Suriye hükümeti ile YPG/SDG'nin anlaşmasının Türkiye'ye etkileri
Şam'ın egemenliğini ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü güçlendiren tarihi anlaşmayla, SDG'nin bölgesel kontrolü zayıflıyor. Petrol/sınır kapısı gibi stratejik alanların kontrolü Şam'a geçti, bu da terör örgütü PKK'nın tasfiyesi konusunda tarihi bir fırsat sunuyor. SDG'nin Suriye ordusuna tam entegrasyonu zor ve uzun bir süreç, peki bu anlaşmanın Türkiye'ye etkileri ne olacak? Bülent Aydemir yazdı...
Suriye Hükümeti ile terör örgütü YPG/SDG arasında imzalanan kapsamlı ateşkes ve “tam entegrasyon” anlaşması ile SDG, kontrolü altındaki Deyrizor, Rakka ve Haseke gibi bölgeler ile petrol, gaz sahaları ve sınır kapılarını Şam yönetimine devrediyor. Bölgedeki sivil kurumlar Suriye devlet yapısı içine giriyor.
İkinci aşamada SDG unsurları, güvenlikten geçirildikten sonra bireysel olarak Suriye ordusuna ve kurumlarına entegre edilecek. Böylelikle Suriye’nin kuzeydoğusunda Şam’ın devlet otoritesi yeniden tesis ediliyor; eski SDG özerk-idari yapısı zayıflatılıyor.
Bu anlaşma, somut olarak çatışmayı sonlandırma ve siyasi yeniden yapılanma adımı olarak değerlendirilirken, aynı zamanda Suriye’de Şam’ın egemenliğini yeniden güçlendiren tarihi bir adım olarak görülüyor.
Anlaşma ile şunlar öngörülüyor:
- SDG’nin bölgesel kontrolü zayıflıyor, petrol/sınır kapısı gibi stratejik alanlar devlet kontrolüne geçiyor.
- ABD’nin gözetiminde sağlanan süreç, Türkiye için PKK ile mücadelede önemli bir fırsat penceresi olarak görülüyor.
- SDG’nin Suriye ordusuna tam manasıyla entegrasyonu zor olduğu kadar uzun soluklu bir süreç olarak değerlendiriliyor.
- YPG/SDG’nin federal/özerk yapı kurma ihtimali bu anlaşmayla azalmasına rağmen; siyasi statü tartışmaları devam edecektir.
PETROL VE SU KAYNAKLARININ KONTROLÜ
Şu anda SDG’nin kontrolünden çıkmış gibi görünen petrol ve su kaynakları, zengin enerji kaynakları artık Şam’ın kontrolüne geçiyor. Bu, Suriye devletinin egemenliğini yeniden tesis etmesi demek. Bir dönem SDG, Fırat’ın doğusundaki önemli enerji ve su havzalarını kontrol ederek sahadaki stratejik gücünü artırmıştı. Bu anlaşmayla Şam yönetimi egemenlik ve rejim gelirleri açısından güçleneceği gibi yerel Arap aşiretleri, SDG oluşumuna karşı rejimle geçici ortaklık kurmuş oluyor.
ABD desteklediği bu anlaşma ile kaotik bir ortam yerine SDG’nin sınır ötesi PKK bağlantılarının sınırlandırılmasının faydasını görebilir. SDG’nin kontrolündeki kaynakların Şam’a geçmesi ve SDG’nin askeri gücü ve saha kontrol gücünün çözülmesi Türkiye’nin “terör koridoru” endişesine azalmasına katkı sağlayabilir. Terörsüz Türkiye süreci de şüphesiz bu gelişmeden olumlu etkilenecektir.
ABD NE YAPTI?
ABD resmen ateşkesi destekledi ve sürecin içinde yer aldı. Suriye’nin birlik ve bütünlüğü için kararlılık mesajı verdi. Sahada ABD askeri varlığı azalırken, SDG de artık Suriye rejimiyle doğrudan yüzleşme, konuşma ve çözümleme imkânı buldu. İleri aşamalarda statü konusu gündeme gelebilir.
TÜRKİYE NE YAPTI?
Türkiye, YPG/SDG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak görüyor. Bu nedenle bölgede kendisini rahatsız edecek bir terör koridoru, kuşağı istemiyor. Bu, ülkenin ulusal güvenlik parametreleri arasında kırmızı çizgi olarak yer alıyor.
Türkiye aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğünü yıllardır güçlü şekilde savunuyor. Türkiye bu amaçla üç büyük askeri operasyon düzenledi. Bu nedenle SDG’nin Şam’a entegrasyonu ya da kontrol alanının daralması Ankara için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.Güvenlik kaynakları bu gelişmenin, “terör koridorunun çökmesi” anlamına geldiğini ve Türkiye’nin güvenlik hedeflerine olumlu yansıyacağını savunuyor.
İSRAİL NE YAPTI?
İsrail, Suriye’deki İran-Rusya gibi rakiplerin genişlemesinden çekindiği için sahadaki güç dengesiyle ilgili pragmatik yaklaşım sergiliyor. SDG’nin zayıflaması, İsrail’in de jeopolitik planlarına göre hem pozitif hem riskli görülebilir. ABD ile Türkiye’nin tezlerinin birbirine yaklaşması ve bunun sahaya işbirliği olarak yansıması, orta ve uzun vadede İsrail’i rahatsız edebilir. İsrail ile SDG’nin ilişkileri bugüne kadar değişkenlik göstermekle birlikte bu ilişki, bölgesel dengeleri ve dinamikleri daha karmaşık bir hale sokuyor.
SDG’NİN SURİYE ORDUSUNA ENTEGRASYONU
Teorik olarak böyle bir ihtimal olsa da imzalanan anlaşmada kesin bir örgütsel tam entegrasyon bulunmuyor. Planlanan şu; SDG’nin tüm üyeleri Şam ordusuna bireysel olarak dahil edilmek üzere güvenlik taramasından geçirilecek. Bu, örgütün milli bir Suriye ordusunun ayrılmaz bir parçası haline henüz gelmediği anlamına geliyor.
SDG komutanları tamamen birleşik bir askeri yapıyı istediğini bugüne kadar çok kez dile getirdi ancak fiili olarak bunun güçlüğü kabul ediliyor. Sahada güven ve siyasi irade eksikliği, örgütsel kültür farklılıkları, ABD’nin SDG üzerindeki bugüne kadarki etkisi entegrasyon sürecini karmaşıklaştırıyor.
SURİYE’DE FEDERE BİR YAPI RİSKİ
Pratikte bu anlaşma ile SDG’nin özerk/paralel bir siyasi yapı kurma iddiası ciddi oranda kırılsa da bu ihtimal ortadan kalkmış değil. Suriye rejimi, merkezi otoriteyi tesis etmeye çalışıyor ve petrol-enerji kaynaklarını kontrol etmek istiyor.
Askeri gücü tasfiye olmasa da SDG’nin idari varlığı artık Şam ile sınırlı hale geliyor. Bağımsız federe sistem ihtimali hem Türkiye, hem Suriye devleti hem de bölgesel aktörler tarafından şiddetle reddediliyor. Bunun tamamen ortadan kalktığını söylemek için erken. Yerel özerklik talepleri siyasi inşa sürecinde tartışmaya açılabilir.
TÜRKİYE NE İSTİYOR?
SDG kontrolündeki alanların Şam’a geçmesi, Türkiye’nin güvenlik hedefleriyle örtüşüyor. Çünkü fiiliyatta PKK bağlantılı bir terör yapılanmasının kontrol alanı daralıyor. Bunun başarısı biraz da Suriye hükümetinin gücüne ve ne kadar güçleneceğine bağlı. Türkiye, bu sürecin Terörsüz Türkiye sürecine ve PKK’nın tasfiyesine katkı sağlayacağını savunuyor. Türkiye gerçekçi bir bakış açısıyla, SDG’nin tamamen yok olmasını değil, PKK tehdidinin ortadan kalkmasını, terör bağının kesilmesini, SDG’nin Suriye hükümetine ve ordusuna entegre olmasını istiyor.
Türkiye’nin iç güvenlik stratejisi ve terörün tasfiyesi için yürüttüğü çözüm süreçleri uzun zamandır dış politika ile bağlantılı seyrediyor. Suriye’de SDG’nin statü kaybetmesi, PKK’nın Suriye dışına çekilmesi anlaşma unsurlarından biri ve bu Türkiye’nin güvenlik hedeflerine ilk bakışta hizmet ediyor. SDG statü kaybedip tam manasıyla Suriye hükümetine entegre olursa Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki çok büyük bir engel ortadan kalkmış olacak. PKK’nın tam manasıyla tasfiyesi gerçekleşmeden tek başına Suriye’deki gelişmenin süreci tek başına başarıya ulaştırmayacağının da altını çizmek gerekir.
SAHADAKİ DURUM NE?
2015’ten bugüne kadar ABD’nin de desteğiyle YPG/SDG, Fırat nehrinin doğu ve kuzeyinde Rakka şehri ve çevresini, Deyr ez-Zor’un büyük bölümünü, Haseke bölgesinin büyük kısmını, petrol ve doğalgaz sahalarının büyük bölümünü, büyük su tesislerinin bulunduğu Tişrin Barajı gibi bölgeleri, önemli sınır kapıları ile büyük şehirleri yönetti.
Şimdi ise Şam yönetimi buralarda kontrolü ele aldı. SDG, Rakka vilayetinden çekilmeye başladı. Deyr ez-Zor vilayetinde Şam hükümet güçleri konuşlanmaya başladı. Petrol ve gaz sahaları; Omar, Conoco gibi yerler Suriye ordusunun kontrolüne geçti.
Tışrin Dam, Freedom Dam gibi stratejik tesisler Şam hükümetinin eline geçti. Fırat’ın doğusunun önemli bir kısmı Jazira bölgesine Suriye ordusu konuşlanırken, yerel kurumlar devlet denetimine girmeye başladı. SDG’nin; siyasi ve askeri olarak kontrol ettiği alan büyük oranda daraldı ve devlet otoritesi fiilen yeniden tesis edilmeye başladı.
Peki SDG her yerden çekildi mi? Hayır. SDG’nin kısmen kontrol ettiği; Haseke vilayetinin bazı kesimleri, Kamışlı gibi şehir merkezlerinin çevresi gibi alanlar bulunuyor. Birçok yerde SDG’nin hâlâ küçük direnişleri var ama geniş alan artık hükümet kontrolünde.
FIRAT NEHRİ HATTINDA GENEL RESİM
Fırat’ın Batısı: Eski SDG alanlarının çoğu artık Suriye hükümetinin kontrolünde. Fırat’ın Doğusu: Eskiden SDG’nin en güçlü olduğu kesimde, şimdi Suriye ordusu konuşlanıyor.
Suriye ordusu, SDG ile çatışma sonrası sürdürülen bir anlaşma ve taarruzla geniş toprakları ele geçirdi. SDG, silahlı gücünü çekmeye ve bireysel entegrasyona rıza gösterirken, büyük ölçekli askeri yapısını da dağıtma kararı aldı.
Eskiden SDG/YPG’nin kontrol ettiği ana alanlar:
• Rakka • Deyr ez-Zor
• Petrol & enerji sahaları
• Birçok stratejik nokta
• Haseke, Kamışlı’nın büyük bölümü şimdi Suriye ordusunun kontrolüne geçti.