Van'ın neyi meşhur? Van'da ne yenir, ne alınır, neresi gezilir?
Güneşin Doğu'dan yükselip Van Gölü'nün turkuaz sularına ilk selamını verdiği, tarihin Urartu Krallığı'nın ihtişamıyla şekillendiği bu kadim şehir, Anadolu'nun en görkemli köşelerinden biridir. Vanlıların deyimiyle Van Denizi, bu coğrafyanın sadece can damarı değil, aynı zamanda ruhudur. Akdamar Adası'nda yükselen taş işlemeli kilisenin sessiz yakarışları, Van Kalesi'nin sarp kayalıklarından yankılanan asırlık hikayeler ve dünyanın başka hiçbir yerinde eşine rastlanmayan kehribar gözlü beyaz kedileriyle bu şehir, ziyaretçilerine masalsı bir atmosfer sunar.
Şehre adım attığınızda sizi karşılayan o tertemiz hava ve insanların yüzündeki içten tebessüm, binlerce yıllık bir medeniyet birikiminin bugüne yansıyan en güzel örneğidir. Şimdi, dumanı tüten tandır ekmeğinin kokusunda ve Urartu gümüşlerinin ışıltısında Van’ı derinlemesine keşfetmeye başlıyoruz.
Van, sadece bir sınır şehri değil, aynı zamanda Doğu’nun Paris’i olarak anılan, modern caddeleriyle tarih kokan mahallelerini ustalıkla birleştiren bir kültür merkezidir. İpek Yolu’nun duraklarından biri olan bu topraklar, yüzyıllar boyunca kervanların getirdiği zenginliği mutfağına ve zanaatına nakış nakış işlemiştir. Şehri gezerken bir yanda dünyanın en büyük kahvaltı sofrasına konuk olabilir, diğer yanda Tuşpa’nın kadim surları arasında zaman yolculuğuna çıkabilirsiniz.
VAN'DA NE YENİR?
Van denince akla gelen ilk ve en görkemli lezzet geleneği hiç kuşkusuz Van kahvaltısıdır. Bu kahvaltı, sadece bir öğün değil, çeşitliliği ve doğallığıyla bir gastronomi mirasıdır. Sofranın başrolünde yer alan otlu peynir, bölgenin yüksek yaylalarından toplanan sirmo, heliz ve mendo gibi şifalı otlarla sütün muazzam buluşmasının bir ürünüdür. Yanında sunulan murtuğa, un ve tereyağının yumurtayla kavrulmasıyla hazırlanan besleyici bir başlangıçken; kavut ise kavrulmuş buğdayın bal veya pekmezle buluştuğu kadim bir enerji deposudur. Van kahvaltı sofrasını asıl zengin kılan, Karakovan balı, yayla tereyağı ve taş fırınlarda pişen sıcak lavaş ekmeğidir. Bu kahvaltı deneyimi, Van’a gelmek için en lezzetli sebeptir.
Van mutfağının ana yemekleri de en az kahvaltısı kadar iddialıdır. Bölgenin en karakteristik yemeği olan keledoş, binlerce yıllık bir geçmişe sahip olup kuzu eti, nohut, yeşil mercimek ve bölgeye has dağ pancarıyla hazırlanır; üzerine dökülen sarımsaklı süzme yoğurt ve kızdırılmış tereyağı ile servis edilir. Van Gölü’ne has bir tür olan ve sodalı suda yaşayabilen tek balık türü olan inci kefali (Van balığı), özellikle tandırda pişirildiğinde eşsiz bir lezzet sunar. Et severler için ise kemikli kuzu etinin sebzelerle buluştuğu ayran aşı çorbası ve taptaze etlerden hazırlanan Van kebabı, damaklarda unutulmaz izler bırakır. Tatlı niyetine ise genellikle bölgenin kaliteli un ve yağıyla hazırlanan un helvası veya yöresel meyvelerden elde edilen reçeller ziyafeti tamamlar. Yemekten sonra semaverde demlenen ve kıtlama şekerle içilen o koyu çay, Van’ın sohbet kültürünün en önemli parçasıdır.
VANDA NERESİ GEZİLİR?
Van seyahatinin en büyüleyici duraklarından biri, Van Gölü’nün ortasında bir mücevher gibi parlayan Akdamar Adası ve üzerindeki Kutsal Haç Kilisesi’dir. Gevaş ilçesinden kalkan teknelerle ulaşılan adadaki bu yapı, dış cephesindeki İncil ve Tevrat’tan sahnelerin işlendiği kabartmalarıyla dünya sanat tarihinin en önemli eserleri arasındadır. Bahar aylarında badem ağaçlarının çiçek açmasıyla ada, bembeyaz ve pembe bir rüyaya dönüşür. Şehir merkezinde yükselen Van Kalesi (Tuşpa), Urartu Krallığı’na başkentlik yapmış görkemli surları, kaya mezarları ve çivi yazılı kitabeleriyle tarihin sessiz tanıklığını sürdürür. Kaleden Van Gölü’ne doğru batan güneşi izlemek, bu seyahatin en romantik ve etkileyici anlarından biri olacaktır.
Şehrin biraz dışına doğru yol aldığınızda, sarp kayalıkların üzerine inşa edilen ve bir kartal yuvasını andıran Hoşap Kalesi sizi karşılar. Güzelsu mevkiindeki bu kale, orta çağ mimarisinin en sert ama en zarif örneklerinden biridir. Doğa ile baş başa kalmak isteyenler için ise Muradiye Şelalesi, Bend-i Mahi çayı üzerindeki coşkulu akışıyla huzur veren bir duraktır. Şelalenin çevresindeki yürüyüş yolları ve asma köprü, fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunar. Ayrıca bölgenin sembolü olan Van kedilerini yakından görmek ve onlarla vakit geçirmek için Van Kedi Villası mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir noktadır. Van Müzesi ise Urartu döneminden Osmanlı’ya kadar uzanan zengin koleksiyonuyla bölgenin hafızasını modern bir binada ziyaretçilerine açar.
VAN'DAN NE ALINIR VE NELER YAPILIR?
Van seyahatinden dönerken yanınıza alabileceğiniz en değerli hediyeliklerin başında, gümüş üzerine siyah kurşun alaşımıyla yapılan savatlı gümüş işçiliği gelir. Bu sanat, Urartulardan günümüze ulaşan bir zanaat mirasıdır ve takılardan objelere kadar her parçada bir tarih gizlidir. Ayrıca bölgenin yüksek yaylalarında dokunan Van kilimleri, üzerindeki geometrik motifler ve kök boyalı canlı renkleriyle evine otantik bir dokunuş katmak isteyenler için idealdir. Gastronomik bir hatıra olarak ise meşhur Van otlu peyniri, Karakovan balı ve taze fındık içi paketler halinde satın alınabilir. Van’ın tescilli uçkun (yayla muzu) bitkisi de mevsimindeyse ilginç bir tadımlık olabilir.
Van’da mutlaka yapılması gerekenlerin başında, Van Gölü kıyısında uzun bir yürüyüş yapmak ve sodalı suyun o kendine has kokusunu solumak gelir. Akdamar Adası’nda badem çiçeklerinin altında tarihi solumak, Muradiye Şelalesi’nin sesinde dinlenmek ve Van Kalesi’nin zirvesinde geçmişin izini sürmek bu gezinin olmazsa olmazlarıdır. Bir sabah erkenden gerçek bir Van kahvaltı salonuna oturup o muazzam sofranın tadına bakmak, yerel halkla samimi bir sohbete dahil olmak ve bir akşam yemeğinde tandırda Van balığı yemek şehrin ruhunu hissetmenizi sağlayacaktır. Kanispi şelalesinin başında serinlemek veya kış mevsimindeyse Abalı Kayak Merkezi’nde karın tadını çıkarmak da Van’ın farklı mevsimlerdeki güzelliklerini keşfetmek için harika yollardır.