'Bazı anneler bebeğini öldürmek ister'
Bir anne bebeğini öldürebilir mi?
HT PAZAR / Nur TOPRAKOĞLU
Bir anne bebeğini öldürebilir mi? Akıl ve vicdanınızın söyledikleri dışında gerçekler bu soruyu “Evet” diye yanıtlıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Oral’la bebeklerini öldüren anneleri ve bu korkunç gerçeğin nedenlerini konuştuk
Uzun bayram tatili sonrası ürkütücü bir haber düştü gazetelerin birinci sayfasına. Biliyorsunuz, Gölcük'te öğretmen bir anne 9 günlük bayram tatiline çıkarken ailesinden habersiz dünyaya getirdiği bebeğini evde bırakıp memleketi Hatay'a gitmişti. Henüz birkaç aylık olan bebek, açlıktan ve susuzluktan hayatını kaybetmişti. Anlatılana göre tatil dönüşü bebeğin hareket etmediğini gören anne onu apar topar bir hastaneye götürdü ama nafileydi! Peki nasıl olur da bir anne, üstelik eğitimli, eğitimci bir kadın birkaç aylık bebeği bırakıp 9 gün tatile çıkar? Nasıl olur da yaşadıkları apartmanda tek bir komşu bile bebeğin ağlamasını duymaz? Bir anne bile isteye bebeğinin ölmesine göz yumabilir mi? Sorular bunlarla sınırlı değil elbette. Birkaç gün önce de Fransa'da bir kadının bebeğini yaklaşık bir yıldır arabasının bagajında sakladığı, korkunç koşullarda yaşayan bebekte gelişim bozukluğu oluştuğuna dair haberleri okuduk...
Bu konuşulması zor mevzuyu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Oral'la masaya yatırdık. Ortaya pek de hoş olmayan gerçekler çıktı...
Kadınlar annelik içgüdüsüyle doğar. Bebeklere karşı erkeklerden daha şefkat doludurlar. Peki bazı anneler çocuklarını neden öldürür?
Erkeklerle kıyaslandığında kadınların çocuklara karşı duygusal olarak çok daha verici oldukları doğru. Ancak şunu da biliyoruz ki bir çocuk öldürüldüyse, çok büyük bir sıklıkla mesul annelerdir. Yani bebeğin katili bir yabancı değilse, annesidir. Tabii bu tuhaf bir durumdur. "Cennet annelerin ayakları altındadır" denirken bir annenin çocuğunu öldürmesi nasıl mümkün olur? Doğrusu mitolojideki ilk hikâyelerden biri de bununla alakalıdır. Medea kendisini terk eden kocasından intikam almak için ondan olan iki çocuğunu öldürür. Annenin bebeğini ya da çocuğunu öldürmesi türlü motivasyonlarla olabilir. Bunlar çocuğun yaşına göre de değişkenlik gösterir. Fakat annelerin öldürme şekli birbirine benzer. Çocuklarını öldüren kadınların bir kısmı akıl hastalığı derecesinde aklı karışmış, ruhsal bakımdan hastalıklı bireylerdir. Şizofrenik olabilirler ya da loğusalık döneminde alevlenmiş bir psikotik dönem geçiriyor olabilirler ki o dönemde bu tür durumlara sık rastlandığı için "loğusalık psikozu" denmiştir. Çok sık rastlandığı için kendi başına bir durumdur.
Loğusalık psikozu geçici bir durum mudur?
Tedavi edilebilir bir şey. Ama tabii ki hastanın tedaviye her zaman nasıl yanıt vereceğini bilemeyiz. "Bu dönemde delilik alametleri oluyor" diyelim. Bunlardan biri de çocuğa yönelik olabilir. Anne çocuğu öldürdüğünü düşünebiliyor, çocuğun sütünden zehirlendiğini zannedebiliyor. Halk arasında buna "Cinnet" deniyor. Ama doğrusunu isterseniz, muayene ettiğimiz vakalarda çok az akıl bozukluğu olan kişi vardı. Yani delilik mertebesinde, cezai ehliyetini ortadan kaldıracak bir akıl hastalığına rastlanan hasta oranı azdı.
Yani incelediğiniz vakalarda "Bebeğini öldüren annelerin büyük çoğunluğu hasta değildi" diyorsunuz, doğru anlıyorum değil mi?
"Hastalık" demedim, "Psikolojik bozukluk" dedim. Birtakım cinayetlerde akıl hastalığına rastlanma oranı yüksektir. Ama, aile içi cinayetlerde akıl hastalığına pek de sık rastlanmaz. Bunu söylüyorum. Çocuklarını öldüren annelerin yüzde 75-80'i cezai ehliyete sahiptir. Fakat insanoğlu da bunu anlamakta güçlük çeker. Hâlâ kolay anladığımızı iddia edemem. Ama konuyu iki temel noktaya dayayıp bu işin içinden çıkmaya çalışılmıştır. Biri gayrimeşruluk kavramıdır. Birçok ülkede gayrimeşruluk kavramı kullanılmasa da toplum "anneliğe hazır olmayan kadın" gibi bir kavram üzerinden işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır.
'KÜRTAJIN DAHİ ÇOK AĞIR SUÇLULUK YARATTIĞINI BİLİYORUZ'
Türk Ceza Kanunu değişmeden önce, 90'lı yıllarda, gayrimeşru çocuğu birinci dereceden yakınları öldürürse alacakları ceza 5 yıldı, aksi takdirde bebek öldürmenin cezası ağırlaştırılmış müebbetti. Böyle bir cinayeti toplum da meşru görüyor yani!
Toplum görüyor mu bilmiyorum ama hukuk meşru görüyordu. Gayrimeşruluk; ailenin türlü sosyal sebeplerle o çocuğa bakmaya hazır olmaması dolayısıyla çocuk öldürmenin meşruiyet kazandırıldığı ya da kısmi meşruiyet kazandırıldığı bir alan. Yani bir annenin çocuğunu öldürülmesine sadece böyle bir durumda izin verilmiş gibi. Ki bunun suçluluğunu hissetmediklerini söyleyemem. Kürtajın dahi çok ağır suçluluklar yarattığını biliyoruz. İkinci alan ise, akıl hastalığı. Yani bir anne çocuğunu ya gayrimeşru ise ya da akıl hastası ise öldürür. Böyle düşünmek bizi rahatlatır. Böylece hem annelik kavramını kurtarmış oluyoruz hem de insanlık kavramını... Kötülüğü de "rahatsızlık" adını koymuş oluyoruz. Sosyal uygunsuzluk gibi.
Ve bu bizi o konuyla ilgili daha fazla düşünmekten alıkoyuyor.
Halbuki mesela son olayda fail olarak ortaya çıkan kişi, hiç de akıl hastası gibi gözükmüyor, aktif olarak çalışıyor. Akıl hastası mı değil mi bilmiyoruz, ama dışarıdan öyle gözükmüyor. Belirli bir yaşta, kendi parasını kazanan bir kadın.
Öğretmen, çocuklarla çalışıyor...
Üstelik de çocuklara eğitim veren bir kadın. Kendi çocuğunu güya terk ederek gitmiş ve bu süre içinde de çocuk ölmüş. Yöntem itibarıyla da böyle bir rahatsız edici durum var. Çocuğu biri alsın diye cami avlusuna bırakmamış mesela.
Sizce neden cami avlusuna bırakmadı?
Biri çıkıp "Kadın akıl hastasıymış" dese herkes rahatlayacak. Ya da "Aslında bir tecavüz bebeğiymiş, adam gitmiş, şöyleymiş, böyleymiş" dese yine herkes bir derece rahatlayacak. Ama her zaman durum böyle olmayabilir. Sıklıkla böyle değildir. Yeni doğan döneminde bebeğin öldürülmesi genellikle annenin, yani doğuran kadının, anneliği ve çocuğu tam olarak ruhsal anlamda figüre edememesiyle alakalı. Ruhsal gelişim olarak bir şekilde oralara gelememiş bir kadından bahsediyoruz. Burada kadınlık dışında annelik vasıfları yok. Yani doğurabilir ama anne olamaz. Özetle söyleyebileceğimiz, ruhsal olarak hazır değil. Bu genelde birkaç sebeple olur. Yaşları küçüktür ya da zihinsel ve ruhsal bakımdan sınırda işlev gören kişilerdir. Babanın ortalıkta olmaması da çok önemli bir sebep olabiliyor. Dolayısıyla burada gayrimeşruluk diyeceğimiz, sosyal bakımdan sorun yaratacak zemine paralel bir şey daha işin içine giriyor. Bir kısmı da var ki onlar daha korkunç bir grup. Yarı bilerek çocuklarını öldürüyorlar. Baba da ortalıkta, evli de.
'HANGİ ANNE BEBEĞİNİ ÖLDÜRMEK İSTER Kİ?'
Yarı bilmek ne demek?
Yani çocuğu öldürmek istediğine tam olarak karar veremiyorsunuz. "Münchausen by Proxy" Sendromu dediğimiz şey. Ya da yapay bozukluk. Anne, sebebi tam olarak belli olmayan bir şekilde, çevreden ilgiyi, yakınlığı, sıcaklığı hastalık üzerinden yaşıyor. Ve hastalıklar uyduruyor. Bazen kendi üzerinden bazen de çocuğu üzerinden yapıyor bunu. Yani çocuğu hastaymış gibi davranıyor ya da çocukta bir hastalık oluşturarak ilgi topluyor. Bu çok tehlikelidir. Bu kişiler gerçek bir anne-çocuk ilişkisi kuramazlar. Çok iyi anne gibi de görünebilirler ama aslında çocukla gerçek bir duygusal yakınlıkları yoktur. Çocuğun ölümüne kadar giden şikâyetler oluşturabilirler. Ve rastlanılma oranı sanıldığından daha sıktır. Bazı ülkelerde Münchausen Sendromu'nun cezai yaptırımı yok ama bizdeki genel uygulama öyle değildir.
Türkiye'de cezai yaptırımı var mı?
Evet. Bu tür kimseler yaptıklarını sonuna kadar inkâr ederler. Ani bebek ölümü sendromlarının bir kısmının annelerin öldürdüğü ya da yakınların öldürdüğü bebekler olduğu ortaya çıkmıştır. Burada önemli olan bazı tedbirleri almaktır. Mesela anne, "Bebek ağlıyordu, aldım elimde şöyle bir salladım, pat diye elimde kaldı" der. "Sarsılmış bebek sendromu" dediğimiz şey. Öyle olmadığını anlamanın birçok yolu vardır. Bebeğe otopsi yaparız, annenin bebeğini sürekli sarstığını buluruz. Bu da çok tehlikeli bir şey. Kafasını tutamayan bir bebeğin sürekli sarsılması, ani ölüme kadar gider. Annesi sallamış bebek ölmüş! Peki anne doğru mu söylüyor? Hakikaten kaza mı? Mahkeme "Hangi anne bebeğini öldürmek ister ki" diye bakar. Ama bazı anneler bebeğini öldürmek ister. Bilerek ya da bilmeyerek.
Anne bebeği öldürüp mü gitti?
Peki bu son olayla ilgili ne söyleyebilirsiniz?
Son olayın otopsi raporu yok. Bebek gerçekten terk edildiği için mi öldü?
Haberlerde, bebeğin anne Gölcük'e dönmeden 3 gün önce öldüğü söyleniyordu...
Hiçbir şekilde bunlara itibar etmem, çünkü bebeğin nasıl bir ortamda öldüğünü bilmiyoruz. O durum hakkında net bir yorum yapmayı sağlayacak tek şey, otopsi raporudur. O da hemen çıkmaz.
Ne kadar sürer raporun çıkması?
Birkaç aydan önce çıkacağını sanmıyorum.
'KADININ ÖLDÜRÜP ÖLDÜRMEDİĞİNİ BİLMİYORUZ'
Peki annenin profiliyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Aynı şey yine geçerli. Hiçbir şey bilmiyoruz. Bu kadar çabuk itham edip netleştirmemiz çok hatalı. Bu da bir suistimaldir. "Bebeği bırakıp tatile gitti, o yüzden bebek öldü!" Kamuoyu ve medya kararı vermiş. Peki neye bakıp verdi bu kararı? İlk muayene eden hekimler öyle demişler! O sadece o andaki görüş. Netleşmiş bir şey yok. Yani hakikaten kadının öldürüp öldürmediğini bilmiyoruz. Komşular "Bebek sesi duymadık" diyor. Bu önemli ve düşündürücü. Biz burada kadın üzerine değil, haber üzerine konuşuyoruz zaten. Ne olduğuna Adli Tıp ve mahkeme karar verecek.
Anne de muayene edilecek değil mi?
Tabii. Akıl hastası mı değil mi? Başkasının bebeği mi; ola ki arkadaşının bebeği, ona verdi, konuşamıyor belki. Ortada bir bebek var. Hiç kimsenin haberi yok. Komşular hiç sesini duymamış. Bu duruma sık rastlarız aslında.
'ÖLDÜRÜLMÜŞ BİR ÇOCUK VARSA, 2 KATİL VARDIR'
Neticede şöyle bir sonuç çıkıyor ki, dünyanın her yerinde kendi bebeğini öldüren kadınlar var, üstelik sayıları hiç az değil.
Ama şunu da unutmamak gerekir ki ortada ölü bir çocuk varsa mutlaka iki katil vardır. Anne ve baba. Burada "Babayı sorumlu tutuyoruz onu da içeri atın" manasında söylemiyorum bunu, ama bir şekilde birileri bu olayı görmezden gelmiş demektir.