Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nagehan Alçı Köşe yazarlığı ve zamanın ruhu

        Sevgili okurlarım, Türk medyasında köşe yazarlığı ve televizyon yorumculuğu kavramının dönüşüm sürecini sizlere son iki yazıdır anlatmaya gayret ediyorum.

        Köşe yazarlığının bir tür siyaset mimarlığı gibi algılandığı, medya gruplarının belediye başkan adaylarını belirlediği, güçlerini kullanarak siyasete şekil verdiği bir Türkiye artık yok. Çok merkezli, farklı güç odaklarının birleşimi bir Türkiye de yok.

        Dünyada da siyaset gündemine yön veren ‘tanrı yazar’ kavramı bitti. Geçtiğimiz iki yazıda eski örnekleri hatırlatarak bunun sebeplerini sıralamıştım.

        Medya görselleştikçe ana kaynak 24 saatte bir yenilenen gazeteler olmaktan çıktı. ‘Okuryazarlık’ kavramı değişti ve bilgi anlık ulaşılabilen bir kavram haline geldi. Bilgiye ulaşımın kolay olması ve sosyal medyanın insanları ‘mesaj taşıyıcı’ hale getirmesi ile birlikte herkes fikir beyan edici oldu. Bu, eski tip köşe yazarlığının rekabet koşullarını bitirdi.

        Bir yanlış anlaşılma olmasın. Ben köşe yazarlığı bitti demiyorum. Klasik anlamıyla, ahkam kesen, kendini siyasi oyuncu gibi gören köşe yazarı kategorisinin miadı doldu diyorum.

        Yoksa bugün bilgi ve gözleme dayalı köşe yazarlığı ölmedi. Aksine, bilginin filtresizce ve doğru-yalan ayrımına tabi tutulmadan dolaşıma girdiği günümüzde hakiki ve işe yarar bilgiyi süzerek ve kendi perspektifini ekleyerek takipçilerine sunan yazarlık yükseliyor.

        Esasen Brian McNair’in siyasi konular üzerine analiz yapan gazeteciler için kullandığı anlamıyla ‘political pundit’ dönemi kapanıyor diyebiliriz. McNair Sanskritçe kökenli ve ‘uzman’ ya da ‘alim’ anlamına gelen ‘pundit’i ‘kitlelerin fikirlerini şekillendiren’ anlamında kullanmıştı ve 1990’ların ortasında ‘pundit’lik vasfının en üst noktasının köşe yazarlığı olduğunu iddia ediyordu.

        Ama sosyal medya ve bilgiye erişimin dolaysızlığı nedeniyle artık herkes klavyenin başında ‘pundit’liğe soyunuyor.

        Bu değişimin tüm dünyadaki medya süreçlerine paralel olduğu da açık.

        Dünyada kurumsal ve geleneksel medyadaki köşe yazarlığı ölüyor çünkü Marshall Mc Luhan’ın belirlemesiyle “mediıum is a message” ilkesi hükmünü icra ediyor.

        Geçen yazıda da ifade ettiğim mevzunun altını daha da kalın bir kalemle çizmek isterim: Günümüzde herkes artık “bilgi” sahibi. Bilgi ve yorum kişiden kişiye, kişiden gruba, gruptan kişiye ve gruptan gruba hızlı ve etkili bir şekilde anlık iletiliyor.

        Bu da uzmanlık alanlarını ve sayısını tarihte olmadık ölçüde arttırdı. Artık bir köşe yazarının özel bir uzmanlığı yoksa bu alanlardaki uzmanlarla rekabet edebilmesi mümkün değil.

        Halbuki ben çocukluğumdan hatırlıyorum, bizim evde en çok saygı gören meslek köşe yazarlığıydı. Benzer dünya görüşünü temsil eden Hürriyet ve Sabah’ın siyasi köşe yazarları sohbetlerin ana konusunu belirlerdi.

        Uzun yıllar Hürriyet aldıktan sonra Sabah’a dönmek için anne ve babamın uzun uzun tartıştıklarını hatırlarım. Haftada birkaç gün de babam Hürriyet ya da Sabah’ın yanına Cumhuriyet’i ekler, böylece siyasi yelpazeyi genişletirdi.

        Fakat anneanne ve dedemin evine hayatları boyunca Tercüman dışında bir gazete girmedi. Rauf Tamer’i, Ergun Göze’yi okur sonra da oradan aldıkları siyasi perspektifle uzun tartışmalara girerlerdi.

        Artık bunlar sanki birer fantastik hikaye… Bambaşka bir dünyada yaşıyoruz. Şimdi hangimizin evinde sabah sohbetler bu gün şu ne yazmış diye başlıyor? Kaç köşe yazarı geniş kitleler tarafından takip ediliyor?

        Kısacası Türk matbuat tarihinde 1860’larda Tercüman-ı Ahval gazetesinde imzalı başyazı geleneği ile başlayan köşe yazarlığı müessesesi bugün başka bir yere evrilmenin eşiğinde.

        Çok kısa aralıklarla kaybettiğimiz Hıncal Uluç, Engin Ardıç ve Mehmet Barlas ile aslında son üç yazıdır tarif etmeye çalıştığım ‘muktedir köşe yazarı’ dönemi kapanıyor.

        Artık zamanı yakalamak için dokunan, uzmanlaşan, ilgi alanlarına yoğunlaşan ve okura eşit göz hizasından bakan bir yazarlık perspektifine ihtiyaç var.