Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PKK bir kere yumruğunu masaya vurdu. Dağdan gelen emirle Ahmet Türk önce “özeleştiri” ardından, DTP grup başkanlığından istifaya zorlandı.

        Tek suçu, PKK’nın götürdüğü silahlı mücadelenin Kürt halkına zarar verdiği gerçeğini dile getirmekti. Türk ayrıca Türkiye devletiyle diyalog kapılarını açık tuttuğu, Kuzey Iraklı liderlere siyasi teması olduğu için PKK tarafından istenmedi. Kontrol edemeyince yerine DTP’nin başına başka birini atadılar…

        Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır gezisi sırasında gelen bu habere üzüldüm.

        Ahmet Türk’ü tanırım. Ahmet Türk, adam gibi adamdı. Kalbi rahatsız (gerçekten kalp pili takıyor), ruhu yorgundu. Yıllarca verilen mücadele, parti içi ve dışındaki gerilim, hapis yıllarından yıpranmış bir hali vardı. İki yıl önce bir öğlen yemeği yediğimizde şunu çok iyi görmüştüm: Ahmet Türk herhangi bir siyasi hırsı olduğu için değil, Türkiye Türk-Kürt çatışması ekseninde bir kıyamet senaryosuna giderken, aklı selim ses kalmadığı için siyasete girmişti. İş üzerine kalmıştı.

        Yanlış anlamayın, bu Kürt asilzadesiyle siyaseten örtüştüğüm hiçbir nokta yok. (PKK ve temsil ettiği çizgiye sonuna kadar karşıyım) DTP’li siyasetçi, soyadı Türk olmasına karşın sapına kadar Kürt milliyetçisiydi. Kanco aşiretinin lideriydi. DTP’nin ılımlı kanadını temsil ediyordu ancak DEP, HADEP gibi şu ana kadar PKK destekçisi milliyetçi Kürt partilerinin tümünde olmuştu.

        Ancak bir farkla. Siyasete genç yaşta abisinin öldürülmesiyle giren Kürt lider, şiddete karşıydı. “vur, vur, öldür”le bir yere varılamayacağını biliyordu Ahmet Türk özünde silahlı değil demokratik bir mücadele istiyor ve böyle düşünen diğer DTP’lilerden farklı olarak bunu açıkça söylemekten çekinmiyordu. Kürt hareketi silahlı bir örgüt değil siyasi bir parti olmalıydı ona göre.

        Bu yüzden farklı kesimlerle ve gerekirse devletle konuşmaya hazırdı. Konuştu da. Gerektiğinde, güvenlik güçleri ile PKK arasında ateşkes sağlamak için devreye girdi. PKK’nın ateşkes ilanında perde arkasında önemli rol oynadı. Devletin 2006 yılında bu ateşkesi sessiz sedasız kabul etmesinde de Ahmet Türk’ün devrede oluşu önemli bir güven unsuruydu.

        PKK’nın şahin kanadı bu üsluptan rahatsız olup Ahmet Tür’ü “derin devlet” ilan etse de, bu yaşlı yorgun adamın asıl gayesi kanı durdurmaktı.

        Ahmet Türk, Kürt meselesinin diyalogla barışçıl yollarla çözümünde arabulucu rolü olabilecek kredibileteye sahip, lekelenmemiş tek isimdi.

        DTP ancak önümüzdeki kongrede Ahmet Türk'ü genel başkan seçerse kendi ismini temizleyebilir.

        DTP STALİNİST Mİ?

        Ahmet Türk’ün DTP içinde emirle hareket eden şahinler tarafından tasfiye dilmesine üzüldüm, dedim. Ahmet Türk’ün istifaya zorlanmasıyla PKK, bir kez daha çağa ayak uyduramayan baskıcı bir yapı olduğunu kanıtladı. Ama bu olaya hiç şaşırmadım. Kimin yönettiği bile belli olmayan “Stalinist” bir yapıdan başka ne beklenir?

        Söz ettiğim yalnız PKK değil, PKK’dan gelen anti-demokratik direktiflere sessiz kalan, hatta gönüllü olarak bunların uygulayıcısı olan DTP.

        DTP grubu içinde Ahmet Türk gibi silahlı mücadele yerine demokratik yöntemleri savunanlar var. Ama hep sessiz kaldılar, şimdi ise iyice tırsacaklar.

        Peki fikirleri Ahmet Türk’den çok farklı olmayan, ancak bu yüzden de yakın zamana kadar PKK tarafından tecrit edilen Leyla Zana çıkıp Türk’ü savunma cesaretini gösterecek mi?

        Aysel Tuğluk, Radikal’de bilmece-bildirmece gibi ürkek bir laf kalabalığına gümdüğü yazılarında, benzer görüşleri savunuyor. Türk’le aynı kaderi paylaşan Tuğluk çıkıp ağzını açabilecek mi?

        Osman Baydemir, cesaret gösterip PKK’nin parti üzerindeki tahakkümü konusunda özel sohbetlerde dile getirdiği gerçek düşüncelerini kamuoyuyla paylaşabilecek mi?

        Peki Avrupalı dostlarımız? Hikmet Fidan, Kani Yılmaz gibi parti için muhalifleri bir bir öldüren, öldüremediği Ahmet Türk, Aysel Tuğluk gibi daha ılımlı sesleri siyaseten tasfiye eden PKK’ya ne diyecek?

        Ya bunun gönüllü savunucusu olan DTP? TBMM çatısı altında yer alan diğer DTP’li milletvekilleri, bu haftaki grup toplantısında ne ne yüzle Ahmet Türk’ün yüzüne bakacaklar?

        Ahmet Türk’ün genel başkanlığını bile kabul etmeyen bu partinin hiçbir kredibilitesi kalmamıştır.

        AHMET TÜRK’LE YEMEK

        SABAH’ın Ankara temsilcisiyken 2 yıl önce Ahmet Türk’le bir yemek yemiştim. Bu yazıyı yazarken notlarıma baktım. O dönem yazdığım yazıdan ilginç bir bölüm dikkatimi çekti. Olduğu gibi aktarıyorum..

        “Öğlen yemeğinde buluştuk. Kısa bir süre sonra, karşımdaki adamın iyi niyetli ve acılı biri olduğu izlenimim güçlendi. 12 Eylül sonrası Diyarbakır cezaevi dahil yaşantısının 4,5 yılını hapiste geçirmiş. Saçları beyaz, kalp pili olduğu için cep telefonu taşımıyor. "Bir katkım olur diye yeniden siyasetteyim. İşler kötü gidiyor ve belki bir şey yapabilirim. Yoksa sağlığım elvermiyor."

        Türk’e “bağımsız” davranıp davranamayacağını soruyorum. Bu aslında “PKK’nın emirleri dışına çıkabilir misiniz?” demenin kibarcası. “Ben zaten bağımsızım " diyor. " Şiddetin her türlüsüne karşıyım. Kimden gelirse gelsin."

        Biraz sıkıştırıyorum. DTP’de herkes bağımsız davranamıyor. Hikmet Fidan gibi farklı şeyler söyleyenler öldürüldü.

        Türk’ün cevabı "Düşündüklerimizi söylediğimiz için öleceksek ölürüz” oluyor.

        Dünkü istifa da tecrübeli politikacının “siyaseten infazı.”

        asliaydintasbas@haberturk.com

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar