Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar
Sema EREREN / HABERTÜRK PAZAR

Her gün sabaha karşı 05.30’dan itibaren alarmı çalmaya başlıyor bizim üst komşunun. Sanki yanımda çalıyor, ben de zıplayarak uyanıyorum. O alarm 10 dakikada bir çalıyor, en az 10 kez ertelemeden içi rahat etmiyor. Her seferinde yatağımdan kalkıp pijamalarımla yukarı fırlamama az kalıyor, alarmı bir gün ellerimle kapatacağım. Belli ki o, bir kronik jet lag mağduru. Gerçi benim de pek aşağı kalır yanım yok, kendisine hak vermiyor değilim. Bugün nasıl uyandınız, en son ne zaman kendinizi harikulade hissederek yatağınızdan kalktınız, siz de komşum gibi alarm kâbusu yaşıyor musunuz, bilmiyorum. Vücut saatimizin tik takları ile hep bir yerlere yetişmek için alarm halindeki sosyal saatimizin tik takları uyumlu çalışmıyorsa, siz de bizim komşu gibi gerçek zamanda kalkamayanlardansınız. İyisi mi bu soruna biraz daha yakından bakalım. 2 tip saatle yaşıyoruz; biri kendi kendimize uyanmamızı sağlayan biyolojik saat ya da diğer adıyla vücut saati, diğeriyse işe, okula yetişmek için alarm kurduğumuz, hayatımızı endekslediğimiz yapay ‘sosyal saatimiz’. Bu iki saat uyuşmuyor, beyin gerçek zamanla vücut zamanı arasında gelgitler yaşamaya başlıyorsa, işte o zaman işler kontrolden çıkıyor. Münih’deki Ludwig-Maximillians Üniversitesi’nden tıbbi psikoloji profesörü Till Roenneberg, bu durumun tehlike çanları anlamına geldiğini söylüyor ve ‘sosyal jet lag’ adını veriyor. “Biyolojik saat ile sosyal saati eşleyebilmek zor, bunlar çoğu zaman birbiriyle çatışıyor... Hatta günümüzde düzenli çalışma saatlerine sahip kişilerin bile biyolojik saatleri ile günlük işlerinin zamanlaması arasında adeta kronikleşmiş yaklaşık 2 saatlik bir uyumsuzluk var ve bu, bizler için kaçışı olmayan bir hastalığın başlangıcı.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ