Düğün Dernek'in 5 sırrı!
Ahmet Kural ile Murat Cemcir'in "Beynimiz" olarak tanımladığı "Düğün Dernek" serisinin yönetmeni ve senaristi Selçuk Aydemir, gişe başarılarının ardındakileri HT Pazar'a anlattı
Mehmet ÇALIŞKAN / HABERTÜRK PAZAR
Yıl 2010... Selçuk Aydemir, Ahmet Kural ve Murat Cemcir ile İstanbul Taksim’de buluşup röportaj yaptık. Bütün paralarıyla “Çalgı Çengi”yi çekmişler ama paraları bittiği için çekim sonrası işlemleri tamamlayamıyorlar. Cem Yılmaz’dan yardım istemişler. “Tamam hallederiz” diyen Yılmaz’dan gelecek telefonu bekliyorlar. Bana da “Ah abi, filmi gösterime bir çıkaralım bak neler olacak” deyip durdular.
60 BİNDEN 7 MİLYONA
"TANINIRSAM BESLENME KAYNAKLARIM TÜKENİR"
Bu başarının tesadüf olmadığı “Düğün Dernek 2: Sünnet” ile ortaya çıktı. Üçüncü haftanın sonunda 4 milyon 726 bin kişinin izlediği film, görünen o ki 7 milyona dayanacak. Ahmet Kural ile Murat Cemcir başarılarının temelinde nelerin olduğu konusunda daha önce görüşlerini bildirdi. Halkın içinden tipleri canlandırıyorlardı. Ancak Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in “Beynimiz” dediği Selçuk Aydemir hiç konuşmadı. Aydemir, tanınmak istemiyor, tanınırsa sokakta rahat rahat gezemeyeceği, böylelikle de hikâye yazmak için beslendiği kaynakların tükeneceği endişesini taşıyor. Bu nedenle hiçbir televizyon programına katılmayan, çok nadir röportaj veren Aydemir, HT Pazar’a konuştu.
İlk filminiz “Çalgı Çengi” ile “Düğün Dernek” filmleri arasındaki fark neydi ki böylesine büyük bir gişe farkı oldu?
Aslında filmler arasında temel olarak hiçbir fark yok. Birbirlerinden çok üstün ya da çok farklı filmler değiller. Üç filmin beslendiği yer, mizah temeli, karakterleri hatta oyuncuları bile aynı. Sadece her şeyden önce Düğün Dernek izleyiciye daha ehli şartlarda sunuldu ve tanıtımı daha düzgün yapıldı. Sonuç olarak insanlar filmle buluşturuldu.
O halde “Çalgı Çengi”ye yazık mı oldu?
Hayır, yazık olmadı. İlk filmlerin kaderi genelde budur. İlk filmde izleyicinin teveccühü ne yazık ki isabetli olamayabiliyor. İlk filmin sıcaklığını sonraki filmlerde tekrarlamak gerek. Elbette eninde sonunda hak teslim ediliyor.
Ahmet Kural ve Murat Cemcir ile ne yaptınız da bu kadar başarılı oldunuz?
Çok samimi söylüyorum, tamamen beslenmenle alakalı. Kendi yaş grubuna hapsolursan doğal olarak sadece kendi yaş grubundan beslenirsin. Dolayısıyla da ortaya kendi yaş grubumuza hitap eden filmler çıkar. Ama biz 5 yaşındaki yeğenimizle vakit geçirip onun da dünyasına dair bir bakış açısı oluşturabiliyoruz ve babaannemizin elini öpmeye gittiğimizde oturup gözünün içine bakarak onun da sosyal hayatında bir yer edinebiliyoruz. Böylelikle bir şeyler yazmaya ve yazılan karakterleri canlandırmaya başladığımızda, doğal olarak bütün birikimlerimizi kullanıyoruz. Sonuç olarak her yaş grubuyla vakit geçirmemizden dolayı neye güldüklerini görebiliyoruz. Aksi takdirde sadece kendi yaş grubumuza hitap eden kişiler olurduk.
O zaman ilk hedefiniz aile sıcaklığını hissettiren hikâyeler mi?
Elbette hedefimiz o. Aile sıcaklığının dokusunu bozmadan her yaş grubunda benzer etki yaratan filmler çekmek nihai hedefimiz. Bunun için uğraşıyoruz. Ahmet ile Murat’ın filmlere bakış açısı, benimkiyle paralel. Bu nedenle hedefimize ulaşmanın peşindeyiz. Henüz ulaşmadık ama mutlaka nihai hedefimizi gerçekleştireceğiz.
Sosyolojik açıdan değerlendirmeleri için sosyologlara filmlerinizin neden bu kadar ilgi gördüğünü sordum. Kültürel kodları çok iyi işlediğiniz ve Ahmet Kural ile Murat Cemcir’in kurnaz değil, saf insanlar olduğu için filmlerinizin ilgi gördüğünü söylediler. Öyle mi?
"YÜKSEK GİŞEYE NASIL ULAŞTIĞIMIZI BİLMİYORUM"
İlk filmin 7 milyon gişe yapması, ikincisi için baskı oluşturdu mu?
Kesinlikle oluşturdu. Bu da çok net. İllaki işin verdiği gerginlik, endişe var. Ama ben bunu işime aksettirmedim. Çünkü gişeye oynamadık. Düğün Dernek’in ilki için “Filme şu replikler, şu sahneler gişe getirdi” diye tahmin edebildiğim bir şey yoktu ki ikincisi için aynı metodu kullanayım. Nasıl yüksek gişeye ulaştığımızı bilmiyorum. Bilseydim belki şeytana uyar yapardım. Sonuçta nasıl olduğunu bilmiyorum.
Gerçekten bilmiyor musunuz?
Gerçekten bilmiyorum. Elbette birinci filmden aldığımız dersler var. İnsanların neyi sevdiğini, neyi sevmediğini gördük. Bu konuda da dersimize iyi çalıştık. Ne var ki ikinci filmi tamamen, insanların ilk filmde sevip sevmediklerinin üzerine kurmadık. “Düğün Dernek 2: Sünnet”i tamamen içgüdüyle hareket edip “Haydi bakalım, izleyicinin izlemek istediğinden, beklediğinden daha öteye yoğunlaşalım” diyerek çektik. Bu nedenle de oldukça heyecanlandım. Açıkçası ilk kez bir filmim bu kadar içime sindi.
İzleyicinin beklediğinden öteye yoğunlaşmak ne demek?
İzleyicinin önüne bir öncekinin aynısını ısıtıp koyamayız. Bu, filme ilgi göstermiş o kadar izleyiciye büyük haksızlık olurdu. Evet, benim için zor bir süreçti. Yazdım, beğenmedim. Sonra bir daha yazdım, yine beğenmedim. Yine yazdım. En sonunda kendimi ikna etmeyi başardım. “Tamam” dedim. “Bu kez oldu.” Peki tamamen tatmin oldum mu? Elbette hayır. Yazdıklarımı çevremdeki insanların önüne koyup “Oku” diyordum. Sonra da nelere güldüklerini, nelere nasıl tepki verdiklerini izleyip çocuk gibi not aldım. Düğün Dernek 2: Sünnet, izleyicinin karşısına işte böylesine yoğun bir çalışmanın ürünü olarak çıktı.
"TANINMAMAKTAN SON DERECE MUTLUYUM"
Sokakta gezseniz kimse sizi tanımaz. Tanınan biri olmamak için özel bir çaba harcadığınızı biliyorum. Bu çaba niye?
Hiçbir televizyon programında yer almıyorum, görüntü vermemeye özellikle özen gösteriyorum. Hep gittiğim 1-2 mekâna artık gitmiyorum. Çünkü oranın müdavimi olan müşteriler benim kim olduğumu öğrenince artık rahat konuşmamaya başladı. Onlar rahat rahat konuşmazlarsa onlardan ne kapabilirim ki? O zaman nasıl beslenir de hikâye yazabilirim? İnsanların kendilerini bana kapatmasıyla zor duruma düşerim. Bu nedenle tanınan biri olmamaktan son derece memnunum.
"BABAM OLAMADI, BARİ OĞLU UÇAK MÜHENDİSİ OLSUN"
Türk sinemasında devrim yaptığınız yönünde düşünceler var. Devrim yaptınız mı?
Böyle düşüncelerin olduğunu bilmek elbette insanı mutlu ediyor. Böyle düşünen meslektaşlarımızın olması da ne kadar gurur verici anlatamam. Diyecek sözüm yok. Verilen nimetin şükrünü ifşa etmeye çalışıyoruz.
Uçak mühendisi, dolayısıyla kafası matematiğe daha yatkın olan biri nasıl oluyor da komedi konusunda bu ölçüde başarılı olabiliyor?
Benim babam hep uçak mühendisi olmak istediğini söylerdi. Üniversitede uçak mühendisliğine puanım yetiyordu, “Babam olamadı, bari oğlu uçak mühendisi olsun” dedim. O zamanlar babamın aslında bana ne kadar büyük bir kıyak yaptığının farkında değildim. Mühendisliğin set yönetimine bu kadar katkısı olabileceğini hiç bilmiyordum. Mühendislik temelde o kadar çok işime yarıyor ki anlatamam. Mühendislik hayatın her yerine hem de bir hayli temeline yararı var. Tüm sektörlerle yakından ilintili. Tabii ki sinemayla da öyle. Eğer başarılı biri olarak kabul görüyorsam, bu filmleri çektiysek bunun alamet-i farikası uçak mühendisliği konusunda bir nevi baba kıyağıdır.
Başarıların temelinde mutlaka özveri ve fedakârlık vardır. Sizin bulunduğunuz fedakârlıklar neler oldu?
Eşime, aileme, akrabalarıma ve arkadaşlarıma olması gereken vakti ayıramamak en ciddi fedakârlık. Hatta fedakârlıktan ziyade ciddi bir sorun olduğunu artık daha iyi anlıyorum. Bu sorunu bertaraf etmeye çalışıyorum. Bu nedenle bir süre dizi yapmama kararı aldım. Elimden geldiğince hayatı ıskalamamaya çalışıyorum. Bütün bunların farkına 33 yaşımda da olsa varmak güzel. Ya daha ileriki yaşlarda farkına varmış olsaydım. O zaman tam bir felaket olurdu.
"DUBLÖR İSTEMİYORLAR NE YAPAYIM?"
Ahmet Kural ile Murat Cemcir, tehlikeli sahnelerde dublör kullanmıyor. Riskli bir durum değil miydi? Ya sakatlansalardı? Riskli olmaz mı?
Ben sete dublör getiriyorum ama istemiyorlar ne yapayım? Riskli olan sahnelerin altından başarıyla kalktığı için, bir süre sonra inanıp “Ya adam yapıyor işte” demeye başlıyorum. İşin ilginç yanı o tehlikeli sahnelerin en küçük bir provasını bile yapmıyor. Kamera çekimdeyken bir bakıyoruz yapmış. Biz de öyle kalakalıyoruz. Ahmet ile Murat fiziksel espri satmakta, bedenlerini kullanmakta inanılmaz başarılılar ve dublör kullanmayı sevmiyorlar. O sahnelerin yapay olacağına inanıp izleyiciye doğal olanı veremeyeceklerini düşünüyorlar. Bir yönetmen olarak elbette benim önceliğim oyuncuların güvenliği. Ne var ki onlar dublör istemediği için endişe içinde “Allah’ım bu sefer de bir şey olmasın” diye monitörün arkasında hayıflanarak onları izliyorum.