Bu şehirde 6 padişah, 20 şehzade yatıyor
İşte o türbeler...
Giriş: 23.02.2014 - 01:58 Güncelleme: 23.02.2014 - 11:53
İsmet ACAR / BURSA (AHT)
Muhteşem Yüzyıl dizisinde babası Kanuni Sultan Süleyman'ın fermanıyla boğularak öldürülen Şehzade Mustafa'nın Bursa'daki türbesi ziyaretçi akınına uğradı. Restorasyon çalışması devam eden türbeyi binlerce kişi ziyaret etti. Osmanlı'ya başkentlik yapan Bursa'da, sadece Şehzade Mustafa'nın değil, Osmanlı'nın kurucusu Osmangazi'nin de aralarında bulunduğu 6 padişah ile 20 şehzadenin mezarı bulunuyor.
REKLAM advertisement1
Bursa'da 6 padişah, 20 şehzade yatıyor
OSMANGAZİ TÜRBESİ - Tophane'de bulunuyor. Türbede ayrıca oğlu İbrahim ile Sultan 1. Murad'ın oğlu Savcı Bey ile Asburçe Hatun'un mezarları yer alıyor.
ORHANGAZİ TÜRBESİ - 2. Padişah Orhangazi'nin türbesi de Tophane'dedir. Türbede eşi Nilüfer Hatun, oğlu Şehzade Kasım Çelebi, kızı Fatma Sultan, Yıldırım Bayezid'in oğulları Musa Çelebi ve Şehzade Korkut ile Cem Sultan'ın oğlu Şehzade Abdullah'ın mezarı var.
YILDIRIM BAYEZİD - Sultan Yıldırım Bayezid'in türbesi, adını da verdiği Yıldırım İlçesi'nde yer alıyor. Türbede padişahın oğulları İsa ve Kasım Çelebi'lerin mezarları bulunuyor.
ÇELEBİ MEHMED - Sultan Çelebi Mehmed'in türbesi Yeşil semtinde bulunuyor. Türbede oğulları şehzade Mustafa, Mahmud ve Yusuf, kızları Selçuk Hatun, Sitti Hatun ile Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun'nun cenazeleri yan yana yatıyor.
SULTAN 2. MURAD - Sultan II. Murad'ın türbesi Muradiye Külliyesi içinde yer alıyor. Türbesi ziyaretçi akınına uğrayan Şehzade Mustafa'nın mezarı da bu külliyede bulunuyor. Şehzade Mustafa'nın oğlu Mehmet'in mezarı da babasının yanında yer alıyor.
SULTAN 1. MURAD - Sultan I. Murad'ın külliye ve türbesi Çekirge semtinde. Mezarının 2 yanında torunları Süleyman Çelebi ile Musa Çelebi'nin mezarları var. Oğlu Yakup Çelebi, Süleyman Çelebi'nin oğlu Orhan, Sultan II. Bayezid'ın oğlu Şehzade Mehmet'in mezarı
Osmanlı'nın ölüm melekleri!
Ölülerden ve ölümden bahsetmek her zaman korkutmuştur insanoğlunu... Düşünsenize ölümden bu kadar korkan insanların cellatlar için neler düşündüğünü?
Cellatlar ayrı yerlere defnedilmiş Her toplumda cellatlar korkulan hatta kimilerince lanetlenen kişiler olmuşlardır.
Öyle ki Osmanlı döneminde cellatlar sadece yaşarken değil, öldükten sonra bile toplum tarafından dışlanmış ve mezarları bile ayrı tutulmuş.
Mezar taşlarında yazı yok Eyüp Mezarlığı'ndaki, Pierre Loti kahvesinin çevresinde yer alan ve başlarında dikdörtgen taşlar bulunan bu mezarlık dünyada tek cellat mezarlığı olma özelliğini taşıyormuş. Taşıyormuş diyoruz çünkü....
Cellat mezarlarının yerinde apartmanlarYüzlerce cellatın mezarının bulunduğu bu mezarlar zamanla yok olmuş. Günümüzde sadece sekiz dokuz tanesi kalmış durumda. Cellat mezarlarının yerinde şimdi apartmanlar ya da başka insanların mezarları yer alıyor.
Bölge halkı mezarlarla iç içe Eyüp Mezarlığı ile iç içe girmiş mahallelerde oturanlar için, ölülerle komşu olmak gayet normal ve alışılmış bir durum.
Çocuklar bile korkmadan mezarların arasında oyunlar oynuyor. Bazı yollar ada ada yer alan mezarların adasından geçiyor.
Mahalleli bile cellat mezarlığını bilmiyor Mahalleli bu duruma alışmış olsa da, yaşadıkları yerde cellat mezarlarının olduğunu bilmiyorlar. Öğrendiklerinde biraz korkuyor, çokça da şaşırıyorlar.
Cellatlar üzerine büyük araştırma Peki Osmanlı'da cellatlar nasıl seçilirdi? Onlar neden böyle bir mesleği seçerlerdi? Tüm bu soruların cevabını Yaşar Karaduman'ın araştırmasında bulabilmek mümkün.
Sarayda cellatlar her zaman hazır bulunurdu Osmanlı'da adam asmak, boğmak ve kelle kesmek, bir ceza şekliydi ve bunun için de sarayda her zaman cellatlar bulundurulurdu.
İnfazlar nerelerde yapılırdıSarayda verilen ölüm cezaları, Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan bir çeşmenin önünde infaz edilirdi, cellatlar infazdan sonra kanlı baltalarını ve ellerini burada yıkarlardı.Çeşmenin sağında ve solunda ibret taşları vardır.
İnfaz çeşmesi Bu çeşmenin bir adı da cellat çeşmesi veya siyaset çeşmesi idi, cellatların kaldığı yer ise çeşmenin bulunduğu duvarın arakasındaydı. Bu çeşme halen Topkapı Sarayı'nın ön bahçesinde bulunmaktadır.
İnfaz çeşmesi Bu çeşmenin bir adı da cellat çeşmesi veya siyaset çeşmesi idi, cellatların kaldığı yer ise çeşmenin bulunduğu duvarın arakasındaydı. Bu çeşme halen Topkapı Sarayı'nın ön bahçesinde bulunmakta,
İnfaz şekilleri, kişinin konumu, mevkii, rütbesine ve işlediği suça göre değişirdi. Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez, yay kirişi, ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi.
Doğan Avcıoğlu, "Türklerin Tarihi" adlı eserinin ikinci cildinde:" Şamanist Türkler kan akıtarak öldürmekten çekinirler, Osmanlı padişah ve şehzadeleri boğularak öldürülürdü" der.
Kelleler padişaha sunulurdu İnfaz edilecek halktan biri ise, kelle kesme şekli uygulanırdı. İstanbul dışında, imparatorluğun uzak vilayetlerinde idam edilen devlet adamlarının öldürüldüklerini ispat etmek için...
kesilen başları meşin bir kırbaya (torba) konur, torba balla doldurulur, İstanbul'a getirilir, gümüş bir tepsinin içinde padişaha sunulur, beden ise öldürüldüğü yere gömülürdü.
İki yerde mezarı olan devlet adamları Bu nedenle, başı başka yerde, bedeni başka yerde gömülü iki mezarı olan devlet adamları, sadrazamlar çoktur.. Bunlardan en meşhuru meşhuru Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idi.
Kesilen başlar halka sergilenirdi Bu kesilen başlar bazende Topkapı Sarayı'nın ilk giriş kapısına asılır halka gösterilirdi. Bu kapı sarayın en dıştaki ilk kapısıdır, kesik başların konulduğu oyuklar halen durmaktadır. Kafalar üç gün burada kalırdı.
Gayrimüslimlerin infazı Cellatlar, Müslüman olan kişilerin infazdan sonra başlarını, cesedi sırt üstü yatırarak koltuğunun altına , Müslüman olmayanları ise yüzü koyun yatırarak, başlarını kıçlarının üzerine koyardı.
Öldürülenin üzerinden ne çıkarsa celladın Öldürülen kişinin cesedi ve üzerindeki kıymetli eşya, para ve giyecekleri cellatın malı sayılırdı. Cellat cesedi isterse atar, isterse ölünün sahiplerine mevki, rutbe ve konumuna göre parayla satardı.
Dilsiz ve sağır olurlardı Osmanlıda cellatlar dilsiz ve sağır olurlardı, bu iş için seçilen kişilerin dilleri kesilirdi. Osmanlı tarihinde en hazin boğarak öldürme olayı 28 Ocak 1595 te cereyen etmiştir.
Padişahlar kardeşlerini infaz ettirirdi Fatih Sultan Mehmet'in imparatorluğun devamlılığını sağlamak amacıyla çıkardığı, "Nizamı Alem" fermanı gereğince, fermanın metni şöyledir:
Üçüncü Mehmed, 19 çocuk ve yetişkin şehzade kardeşlerini bir gecede dilsiz cellatlara boğdurmuştu. Ertesi günü Divanı Hümayun avlusuna üzeri kıymetli örtüler, kıymetli taşlarla bezenmiş sorguçlar ve kavuklar bulunan 19 şehzade tabutu konmuştu.
Üçüncü Mehmed 1595-1603 yılarında saltanat sürmüştür. Kanuninin torunu ve İkinci Selim'in oğludur, Kanije zaferi bu padişah zamanında kazanılmıştır. Mehmed bu zaferden sonra Ünye'de mezarı bulunan Tiryaki Hasan Paşa'ya Beylerbeyilik ünvanı vermiştir.
Cellatlar üzerine çıkmış kitaplar Ondan sonra tahta geçen oğlu Birinci Ahmet, Fatih Sultan Mehmet'in koyduğu 150 senelik "Nizamı Alem" kanununu kaldırarak, kardeş öldürme geleneğine son vermiş ve kardeşini veliaht ilan etmiştir.
Cellatlar konusunda son zamanda üç yeni kitap yayınlanmıştır: "Cellatları da Asarlar- Ergün Hiçyılmaz" "Ölümün soğuk eli, Cellat-Muhammet Pamuk" "Cellat ve Ötekiler-Cengiz Yıldırım
Tarihçi Reşat Ekrem Koçu: " Toplum, din ve ahlak anlayışımızın en güzel örneklerinden biri olarak, cana kıyan, kesen veya boğan celladın ölüsünü halkın, mezarlıklarına kabul etmemesi son derece takdire şayandır." demiştir.
Bu nedenle, Osmanlı cellatlar için İstanbul'un en ücra yerinde mezarlık yapmış ve cellatlar halktan ayrı olarak buraya gömülmüştür.
Yeni mezarlarla cellat mezarları iç içe Bugün yeni mezarların arasında kalmış bir cellat mezar taşı bu mezarlık Eyüp semtinin Piyer Loti tarafındadır.
İki yerde cellat mezarlığı olduğuna inanılır İstanbul'da iki yerde cellat mezarlığı olduğu bilinmektedir, Haldun Hürel."İstanbul'u Geziyorum Gözlerim Açık" adlı eserinde bunlardan birinin,Edirnekapı'dan Ayvansaraya inen kara surlarının...
Eğrikapı civarında olduğunu yazar. Diğer bir cellat mezarlığı da Eyüpte, mezarlıklar arasından dar bir yokuşla çıkılan, Fransız yazar Pierre Loti'nin bir müddet yaşadığı, şimdilerde müze-kafe olan evin önünden gidilerek çıkılan...
Karyağdı bayırında, Karyağdıbaba tekkesinin biraz ilerisindedir.
Mezar taşlarından anlaşılıyorlar O zaman burası İstanbul'un en uç noktası kuş uçmaz, kervan geçmez kimsenin uğramadığı doğru dürüst yolu olmayan yabani ağaçlar içinde ürkütücü bir yerdi.
Buraya Karyağdıbaba bayırı denmesinin nedeni biraz aşağısında bulunan bir bektaşi tekkesinden ileri gelir. Burası bugün normal mezarlık olmuştur, aralarda tek tük cellat mezarı kalmıştır.
Bunların cellat mezarları oldukları ise mezar taşlarından anlaşılmaktadır. Osmanlı mezarlıkları, taş işçiliğinin en güzel örnekleri ile yapılmış mezar taşları ile doludur.
Burada gömülü insanların dünyada iken ne iş yaptıklarını mezar taşlarına bakarak anlamak mümkündür, vezir mi, denizci mi, subay mı yeniçeri mi ,ulema mı, kadı mı? hepsi mezar taşlarından anlaşılır.
Yan yana iki Cellat Mezarı Cellat mezar taşlarının üzerinde ise, isim, doğum tarihi, ölüm tarihi gibi hiçbir yazı ve işaret yoktur. Bu taşlar iki metre yüksekliğinde 40-50 cm. genişliğinde dikdörtgen şeklindedir.
Birçok insan bu taşların bu mezarlıkta ne aradığını, niye dikildiklerini bilmez, ama normal mezar taşları ile yan yana öylece dururlar.
Lanetli mezarlık - dokunanlar ölür Kuş uçmaz kervan geçmez bu mezarlığa, zamanında mahallelinin "lanetli mezarlık" dediği, gündüzleri dahi buradan geçmeye korktuğu biliniyor.
Hatta bu mezar taşlarına lanetli olduklarına inandıkları için dokunamazlarmış bile. Çünkü buraya gömülenlerden birinin geride kalan aile fertleri birer hafta arayla bilinmeyen bir hastalıktan öldüler.
Eyüp semtinin girişinde bulunan bu mezarlar günümüze ulaşanlardan en iyileridir. Cellat Mezarlarından diğer örnekler: Dünyada bir örneği daha bulunmayan bu mezarlık bir açık hava müzesi gibi korunması gerekirken kaybolup gitmiştir.
Birkaç sene sonra tamamen yok olacaktır. Cellatların normal mezarlıkları alınmamasında ise, insana saygı, iyilerle kötüleri aynı kefeye koymama felsefesi yatar. Halk bu insanların cesetlerini aralarına almamakla bunu anlatmaya çalışmıştır.
Yakınları bulamasın diye mezar taşlarında yazı yok Mezar taşlarında hiçbir yazı ve işaret bulunmaması ise anlaşılır bir durumdur. Bu, öldürülen kişinin geride kalan yakınlarının, bunları mezar taşlarından bulup mezarlarını tahrip etme eş ve...
çocuklarına kötülük veya başkaca bir hatalı tutum ve davranış içinde olmamaları için alınan bir koruma önlemi olsa gerektir.
Böylece en azından, cellat baba seçmeme şansı olmayan günahsız çocukların kimler oldukları, varsa annesi, babası, akrabaları bilinmeyecek, cellat yakınları diye dışlanmayacaktır.
Kanuni'nin ikinci evlat acısı!
Muhteşem Yüzyıl'ın yeni bölümünde, Kanuni Sultan Süleyman bir kez daha evlat acısı ile sarsılacak.
Abisinin acısına dayanamayan Cihangir'in hastalığı ilerleyecek ve şehzade babasının kollarında can verecek.
Cihangir'in ölümüyle Beyazıt ve Sleim arasıdaki taht kavgası iyice kızışacak.
Şehzade Cihangir'in hayatı - Şehzade Cihangir, Hürrem Sultan'ın dördüncü oğlu olarak 1531 yılında dünyaya geldi.
Cihangir, doğuştan kamburdu ve birtakım rahatsızlıkları bulunuyordu. -
Kimi kaynaklarda Hürrem Sultan'ın bu nedenden dolayı Cihangir'i hiç sevmediğinden; kimi kaynaklarda ise tam aksine onu el üstünde tuttuğundan bahsedilir.
Şehzade Cihangir, tüm şehzadeler gibi eğitimini sarayda tamamladı.
Kanuni Sultan Süleyman, Cihangir'i küçüklüğünden itibaren çok sevdi ve ona ihtimam gösterdi.
Yetişkinliğine ulaşınca ona Amasya Valiliği'ni vaat etti. -
Ama Cihangir, rahatsızlığı ve kamburluğu nedeniyle bu görevi kabul etmedi.
Cihangir'in haremi ve eşi de hiçbir zaman olmadı.
Sarayda geçirdiği günlerde hat sanatıyla ilgilendi. Kendisi hattat (yazı ustası) olup, ayrıca Zarîfî mahlasını kullanan bir şairdi.
Kambur olan genç şehzade, kendi öz kardeşleri tarafından hep alay konusu oldu.
Fakat ağabeyi Şehzade Mustafa onu çok sevdi ve hep olumlu yaklaştı.
Bu yüzden Cihangir'in en sevdiği kardeşi öz kardeşlerinden biri değil, Mahidevran Sultan'dan doğan Şehzade Mustafa oldu.
Kanuni, 1553 yılında Nahcivan Seferi sırasında Şehzade Mustafa'yı çadırında boğdururken, bu yaptığıyla Cihangir'in de sonunu hazırladığını bilmiyordu.
Ağabeyi Şehzade Mustafa'nın boğdurulduğu sırada, o da babasının çadırında olduğundan, olayı en yakından yaşadı. -
Bu, onun ruhunda öylesine bir hasar bıraktı ki; idam sonrası büyük bir travmanın içine girdi.
En büyük dayanağı ve büyük bir sevgi beslediği ağabeyini kaybetmenin acısı günden güne derinleşti.
Şehzade Cihangir, bu acıya daha fazla dayanamadı ve babasıyla Halep'e vardıklarında (28.08.1553) orada melankoliden öldü.
Şehzade Cihangir'in ölümü Kanuni Sultan Süleyman'ı derinden sarstı. -
Cihangir adına Mimar Sinan'a bir cami yaptırdı.
İlerleyen zaman içinde caminin bulunduğu bölge de Cihangir (Bugün Beyoğlu'nda bir semt) adıyla anılmaya başladı.
Şehzade Cihangir, bugün İstanbul'da Şehzadebaşı Camii'nde ağabeyi Şehzade Mehmet'in yanında yatıyor.
Yazı Boyutu
- Son Dakika
- Yazı Boyutu
- Paylaş
-
- Kaydet
- Görüntüle
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ