunu düşünüyorum.’

        Evet, aynı konuda gelen mektuplardan hepsini cem etmiş birisini buraya aldım. Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürü Orhan Birdal’dan çalışanlarını tatmin edecek bir cevap bekliyorum.

        Beş Günde İngilizce Olur Mu?

        Bir yazımda ‘5 günde İngilizce olur mu’ sorusunu gündeme getirmiş, 5 günde İngilizce öğrenen kimseyle de tanışmadığımı kaydetmiştim. Yazımdan kısa süre sonra 5 günde İngilizce öğreten Alta Eğitim AŞ’den bir davet aldım.

        İstanbul Bostancı ve Levent’te faaliyet gösteren Alta Eğitim AŞ’nin Avrupa yakasındaki merkezine gittim. Bir yanda da merak ediyorum. Ama gitmeden önce araştırdım. Bazı bilgilere sahip oldum. Özellikle kısa sürede casuslara öğretilen bir metottan yola çıkılarak geliştirilen bir sistem olduğunu öğrendim.

        Levent şubesinde Genel Müdür Fırat Cem Utku’dan kapsamlı bilgi aldıktan sonra da 5 günlük eğitim sürecini tamamlayan, fabrika sahibi, iş adamı, üniversite öğrencesi gibi çeşitli kesimlerden ve Türkiye’nin değişik yerlerinden gelenlere konuştum. Başlangıç seviyesindeki katılımcılar, aldıkları eğitimden memnun kaldıklarını söylediler.

        5 gün boyunca, sabahtan akşama kadar, her türlü iletişim terk edilerek, seviye tespitine göre en fazla 6 kişiden oluşan gruplar, yabancı hocalar eşliğinde eğitime alınıyor. Öğrenciler kendi isimleriyle değil, eğitim boyunca edindikleri yabancı isimlerle çağrılıyor. Türkçe konuşulmuyor. Yoğun bir tempoda her şeyden önce İngilizce konuşma cesareti aşılanıyor. İsteyenler 5’er günlük dilimler halinde eğitimlerini geliştirebiliyor.

        Sistemin çıkış noktası ise 1960 yıllına uzanıyor. Bulgar bilim adamı Prof. Dr. Georgie Lozanov, öğrencilerin dinlenmiş ve rahatlamış durumda algılama kapasitelerinin çok yüksek olduğunu keşfetmiş. Suggestopedi öğrenme metodu olarak tanımlanan bu yöntem ile beden ve zihin faaliyetleri uyum içinde çalışıyormuş. Böylece daha hızlı öğreniliyor ve öğrenilen bilgiler daha kalıcı oluyormuş.

        Fakat tam tatmin oldum dersem yanlış olur. Zira yabancı dil eğitimi başlı başına bir olay ve sorun. 5 günlük eğitimle bir eşiği aşabilirsiniz. Konuşma cesaretini kazanırsınız. Ancak okuyup, anlamak ve dilin gelişimi için 5 günden fazlasına ihtiyaç var.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar