Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Muharrem Sarıkaya Hastaneyi bombalayan başka ne yapmaz?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        SON yarım yüzyıldır olduğu gibi, kural yine değişmedi...

        Terör devlet eliyle yine baş köşeye oturdu...

        Geçmişten bu yana olduğu gibi...

        Önündeki İsrail engeli ne zaman kaldırılıp Filistin devletleşme yolunda adım atsa aynı durum karşısına çıktı...

        Benzer şekilde, ne zaman Arap ülkeleri ilişkilerini geliştirmek için İsrail ile barış anlaşması imzalamaya kalksa yine aynı kişiler harekete geçti masum sivil halka saldırdı...

        Barışa fırsat tanımadı, aklı selimi yerle yeksan etti...

        Yarım asırdır beslendikleri acı ve kan dolu kaynakları kuruyacağı kaygısıyla, en acımasız şekilde kan kustu...

        Gazze'de dün Hastane bombalanmasında görüldüğü gibi kan kusmaya da devam ediyor...

        Hem de birbiriyle yarış yaparcasına...

        On iki gün önce Hamas'ın sivilleri de gözeten roketleri ve saldırıları geldi...

        İsrail de günlerdir sürdürdüğü ölçüsüz bomba yağdırdığı yetmezmiş gibi Gazze'deki El-Ehil Baptist Hastanesi'ni vurdu...

        Bombalanan hastanedeki ölü sayısı 500'ü geçti...

        Oysa son iki gündür savaşın durma ihtimalinden söz ediliyor, İsrail'i kara savaşından vazgeçmesi için ikna edilmek üzere olduğuna vurgu yapılıyordu...

        En azından ateşkesin sağlanması ve Gazze'ye insani yardımın önünün açılması için bütün gözler bugün Ürdün'deki Dörtlü Zirveye odaklanmıştı...

        İsrail’i de ziyaret edecek olan ABD Başkanı Biden, ardından geçeceği Amman’da, ev sahibi Ürdün Kralı Abdullah, Mısır Devlet Başkanı Sisi ve Filistin Devlet Başkanı Abbas ile buluşacak ve ateşkesin sağlanması, bölgeye barışın gelmesi için önemli bir adımın atılması sağlanacaktı.

        Ancak olmadı; yarım asrı aşkın süredir devam eden kural yine çalıştı; Zirveye bir günden az zaman kala İsrail hava saldırısı ile hastaneyi vurdu...

        Sadece çatışma alanını değil, herkesin endişe duyduğu, diken üstündeki bölgeyi ayağa kaldırdı...

        Gazze'ye kara harekatını engelleyip, ateşkesi sağlayıp, sivillere insani yardım yolunu açacak Zirve'nin de iptalini sağladı...

        Oysa Zirve'ye katılacakların listesine bakıldığında ateşkes kararının çıkması kaçınılmazdı....

        Çünkü bölge ülkelerinin hepsi, bir kara harekatı ile Gazze’nin boşaltılmasının, sorunu çevreye yaymak anlamına geldiğini biliyor.

        Zaten İsrail’in geçen hafta başından bu yana başlatacağını açıkladığı kara harekatını, çeşitli bahanelerle ötelemesinin gerisinde de bölge ülkeleri ve ABD'nin bu tutumu yatıyor.

        Washington, Gazze’ye kara harekatının, içinden çıkılmaz sorunları üretmesinin ötesinde, Hamas ve gerisindeki İran ve Rusya’ya yarayacağını düşünüyor.

        DESTEKLEYEREK BASKILAMAK

        İsrail tüm bunlara karşın, hükümetinde var olan aşırı sağ politikacılar ile onların dayandığı radikal sosyolojik tabanın Gazze’de de yerleşim edinme hırsına yenik düşebilir mi?

        Anlaşılan o ki ABD Başkanı Biden’ın bugünkü İsrail gezisinin gerisinde de bu arzuyu törpülemek yatıyor.

        Bir anlamda İsrail’i destekleyerek öfkesini yatıştırma ve saldırılarını engelleme stratejisini yürütüyor…

        Nitekim İsrail’in, bir haftadır kestiği içme suyu ve elektriği Gazze'nin güney bölgesine vermeye başlamasına Biden’ın Netanyahu ile hafta sonu yaptığı telefon görüşmesinin etkili olduğu haberleri de buna dayanıyor...

        SORUNU GAZZE İÇİNDE ÇÖZMEK

        Dolayısıyla Washington yönetimi sorunun Gazze içinde kalarak çözülmesinden yana tutumunu sürdürüyor; bunu son günlerdeki açıklamalarıyla da ortaya koydu...

        Başkan Biden katıldığı bir televizyon programında, (İsrail’in) Gazze’yi yeniden işgal etmesinin büyük bir hata olacağını” belirterek tutumunu sergiledi...

        Dışişleri Bakanı Blinken da günlerdir devam ettirdiği Orta Doğu turunda, “Yardımların biran önce Gazze’ye akmaya başlaması kritik önem taşıyor” diyerek bir adım ileri götürdü...

        Washington yönetimini bu tutuma sürükleyen nedenlerin başında da müttefiki Mısır ve Ürdün’den yükselen endişeler var...

        Gazze’den 2 milyona yakın insanın Mısır ve Ürdün’e akın etmesi halinde bu iki ülkede başka sorunların yeniden hortlayacağına inanılıyor.

        Dolayısıyla sorunu Gazze'de kalması için elinden gelen çabayı gösteriyor...

        ÜRDÜN VE MISIR: MÜLTECİYE HAYIR

        Mısır ve Ürdün’den gelen açıklamalar da bunu teyit eder nitelikte.

        Ürdün Kralı Abdullah, geçen hafta Berlin’de Almanya Başbakanı Scholz ile düzenlediği basın toplantısında tutumunu net koydu…

        Gazze’de yaşanacak bir kara savaşının çatışmayı bütün bölgeye yayacağı uyarısında bulundu…

        Büyük bir insani akımla karşı karşıya kalınacağını da belirterek, “Ürdün'e mülteci yok, Mısır'a da mülteci yok” diyerek Gazze’den gelecekleri almak istemediklerini açıkladı.

        Gazze ve Batı Şeria’da çözülmesi gereken durumun başkalarının sırtına yüklenmemesi gerektiğine de vurgu yaptı…

        SAVAŞ KİME YARAR?

        İsrail, tüm bunlara karşın kara savaşı başlatabilir mi?

        Hastane bombalayan İsrail'deki radikallerin, attıkları tonlarca bomba yetmezmiş gibi öfkelerini bastırmak için Gazze’nin kuzeyine dönük kapsamı ve süresi sınırlı bir kara harekatı istedikleri biliniyor...

        İsrail'deki aklı başındaki her politikacı, şehir gerillası savaşına girildiğinde sonucunun İsrail askerleri için de ağır olacağını görüyor..

        Haksız da değiller, krizin bölgeye yayılması bir yana, çatışma nedeniyle askıya alınan İbrahim Anlaşmalarını yarım asır daha ortadan kaldıracak, çatışmayı Batı Şeria’ya da yayacak, Lübnan’da Hizbullah’ın da devreye girmesi ile bölge çok daha büyük ateş alanına dönecek…

        Hastane bombalanması sonrası dünyanın tüm başkentleri ve büyük şehirlerinde dün yaşananlar da bunun en açık göstergesi...

        Peki, bölgenin kan gölüne dönmesini kim ister?

        Yanıtı belli..

        Bir hastaneyi vuracak kadar gözü dönmüş olanlar...

        Umarım iptal edilen Amman Zirvesi, cumartesi günü Kahire'deki Zirve ile birleştirilir, Türkiye'nin önerdiği garantörlüğe dayalı akılcı çözüm modelinde uzlaşılır...

        Garantör ülkelerin de katılımı on yıllar sonra barış sağlanır...

        Yoksa bölge içinden çıkılmaz hale gelir ki, Orta Doğu’da bu gibi durumlardan kimin kazançlı, kimin zararlı çıkacağı bilinmez...

        Irak ve Suriye örneği de bunun en önemli belgesi…