Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İran ziyaretinde ağırlık konu beklendiği üzere enerji oldu. Başbakanın daha önceki İran ziyaretinde İran tarafı Erdoğan'ın taleplerine sıcak bakmamıştı. Doğalgazda birazcık indirim için Başbakan Erdoğan Türkiye’ye dönüşünü 6 saat ertelemesine rağmen bir adım atmamışlardı. Turkcell ve havacılık sektörümüzün global markası TAV’ın sorunlarını da Erdoğan’ın devreye girmesine rağmen gidermemişlerdi. Dolayısıyla büyük Türk şirketlerinin İran’da var olmalarına, kazandıkları ihalelerde neticeye varmalarına Başbakan Erdoğan’ın kefaleti bile çözüm olmazken şimdi gelinen nokta gerçekten ilginç. O dönemde bazı şirketlerimizin İsrail ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle İranlılar onay vermemişti. Acaba son gelişmelerde İsrail ile yaşanan ‘One Minute’ ve tatbikat gibi mevzuların etkisi olabilir mi? Eğer İran tarafı doğalgaz da bu gün Türkiye’ye yanaşıyorsa, bizim âli menfaatlerimiz için değildir. Kesinlikle bir hesapları vardır. Önemli olan Türkiye’nin bunun farkına vararak, İran’la yapılan anlaşmalarda ayrıntılara dikkat etmesidir. İran ile anlaşma yapıyoruz rahatlığıyla bazı detayların unutulmaması, rehavete düşülmemesi gerekir. Türkiye, İran'ın doğalgaz rezervi açısından en verimli bölgesi olarak gösterilen Güney Pars bölgesinde arama çalışması yapacak. Ancak, bu gaz üzerinde hükümranlık hakkı olabilmesi için İran yasalarına iyi bakılmalıdır. Sonra karşımıza başka detaylar çıkabilir. Zira telaffuz edilen anlaşma detaylarına baktığımda bu şartları İranlılar gerçekten kabul etti mi? Şaşkınlığını yaşıyorum. Düşünsenize 35 milyar metreküplük doğalgaz rezervinin bulunduğu tahmin edilen bölgeden çıkartılacak olan gazın yüzde 50'sini hem yurtiçinde kullanabileceğiz hem de istediğimiz ülkeye pazarlama hakkına sahip olacağız. Rusya, Türkiye’ye sadece yurtiçinde kullanmak üzere gaz veriyor. Reexporta yani başka ülkelere pazarlamasına ‘hayır’ diyor. Kardeş Azerbaycan da aynı yolda.Hatta iki ülke arasında yaşanan sorunlardan biri si bu, diğeri transit geçiş ücretleri. Ama İran, Türkiye’ye ciddi rezervi olan bir sahayı gösteriyor. ‘Yatırım yap. Gaz üret. İster kendin kullan, ister sat.’ Yaklaşımı sergiliyor. Bu tabloya bakıldığında, daha önce altını defalarca çizdiğim Nabucco Doğalgaz Boru Hattı’nın hayata geçmemesi gibi bir durum tamamıyla ortadan kalkıyor. Tabii İran gazına Avrupalıların ses çıkarması şartıyla. Böylece bu anlaşmayla transit ülke olmaktan çıkacağız ve gaz sahibi bir ülke gibi hareket edeceğiz, doğalgaz sahalarını geliştirmede tecrübe kazanacağız. Nabucco’nun hayata geçirilmesi konusunda ise geçen hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile yaptığım görüşmede ciddi anlamda ipuçları almıştım. Ancak, bu kadar kısa sürede neticeye varılacağını tahmin etmemiştim. Yine de ben uyarmış olayım. Nabucco için herhangi bir ülkeden gaz alınmayacağıyla ilgili bir şart bulunmadığına Bakan Yıldız vurgu yapsa dahi İran konusunda temkinli olmakta fayda var.

        Bir Başka Açıdan Çiçek Olayı

        Fotokopili belgeyi tartıştığımız, ıslak imzalısına henüz ulaşamadığımız günlerde ‘Yargıda düello bakan götürür mü?’ notunu 30 Temmuz’da bu köşede düşmüştüm. Giden bir bakan olmadı, ancak kabinedeki durumları ne oldu, güç kaybına uğradılar mı? Bilgim dâhilinde değil. Fakat Temmuz’da yaşanlardan daha keskin hadiselerin içinde olacağımız bir dönem girdiğimiz aşikâr. Bu gelişmeler askerlerde, siyasetin muhalefet cephesinde değil hükümetin kendi iç bünyesinde de hareketliliğe sebep olacak gibi görünüyor. Deniz Kurmay Albay Çiçek merkezli tartışmaları daha önce hafif sıyrıklarla atlatmıştık. Genel Kurmay Başkanı’nın açıklamalarını ve ardından tutuklanması ve bir gün sonra serbest bırakılmasını yaşayarak görüp anlam vermemiştik. Çiçek’in tutuklanması da, serbest bırakılması da kamuoyunda şaşkınlık oluşturmuştu. Özellikle 24 saat için serbest bırakılmasının sebebi ve tutuklama veren hâkimin aniden izne çıkması bir türlü anlaşılamamıştı. Kabineden iki bakan serbest bırakılmada rolleri de gündeme gelmemişti. Hâlbuki işin rengi hükümette iki bakanı rahatsız edecek kadar derindi. Ancak fazla dillendiren olmadı. Daha önceki gelişmeler sonrasında Albay Dursun Çiçek’i tutuklayan hâkime, ‘Ankara ve hükümet çok karıştı. Çiçek’i serbest bırak’ şeklinde hükümetten iki bakan baskı yapmış, bu baskı karşısında hâkim izne ayrılmıştı. Diğer hâkim de itirazı değerlendirip, Çiçek’i serbest bırakmıştı. Bu detayları, olaylarda birinci derecede etkin olan isimlerle birlikte yazmama rağmen de taraflardan ne bir tepki ne de ‘öyle değil şöyle oldu’ şeklinde bir cevap geldi. Bu tabloyu değerlendirdiğimde hükümet içinde de bu konuda bir sıkıntı olduğu kanaatine vardım. En azından bazı bakanlar farklı düşünüyor. Peki, son gelişmeyle birlikte bu bakanların durumu ne olacak? Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın kanaati nedir? Kesin sonuçlar için galiba fazla beklememiz gerekmeyecek. Bir noktadan sonra kabineye de bu gelişmelerin bir yansıması olacak.

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar