Tuğçe Tatari son kitabını Habertürk'ten Kübra Par'a anlattı
Tuğçe Tatari, Kandil'e gidip bir kitap yazdı, kendisiyle hesaplaştı
ABONE OLFotoğraflar: Ece OĞULTÜRK
Akşam Gazetesi’ndeyken sivri dilli köşe yazılarıyla tanıdığımız Tuğçe Tatari, Kürt meselesiyle, daha doğrusu kendisinin bu meseleyi öğrenme sürecinde yaşadığı tecrübeyle ilgili bir kitap yazdı: Anneanne, Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim. Nişantaşı’nda steril bir hayat yaşayan, Kürtler konusundaki düşünceleri resmi ideolojiyle şekillenmiş şehirli bir genç kadının “Kürtler aslında ne istiyor?” sorusunun peşine takılarak Kandil’e gitmesinin ve PKK’lılarla tanışmasının hikâyesini okuyoruz kitapta. Anlattıkları “ötekine” yani Kürtlere dair değil de kendi sürecine odaklanıyor daha çok. Kendi deyimiyle bu kitapta “kendisiyle hesaplaşan ve özeleştirisini veren” Tatari ile hem kitabını hem de gazetecilik geçmişine dair eleştirileri konuştuk...
“Beyaz Türk” dediğiniz nedir? İşçi sınıfından nefret eden, halktan uzak, başörtüsüne mesafeli, sadece kendi yaşam tarzını düşünen, sınıf ayrımcılığı yapan bir tipi mi tarif ediyorsunuz? Buysa, ben hayatımın hiçbir döneminde böyle biri olmadım. Benim için “Steril bir hayat yaşamış ve kendi fanusundan çıkmamış biri” denilebilir ama “Beyaz Türk” denilemez.