Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Muharrem Sarıkaya Montrö talep mi, yoksa mazeret mi?  
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        ABD’nin Montrö’nün maddelerinin yeniden yorumlanması isteği çok yeni değil.

        Benzer talebi 20 yıl kadar önce de dile getirmişti.

        O dönem, emekli Org. Kemal Yavuz, ABD Dış İlişkiler Komisyonu’na verilen bir siyaset bildiriminde “Montrö’nün artık eskidiğinden söz edildiğini ve ortadan kalkması gerektiğini öne sürdüğünü” belgeleriyle ortaya koymuştu.

        KARADENİZ’E İLGİSİ HEP OLDU

        Aslında ABD’nin Karadeniz’e olan ilgisi bu kadar yakın zamana da dayanmıyor; 1800’lerin başına kadar uzanıyor.

        Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla, Doğu Berlin’den başlayarak Moskova’nın Doğu Avrupa ülkeleri üzerindeki etkisini adım adım yitirip geriye çekilmesi de ABD’nin bölgedeki etkisini arttırdı…

        Körfez Savaşları ile başlayan süreçte, gözü hep Karadeniz’de Moskova etkisini kırmakta oldu.

        Bunda da önemli başarılara ulaştı, önce Gürcistan, ardından Ukrayna’yı yanına çekerken, bu iki ülke üzerine Moskova’nın ağır saldırısına da neden oldu.

        Gürcistan önce Abhazya, ardından Osetya’daki hakimiyetini kaybederken, ABD Irak’taki yerleşik durumunu Bulgaristan ve Romanya’ya da kaydırdı; 2005 yılında Karadeniz’de önemli konumu sahip olan Bulgaristan ve Romanya ile üs anlaşmaları imzaladı.

        NATO kapsamında Avrupa’nın ortasında tuttuğu birliklerini de Doğu Avrupa’ya kaydırdı.

        Her bir adımda da Montrö Anlaşmasına atıf yaptı.

        SAVUNMA BAKAN YARDIMCISININ ARZUSU

        Tıpkı, önceki gün ABD Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Bayan Celeste Wallender’in “Washinton- Kiev hattındaki gelişmelere” ilişkin toplantıda konuyu yine gündeme getirmesinde olduğu gibi, Karadeniz konusu her açıldığında Montrö öncelikli maddesi oldu…

        Bakan Yardımcısı Wallender, İngiltere’nin Ukrayna’ya göndermek istediği mayın avlama gemilerinin İstanbul Boğazı’ndan geçişine Türkiye’nin Montrö anlaşmalarını gerekçe göstererek izin vermemesiyle ilgili soruyu yöneltince verdiği yanıt dikkat çekici oldu.

        Montrö’nün, Türkiye’ye Karadeniz’e komşu ülkeler arasında çatışma çıkması halinde askeri gemilerin boğazlardan geçişini yasaklama yetkisi veren 19’uncu maddesine dikkat çekti ve maddenin değişmesi gerektiğini belirterek şöyle dedi:

        “Türkiye’nin içinde bulunduğu çatışma durumundan uzaklaşabileceğimiz koşullar üzerinde ve Türkiye’nin bir nevi koruyucusu olarak, Türkiye de dahil olmak üzere Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerle çalışmak istiyoruz. Montrö Sözleşmesi, Montrö Sözleşmesi’nin bu hükmüne atıfta bulunmuştur…”

        Aslında son 30 yıl boyunca Washington hükümetlerinin neredeyse tamamı Ankara’ya her fırsatta, “ Boğazları bana Montrö hükümlerini dikkate almadan aç” istemini dile getirdi.

        HEDEF HEP 19’UNCU MADDE OLDU

        Ankara da her aşamada da Montrö’yü gösterdi…

        Washington da Konvansiyon’un, bölge dışı ülkelerin Karadeniz’de bulundurabileceği savaş gemilerine getirdiği 45 bin tonaj ve 21 gün kısıtlamasını hükmünü getiren 19’uncu maddeyi kaldırmaya odaklandı…

        ABD’nin Karadeniz hedefi tek başına Rusya ile de sınırlı değil; Yol-Kuşak projesi ile Avrupa’ya uzanacak Çin’i de en önemli noktada kontrol altına almak…

        ABD, Karadeniz’in ne denli önemli olduğunu Afganistan operasyonu sırasında da hissetti, askerlerine yolladığı lojistiğin bir bölümünü Karadeniz üzerinden aktardı.

        Bir yandan da İran’ı kontrol altında tutarken, Büyük Orta Doğu ve Afrika projesinin de en önemli merkez noktası yaptı.

        Bu noktada da durmadı, Karadeniz’i daha önceden, Ege’den kontrol edebilmek için Yunanistan ile üs anlaşmaları yaptı…

        ABD, VAZİYETİ İDARE ETMEK İÇİN GEREKÇE Mİ YARATIYOR?

        Peki, ABD 20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Boğazların Rejimine Dair Konvansiyon’un ortadan kalkmasını gerçekten istiyor mu?

        Bugüne kadar hiçbir şekilde karşı karşıya gelmek istemediği, hep aracılar üzerinden gerçekleştirdiği Moskova ile doğrudan bir savaşı arzuluyor mu?

        Bugüne kadar sergilediği tutumuna bakılırsa hiç sanmıyorum.

        Çünkü ABD’nin Montrö’yü kaldırmak için elinde yığınla alternatif var.

        Örneğin, Montrö’ye taraf ülkelerden birinin Sözleşme’den çekildiğini açıklaması dahi yeterli…

        Bütün bunlara baktığımızda dün bu konularla ilgili bilimsel çalışmalar yapan, askeri kesimi de çok yakından bilen bir akademisyenin, “NATO ve diğer müttefik ülkelerden gelen taleplerden kaçmanın, vaziyeti idare etmenin yolunu arıyor; Montrö gerekçesine sığınıyor” cümlesi de durumu özetliyor…

        LOZAN MI, MONTRÖ MÜ?

        Çünkü Montrö Sözleşmesinin ortadan kalkması, Rusya’ya da daha çok hak getiren Lozan Anlaşmasına dönüş anlamına gelecek.

        Unutulmamalı ki Montrö Lozan ile boğazlar konusunda getirilen çok daha fazla geçiş özgürlüklerine kısıtlama getirmesi konusunda Türkiye’ye çok büyük haklar getirdi.

        Bugün tartışma konusu yapılan 19’uncu maddesi ile verilen Boğazları kapatma yetkisi de bunun başında geliyor…

        Nükleer silaha sahip bir gücü durdurmak da ancak Montrö Sözleşmesi gibi sağlam uluslararası anlaşmalarla bugüne kadar olası hale geldi.

        Ayrıca Montrö'nün ortadan kalkmasının yaratacağı boşluğun neye mal olacağını görmek için de uzağa gitmeye gerek yok...