Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hülya Avşar yokluk zamanlarında yemelik simitli bir cümle kurdu, yine geldik çattık o üfürükten efsaneye. Üfürükten çünkü içinde zaman ve mekan, kişi ve nesne bakımından amorti niyetine tek isabet bile yok.

        Kimsenin ihtiyaç duymadığı lüzumsuz beyanatlara öfke normal ama neden ille aynı formatta?

        Arıza bulmak için hazır olda bekleyen tayfa sosyal medyada hemen ortama zıpladı ve beklenen zincirleme tepki geldi: “Hülya Avşar, Marie Antoinette’i tahtından etti…” Daha doğrusu benzetme denklemi şöyle kuruldu: “’Gerekirse simit yeriz ama bugünleri atlatırız’ diyen Hülya Avşar, ‘Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler’ diyen Marie Antoinette’i tahtından etti.” Veya kimine göre tahtına ortak oldu.

        Bir ekonomik gerçeklik olarak 3.5 liralık simidin ekmekten daha pahalı olduğu notu da düşüldü. Aslında pek gerekli değildi, çünkü Avşar ekmek yokluğundan filan bahsetmiyordu.

        Eli kalem tuttuğu bilinen yazan çizer takımından ya da prof. ünvanlı ahali de “Bu klişe kervanına katılmayayım” diye bir çekince göstermediği için simit-pasta nakaratı uzadıkça uzadı.

        Teşbihteki hatayı söyleyenler de çıktı. Marie Antoinette’in “pasta” dediği şeyin aslında “makarna” olduğu düzeltmesiyle devreye girenleri pek takan olmadı. Takmamalarında bir mahsur yok, çünkü o pasta, makarna değil. Biri pastanın İngilizceden yanlış çevrildiğini iddia etti, o da doğru değil. Çünkü Marie Antoinette’e atfedilen evrensel şöhrete sahip o cümlenin İngilizcesinde, makarna diye çevrilecek şekilde “pasta” sözcüğü geçmiyor.

        REKLAM

        Fransızcadan İngilizceye “Let them eat cake” diye yansıyan ifadedeki “cake” bildiğin pasta. (Yaş demeyelim lütfen). Yani İngilizceden Türkçeye “pasta” çevirisi doğru ama İngilizcesi yanlış. Hatta Dann sollen sie Kuchen essen” şeklindeki Almancası da yanlış. “Kuchen” de bildiğin pasta.

        Yani karışık bir kombinezonla karşı karşıyayız. Kesin olan tek şey tarihi sözün Fransızca “S'ils n'ont pas de pain, qu'ils mangent de la brioche“ olması. Ekmekleri yoksa yenilmesi öğütlenen şey “brioş”. İçerdiği tereyağı, unu, mayası, sütü ve yumurtasıyla, pasta olmaya çok yaklaştığı düşünülebilir ama değil. Lüks bir imalat ama Fransızın ekmek klasmanında.

        Açlık ve sefalet içinde devrime gebe 1780’lerin Fransa’sında ekmek - brioş fiyat paritesini bilemem. Ama ne gam. Neticede o sözün Marie Antoinette’e ait olduğunu belgeleyen tek kanıt yok.

        “Brioş yesinler” ifadesine rastladığımız yer Jean Jacques Rousseau’nun “İtiraflar”ı. Altı kitaptan birinin bir bölümünde, şaraba katık etmek için ekmek aradığını, ancak fazla şık giyimli olduğundan sıradan bir fırına giremediğini anlatırken, adını vermediği bir prensese atfen şu anekdotu aktarıyor: “Son çare olarak aklıma, bir büyük prensesin sözü geldi. Köylülerin ekmekten yoksun olduğu söylenince ‘brioş yesinler’ demişti.”

        #resim#884812#Brioş'lu natürmort (18'inci Yüzyıl)

        Rousseau’nun otobiyografik eseri yer yer kurgu olduğu için öyle bir prenses ve efsaneye dönüşecek bir söz de olmayabilir. Dediği “grand prenses” var olsa bile Marie Antoinette’in kalıbına uymuyor.

        Kitabın yazıldığı 1765 yılında Avusturya Grandüşesi Maria Antonia Josepha Johanna henüz on yaşında ve Versailles’daki akıbetinden habersiz Viyana’nın Hofburg, Schönbrunn saraylarında yaşıyor. Gerçi annesi İmparatoriçe Maria Theresa on altı çocuğu arasından en küçük kızını siyaseten Fransa tahtına yollamak için veliaht Louis-Auguste’le evlendirme planları yapıyor, ancak müstakbel gelin olarak sınırda teslim edilmesine daha dört yıl var.

        REKLAM

        Rousseau altı kitabını 1760’larda yazmıştır, ancak 1782’de basılır. O tarihte Kraliçe Marie Antoinette artık 26 yaşına gelmiş, eğlence düşkünlüğü ve savurganlığıyla çoktan nam salmıştır. Millet açlıktan kırılırken yaşadığı havai hayat vurdumduymazlık ve aristokratik kibrin simgesi olur çıkar. Hayatı giyotinde nihayetlendikten çok sonra, 1840’larda iliştirilir o hain söz Marie Antoinette lügatine. Güya Paris halkı Versailles’ın kapılarına dayanmış, ekmek istiyoruz açız haykırışlarına hayret eden kraliçe de “O halde brioş yesinler” demiştir.

        Oysa bu sözü kime, ne zaman söylediğine dair hiçbir kayıt yoktur. Muhtemelen 1789 Devrimi’nden sonraki Jakoben diktatörlüğü ve Terör Dönemi’nin cürmüne meşruiyet kazandırmak için revizyonist refleksle geliştirilmişti. O dönemde Marie Antoinette dahil 17 bin kişi infaz edilmişti.

        Aslında bazı Avusturyalı tarihçilere göre pek zeka belirtisi göstermeyen ve hoppalığı da malum Marie Antoinette sırf Avusturyalı olduğu için Fransız aristokrasisin nefret objesi olmuş, soyluların uydurduğu karalama hikayeleri kraliçenin halk nezdindeki kötü imajına katkıda bulunmuştur. Paris sokaklarında dağıtılan el ilanı ve risalelerde kraliçenin “Tarihin gördüğü en büyük entrikacılardan Roma İmparatoriçesi Agrippina’dan daha kötücül, İmparator Claudius’un sonraki karısı Messalina’dan daha hain ve Medici sülalesinden daha barbar olduğu” yazılıp çizilmiştir.

        Önüne gelenle düşüp kalkarak kocasını aldatmalarına, lezbiyen ilişkileri ve şehvet düşkünlüğüne yazılan şiirler de cabası. Bu kara propagandayla kraliçenin trajik kaderi de çizilmiştir.

        Sofia Coppola’nın defalarca izlediğim süslü Rokoko sahnelerinin, kremalı turtalar meyveli tartaletlerden mürekkep kalori bolluğunda Kirsten Dunst’ın narin bedeni çelişkili görünür. Fakat Marie Antoinette’in, kocası 16’ncı Louis’yle birlikte Fransız sarayı adabınca uşak ve hizmetkarların önünde oturduğu abartılı şaşaalı sofralar yüzünden iştahının kesildiği söylenir.

        Marie Antoinette’in giyim kuşamdaki iştahı ise yerindedir. Tüyler kurdeleler, yarı çapı yarım metre çember üstüne eteği sonsuz kabarıklıklarda elbiseler, beyaz pudralı yüksek perukalarla Rokoko modasının nirvanasıdır.

        16 Ekim 1793 günü ulusal hazinenin kökünü kurutmak, devlete karşı kumpas kurmak ve vatana ihanet suçundan giyotine giderken son sözü “Pardon, Monsieur” olur, yanlışlıkla ayağına bastığı celladından özür diler.

        Bazı kaynaklara göre ise “Brioş yesinler” sözü 14’üncü Louis’nin ilk karısı (İspanya Kralı 4’üncü Felipe’nin kızı) Maria Theresia’ya aittir. Hatta 15’inci Louis’nin kızlarına atfedildiği de olmuş, her döneme uygun yüzer gezer bir anekdot bulunmuş, ancak Marie Antoinette dışında kimsenin üzerine yapışmamıştır.

        O sözü kim söylediyse söyledi veya hiç söylemedi…

        Ben en çok Hülya Avşar’ın “Ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız” sözüne takıldım. Bizim ilkokul yıllarındaki yerli malı haftası çağrışımı yapan atasözü bugüne pek uymuyor. Tutumlu olmak, hesap kitap bilmek için öğütlenmiş ama millet hesabını bilse de, evdeki hesap çarşıya uymuyor. Alın bu da özlü sözlerimizden biri!

        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00
        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar