Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi Irina Ivkina Habertürk'e konuştu

        Gizem Sevinç SELVİ/HT CUMARTESİ

        Bembeyaz tenli, incecik, upuzun, sarışın, taş gibi bir kadın! Rus güzelliği zaten dillere destan ama “Bu kadar uyumlu ve kaprissiz olunur mu canım?” dedim içimden, itiraf ediyorum. İstanbul’da inanılmaz bir kar yağarken gıkını çıkarmadan buz gibi bir mekânda çalıştık, müthiş fotoğraflar çektik. Zaten artık yarı Türk olduğuna göre bundan sonra ekranda ve perdede bol bol Irina görmeye hazır olun, benden söylemesi.

        Ne zamandır Türkiye’desiniz Irina?

        İlk defa 18 yaşımdayken geldim, mankenlik yapıyordum. Sürekli gidip geliyordum ama üniversiteyi bitirdikten sonra tamamen buraya yerleştim, o arada eşimle tanışmıştık.

        Ne okudunuz?

        Rusya’da ekonomi okudum. “Oyuncu olacağım, mankenlik yapacağım” gibi dertlerim yoktu. Mankenliğe tamamen para kazanmak için başladım.

        Rusya’da nasıl bir hayatınız vardı?

        Ailem hâlâ orada, zaman zaman ziyarete gidiyorum. Mutlu bir çocukluk geçirdim, bahçeli bir evimiz vardı, yazlarım hep bahçede geçti. Ama sonuçta Moskova’da doğmadım, Volgograd diye bir şehirde doğdum. Çok küçük bir şehir sayılmaz, 1 milyon kişi yaşıyor ama başkent değil, para kazanmak zordu orada. Benim de bir sürü sorumluluğum vardı, o dönem annem hastaydı. Ben de mankenlik okuluna başladım. Sonra çekimler, ilk dergi kapağı falan derken baktım güzel işler ortaya çıkıyor, insanlar da beğeniyor, üzerine para da veriyorlar, “O zaman devam edeyim” dedim.

        Cem Yılmaz’la yolunuz nasıl kesişti?

        İlginç oldu aslında. Cem Yılmaz’ın kim olduğunu biliyordum, stand up yaptığından, filmlerinden haberdardım yani. Televizyonda görüyordum, o ara Türkçem kötü olmasına rağmen inanılmaz komik geliyordu. Bir gün bizi arayıp “Başrol için kadın oyuncuya ihtiyacımız var, siz çok uygunsunuz” dediler. Daha önce dizilerde küçük rollerim olmuştu. Ama ne zaman ki Türkçem oturdu, teklifler artmaya başladı. “Tamam, geleyim” dedim. “En kötü ihtimalle Cem Yılmaz’la tanışırım.” Sonra her şey çok pozitif gelişti, çok iyi elektrik aldım. Birlikte çalıştığım herkes çok profesyoneldi. Benim için onlarla çalışmak büyük keyif oldu yani. Bu meslek neyi gerektiriyorsa hepsine sahiplerdi, disiplinlilerdi.

        Cem Yılmaz’la çalışmanın zorlukları var mı?

        Onunla çalışmak çok keyifli. Adam zaten çok yetenekli, çok bilgili. Cem Yılmaz’dan çok şey öğrendim yani. İş daha iyi olsun diye her türlü diyaloğa açık. Dolayısıyla “Zorlandım” diyemem. Türkiye’de neredeyse 10 yıldır çalışıyorum, Cem Yılmaz benim için büyük bir şans.

        Rus kadınlarının müthiş güzel olmalarının yanında inanılmaz bir auraları var, nasıl oluyor bu?

        Bence bir kadının güzel ya da çirkin olması nasıl göründüğüyle alakalı değil zaten. En önemlisi iç güzellik, karizma. Eğer sizden bir ışık yayılıyorsa kat kat daha güzel görünüyorsunuz. Bir de Rus kadınları kendilerine bakmayı çok seviyor, küçük yaşlardan beri spora, düzgün yemekler yemeye de alışkın oluyorlar. Çok uğraşıyorlar yani. Bir Rus kadını topuklu ayakkabı giymeden evden çıkmaz. Bir de tabii Rusya’da erkek nüfusu kadın nüfusundan çok daha az. Ben öğrenciyken sınıfta 15 kız varsa 5 erkek olurdu. O yüzden kızlar kendilerine çok iyi bakmak zorunda. (Gülüyor.)

        Rus olduğunuz için önyargılarla karşılaştınız mı hiç?

        Dışarı çıkarken giydiklerime dikkat etmeye çalışıyorum, çok çekici olmamasına özen gösteriyorum. Çünkü zaten uzun boyluyum, sarışınım, renkli gözlüyüm. Yani zaten dikkat çekiyorken kıyafetlerimle fazla bağırmak istemiyorum. Daha spor ve rahat şeyler giyiyorum. İşyerinde bana hep bir iş arkadaşı gibi davrandılar. Zaten oyunculuk olsun, mankenlik olsun bir işi yapmak için sadece güzellik önemli değil, karakterinize, uyumunuza da bakılıyor. Çok güzel bir kız olsan bile öyle şeyler yaparsın ki adam “Yok, bir daha asla” der.

        İyimser, mutlu bir kadın mısınız?

        Sakin bir insanım ama eğlenmeyi de çok seviyorum. Ağlayana kadar güldüğüm zamanlar olmuştur, mutlu bir tipim. Ama üzüldüğümde de gerçekten üzülüyorum galiba, dibine kadar. Denge bulmak önemli, işe gittiğimde çok mutsuzsam bile işimi yaparım. Sonra eve gidince üzülürsün üzüleceksen.

        Siz sürekli koşulara katılıyorsunuz.

        Özellikle herkes ağır bir hafta geçirdikten sonra hafta sonu sabah erkenden toplanıp ormanda koşmak inanılmaz keyifli. Sonrasında birlikte kahvaltı ediyoruz. Bazen 20-30 kişi oluyoruz. Sosyal sorumluluk projeleri için de koşuyorum; Koruncuk Vakfı, Adım Adım, Tohum Otizm Vakfı, AKUT için koştum. TOFT organizasyonu harikaydı. Koşu için yarışmaya katılıp kürsüye çıkmak da ayrıca keyifli, birkaç kez dereceye girdim oradan biliyorum. İnsanlar da bunu fark ettikçe daha çok koşuyorlar, güzel bir şey bu. ‘Rus kadını topuklu giymeden evden çıkmaz’

        Rusya-Türkiye gerginliği sizi herhangi bir şekilde etkiledi mi?

        Bunların hepsi politik şeyler. Rusya bir şey diyor, Türkiye başka bir şey söylüyor falan, onlar politikacı çünkü. Biz halkız, sıradan insanlarız. Yani ne olup bittiğini takip ediyorum tabii ki ama beni etkilediğini söyleyemem.

        ‘Biz, halkız’

        Siz milliyetçi misinizdir?

        Ben nerede yaşıyorsam orada Patriot’um. Sonuçta Rusya’da doğdum, bu yüzden Rusya’yı seviyorum ama benim için Türkiye de çok önemli bir yer, hayatımın büyük kısmı burada geçti. Orada da bir ailem var, burada da. Eşimin ailesini çok seviyorum, beni kızları olarak görüyorlar. “Tam bir Rus’um” diyemiyorum ama “Tam bir Türk’üm” de diyemiyorum. Sonuçta burada yaşıyorum ve burayı seviyorum.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa