Her kültürde sofralar, damak, göz ve düşünce keyfinin bütünleştiği, felsefeye, edebiyata, diplomasiye yön veren çok önemli buluşma mekânlarıdır. Ve bu buluşmalardan en anlamlıları, bayramlar için yapılanlardır
Bizim bayramlarımızın kameri takvime göre hesaplanıp her yıl 10 gün geriye gelmesi de bayram için yapılan mutfak hazırlıklarına ve kutlama için kurulan sofralara renk katıyor. Bir nevi işi monotonluktan kurtarıyor. Üstelik bu sene olduğu gibi dini ve milli bayramlar üst üste gelebiliyor. Ya da başka dinlerin bayramlarıyla aynı anda kutlanabiliyor. Bu da, özellikle İstanbul gibi kozmopolit şehirlerde yaşayanların sofralarına bambaşka bir zenginlik katıyor. Bu sene bayramımız güz renkli. Manavlarda görmeyi özlediğimiz kereviz, pırasa, lahana, karnabahar, nar, kestane ve balkabağına tekrar kavuştuğumuz dönemdeyiz. Hepsi de çok değerli ama nar, kestane ve balkabağının bayram sofralarına çılgınca yakışan bir görselliği var. Dönemin malzeme zenginliği bunlarla sınırlı değil, deniz de çok cömert. Palamut, lüfer, tekir, barbunya ve güzeller güzeli kırlangıcın da en lezzetli zamanı. Tabii “Bayramda kavurmasız sofra kurulmaz” diyenlerden olabilirsiniz. Haklısınız ama “Bayram uzun, bir güne balık da yakışır” derim.