Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Pazar 2. İstanbul Tasarım Bienali, Deniz Ova, 2. İstanbul Tasarım Bienali direktörü Deniz Ova, Kübra PAR

        Kübra PAR / HT PAZAR

        kubrapar@haberturk.com

        Günün birinde bir sanat bienaline katılan sanatçı eserini sergi alanına yerleştirip çıkmış. Sabah geldiğinde eserin yerinde yeller esiyormuş çünkü bir çöp yığınından oluşan yerleştirmeyi gece gelen temizlikçiler süpürüp atmış! “Gariban çöpçü ne anlar sanattan” demeyin. Önemli bir yayın kuruluşunda yayın yönetmenliği yapan ve sanat dünyasına hiç de yabancı olmayan bir arkadaşımın başına daha beteri gelmiş. Ziyaret ettiği bir sergide kanepelerden birini tam ağzına atmışken etraftakilerin şaşkın bakışları üzerine bir gariplik olduğunu fark etmiş. Meğer yediği şey eserin ta kendisiymiş! Son derece masum bu iki hikâye bize “çağdaş sanatın” ya da bazılarının tercih ettiği ismiyle “güncel sanatın” aslında çoğu zaman bir absürtlükler manzumesi olmaktan öteye geçemediğini gösteriyor.

        Yazılan onca felsefi metni ve koca bir sanat tarihini kenara bırakacak olursak, günümüzde “çağdaş sanat” denilen şey aslında izleyiciyi şaşırtmak ve mümkünse bir anlığına şoke etmek üzerine kurulu. Başka türlü, Tracey Emin’in kullanılmış prezervatiflerle dolu dağınık yatağını sergilemesi ya da Damien Hirst’in deşilmiş bir ineğin içinden dökülen organları heykelleştirmesi nasıl büyük sanat olayları olarak görülebilirdi ki?

        “Yeni çağdaş sanatın yüzde 85’i kötüdür. Sanat dünyasının büyük bölümü bu orana katılsa da, belli bir eserin bu yüzde içinde ne tarafa konacağı konusunda anlaşamazlar” diyor Don Thompson, meşhur “12 Milyon Dolarlık Köpekbalığı” kitabında. Neyin iyi neyin kötü sanat olduğu tartışmaları devam ededursun, İstanbul yeni bir sanat daha doğrusu bir tasarım etkinliğine daha ev sahipliği yapıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 2. İstanbul Tasarım Bienali, farklı disiplinlerden 53 projeye ev sahipliği yapıyor. Zoë Ryan küratörlüğünde hazırlanan bienalin teması “Gelecek artık eskisi gibi değil”. 20. yüzyılın başında Fransız şair Valery bu cümleyi kurduğunda hızla artan endüstrileşme karşısında insanlar kendilerini nasıl bir gelecek beklediğini hayal edemiyordu. Bugün dijital çağda da benzer bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Kullandığımız aletler, yediğimiz yiyecekler, uyuma biçimimiz nasıl değişecek? 14 Aralık’a kadar devam edecek bienal bu sorulara cevap ararken şok edici işler sunmasa da, bizi hayaller kurmaya zorluyor. Yer yer fantastik bir geleceğin kapılarını da aralayan bienali, direktörü Deniz Ova ile konuştuk.

        ■ Tasarım Bienali nedir?

        İnsanlar buraya gelince ne görecek? Birçok tasarımcı ve mimarın nasıl bir gelecek hayal ettiğini ve buna dair ürettikleri projeleri görecekler. Katılabilecekleri birtakım aktiviteler var. Çarşamba günleri paneller, perşembe günleri film gösterimleri... Atölye çalışmaları var. Hiçbirine katılmasalar bile bienalin girişinde Superpool’un tasarladığı alanda kahvelerini içip tasarımla yakından ilişki kurarak zaman geçirebilirler.

        DİJİTAL GELECEĞİ SORGULAMAK

        ■ Bienalin teması “Gelecek artık eskisi gibi değil” ne anlam ifade ediyor?

        Gelecek neden eskisi gibi değil? Küratörümüz “Gelecek nasıl olmalı?” sorusunu soruyor. Tasarımcıların bu soruya cevabına ve gelecekle ilgili hayallerine yer veriyor. Bu bienalde çok çeşitli tasarım alanlarına yer veriyoruz. Grafik, moda, mimarlık, peyzaj, ürün tasarımı, sistem tasarımları...

        ■ Bu çok iddialı ve kafa karıştırıcı değil mi?

        Size katılıyorum ama bunun içini açabilmek için bir küratörle çalışıyoruz. Küratör bir tema ve kavramsal çerçeve belirliyor. O çerçevenin içini doldurarak karmaşayı çözüyoruz. “Gelecek eskisi gibi değil” sözü Fransız şair Valery’ye ait. Valery bu eleştiriyi, ciddi toplumsal ve politik değişimlere sahne olan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde dile getirmişti. Hızla artan endüstrileşme karşısında insanlar kendilerini nasıl bir gelecek beklediğini hayal edemiyordu. Bugün dijital çağda da benzer bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Politik, ekonomik ve sosyal bir huzursuzluk döneminden geçiyoruz. Tam da bu zamanda herkes bir sorgulama yaparken bienal de tasarım ve mimarlık açısından bir sorgulama platformu oluşturuyor.

        ■ “Kavramsal”, “tema”, “küratör”... Bir kısım okur kaçtı bile! Daha basit anlatalım. Burada bazı sanatçıların gelecekle ilgili projelerini mi görüyoruz?

        Evet, örneğin Defne Koz yemekle ilişkimizi sorgulayarak dijital dönemde nasıl daha hızlı ve sağlıklı beslenebileceğimizi sorguladı. Kapsül gıdalar ve onu hazırlamaya yarayan aletler üretti.

        ■ 1. Tasarım Bienali’nin muhalif bir duruşu vardı. Bu bienalin benzer bir misyonu var mı?

        Aralarında muhalif olduğunuzu düşüneceğiniz projeler vardır ama asıl amaç muhalif olmaktan ziyade soru sorabilmek. Geleceğimizi sorguluyoruz. Küratörümüz tasarımcılardan manifestolarını istedi ve geleceği nasıl tahayyül ettiklerini sordu. Manifesto kavramı bile çok sorgulanası bir kavram. 1930’larda yazılan manifestoların radikal bir dili vardı ve gelecek için toplumsal değişiklikler öneriyordu. Oysa bugün bir manifesto Twitter’da 140 karaktere sığdırılabiliyor. Bugün “Manifesto ne demek” sorusunu sormak ve ucunu da biraz açık bırakmak gerekiyor. Kısacası bu bienal bizi gelecekle ilgili bir hayal kurmaya teşvik ediyor.

        SEMTLERİN KOKUSUNU KEŞFEDİN!

        ■ Bienal alanında gördüklerimizin dışında yan etkinlikler de var. Örneğin Rotalar bölümündeki “koku rotası” nedir?

        Farklı semtlerin tasarım ve mimarlık hallerini keşfetmek üzere grup yürüyüşleri düzenliyoruz. Rota üzerinden hem o semtin tarihini, dokusunu ve kokusunu keşfedip hem de o bölgedeki tasarım ve mimari stüdyolarını ziyaret ediyoruz. Tematik rotalarımız da var. Örneğin koku rotası Kadıköy’ü kokular üzerinden keşfetmeyi hedefliyor. Semtin kokularını keşfederken hafızamızın derinliklerine inip onunla neleri bağdaştırdığımızı hatırlıyoruz.

        ■ Bu rotalara katılmak isteyenler ne yapmalı?

        Web sitemize girip rota için bilet satın alarak kayıt yaptırması gerekiyor.

        ■ Koku rotası dışında başka ilginç rotalar var mı?

        Gökhan Karakuş ve Ali Bakova’nın 6 Aralık’ta gerçekleştireceği MaslakOtosanayi rotasını tavsiye ederim. Hızlı gelişen ve değişen bir bölge. Büyük iş merkezleri dışında tasarım ofisleri ve zanaat dükkânlarından oluşan mikro bir hayat var. Onların arasında dolaşıp, katılımcıların çektiği fotoğraflar toplanarak Maslak Oto Sanayii’nin şu anki hali belgelenecek.

        ■ İlginç atölyeler de var. Örneğin “Yeni Hayatta Kalmacılık” atölyesi nedir?

        Gelecekteki acil durumlar için kişisel bir acil durum çantası oluşturmak üzere düzenlenen bir atölyeydi.

        ■ “Bir adaya giderken yanınıza alacağınız 3 şey” gibi mi?

        Evet. Örneğin ben bir hikâye anlatıcısıysam bir felaketten sonra hikâye anlatmaya devam edebilmek için bir acil yardım çantasına ne koyardım? Burada hayal edilen gelecek çok kişisel ve farklı. Bunun atölyesi ilk hafta sonu yapıldı ama diğer atölyelerimiz Antrepo 7’deki bienal alanında devam edecek.

        Bu koku size neyi hatırlatıyor?

        Koku tasarımcısı Sissel Tolaas, bienal için geliştirdiği projede, İstanbul sokaklarında duyabileceğimiz birbiriyle ilişkili 3 koku toplamış. Yan yana yerleştirilmiş stantlar üstünde 3 farklı koku var. Düğmeye basıp koklayabiliyorsunuz. Ne olduğunu hemen tanıyamadığınız ama hafızanızın derinliklerinde bir şeyler uyandıran tanıdık kokular bunlar. Gerçekten farklı bir tecrübe, gidip koklayın.

        ‘Farkında olmasak da tasarım hepimize dokunuyor’

        ■ Türkiye’de tasarım bienali hazırlamak zor mu?

        Kavramsal çerçeveyi oluşturmak zor. Bu sadece bizim için değil, tüm bienaller için geçerli. O yüzden küratörlerle çalışıyoruz.

        ■ Tasarım Türkiye’de emekleme aşamasında mı?

        Hayır, yüzyıllardır devam eden bir zanaat geleneğimiz var. Pek çok markamız uzun süredir tasarımla uğraşıyor ve dünyada biliniyor. Yani tasarım konusunda hiç geride kalmış değiliz ama yaptıklarımızı dünyaya tanıtma konusunda emekliyor olabiliriz.

        ■ Yavaş yavaş öne çıkan isimlerimiz var ama neden bir Philip Starck’ımız yok?

        Bu aslında bir pazarlama meselesi. Philip Stark kadar iyi tasarımcılarımız var. İlla bir pop star yaratmak gerekmiyor. Önemli olan işin niteliği. Azimliyiz ve çok daha iyi yerlere gidiyoruz. Dışarıdan bakıldığında düşündüğümüz kadar kötü bir noktada değiliz. Güçlü tasarımcılarımız var. Mesela Defne Koz pek çok büyük marka için tasarım yapıyor.

        ■ Peki bu bienal bir beyaz Türk etkinliği mi?

        Kesinlikle değil. Tasarım çok pahalı ve çok az insanın ulaşabildiği bir şey olarak görülüyor. Halbuki farkında olmasak da tasarım hepimize dokunuyor. Etrafımızda kolayca ulaşabileceğimiz çok tasarım var ama biz öyle bakmıyoruz. Elimizde tuttuğumuz fincan, giydiğimiz tişört çok ucuz olsa da sonuçta bir tasarım.

        Bienale gideceklere 3 tavsiye

        1. Galata Özel Rum İlkokulu’nun 4 katına yayılmış toplam 53 proje var. Hepsini tek seferde gezmeyin, yorulmadan rahat rahat gezmek için 1’er saatlik iki ziyaret planlayın.

        2. Rehber eşliğinde gezin, zira pek çok proje ilk bakışta anlaşılmıyor. Utanmanıza gerek yok, kimse anlamıyor!

        Şekerleme Aralığı, J Mayers ve Partner Architectures

        3. Gezerken yorulursanız “Şekerleme Aralığı” adlı proje odasında yatıp uyuyun. Parlak pembe ışık, rahat yastıklar, halı ve tuhaf bir gürültü yayan ses sisteminden oluşan bu odada ilginç rüyalar görebilirsiniz belki!

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa