Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Muharrem Sarıkaya Yapay zekanın suçunu kim üstlenir?

        YAPAY zekaya sahip otomobiliniz, otomatik park sisteminde bir başka araca çarparsa zararını kim ödemeli?

        Soru fantastik gelmesin…

        Bugün bırakın elektrikli otomobilleri, yeni nesil birçok araçta kendiliğinden park sistemi mevcut.

        Haydi, soruyu bir adım daha ileri taşıyalım…

        Oto-pilota aldığınız otomobiliniz, otobanda ani gelişen durum karşısında, önünüzdeki yakıt dolu tankere mi; sürücüsü kaskını takmış motosiklete mi; şoförü 80 yaş üstü olan kamyonete mi; yoksa direksiyonunda hamile kadın olan araçlardan hangisine çarpmalı?

        Otomobilinizin, hangisine çarpmasına karar veren yapay zekanın tercihi karşısında sorumlu kim olmalı?

        Aracın direksiyonunda olan ve otomatik pilota alan siz mi?

        Yapay zekayı yazan yazılım şirketi mi?

        Yoksa otomobilin üretici firması mı?

        TBMM yeni yasama dönemine başlarken, aslında yasalar açısından önünde belki de birçoğundan çok daha elzem olan bu konu duruyor?

        Çünkü ciddi bir boşluk var…

        E-devlet sisteminden kişisel verilerimizden bazılarının çalındığı iddialarının dolaştığı bir dönemde elzemlik ölçüsü daha da artıyor…

        Çok şükür ki, bu veriler bu kez kişilerin akıllı cep telefonlarına indirdikleri uygulamalar aracılığıyla, istemleri dışında çalınıp başka taraflara aktarılmış…

        E-devletten yapılan açıklamadan da anlaşılıyor ki bu kişilerin neredeyse tamamı çift korumalı şifre uygulamasına da geçmemiş…

        E DEVLET'TEN KİM ÇALDI?

        Bu durumda kişisel verileri çalınan kişi kimi suçlayacak?

        İndirdiği yazılımın içine saklanıp akıllı cep telefonuna girmeyi başaran korsan yazılım şirketini mi?

        Bunun girmesine olanak sağlayan ve yeterli virüs engellemesi yapmayan akıllı cep telefonu şirketini mi?

        Yoksa virüsün içine saklanmasına olanak sağlayan uygulamasını indirdiği firmayı mı?

        ASIRLARDIR SORGULANIYOR

        Aslında bu soruların aranan yanıtları asırlardır aranageliyor.

        Hemoros’un İlyada eserinde yer verdiği Hephaistos’un refakatçileri olarak tanımlanan üçayaklı sandalye metaforundan beri konu tartışılıyor…

        O günden bu yana Roma hukuku her bir aşamada insanı odağına koyarak ilerlemiş; her noktada bireyi fail olarak tanımlamış…

        Ancak bunun son aşamasına iki bin yıl sonra bugün gelinmiş olmasına karşın hala bir çare üretilmiş değil…

        Çünkü Türk hukuk sistemi, bazı ülkelerin aksine yapay zekayı fail olarak tanımıyor...

        KÖLE EFENDİ İLİŞKİSİ Mİ?

        Buna neden de bizim hukukumuzun temelinin de Roma hukukuna bağlılığı…

        “Köle- efendi ayrımından” uzaklaşmaktan geri duruyor.

        Kölelik statüsüne eş değer bir bakışla, yapay zekanın sahibi adına hak iktisap edebilmesi ve borç altına girebilmesinin ancak mümkün olabileceğine hükmediyor.

        Oysa yapay zeka terimini dilimize sokan, yapay zekanın babası olarak da kabul edilen bilişsel bilimci John Mac Charthy bunun ötesinde bir tanım getiriyor:

        “Yapay zekalı varlıklar, insan gibi düşünebilen ve kendi kendine kararlar alabilen, bunun yanında insanların odaklandıkları işleri yapma ve çözmeye çalıştıkları problemleri sonuca kavuşturma yeteneğine sahip olan makinelerdir…”

        Haydi gelin şu sorunun yanıtını bulalım…

        İnsan gibi düşünme ve kendi kendine karar alma yeteneğine sahip olan varlıklar olduğuna göre, yarattıkları suçu neden sahipleri üstlensin?

        YAPAY ZEKA KİŞİ MİDİR?

        Ceza hukukçusu Prof. Dr. Olgun Değirmenci uzun süredir bu konuya odaklı çalışmalar yürütüyor, yapay zeka suçları ile ilgileniyor…

        Prof. Dr. Değirmenci ile dün sohbet ederken, şu sorunun yanıtını aramakla başladı:

        “Öncelikle yapay zekânın bir kişilik olup olamayacağını tartışmalıyız…”

        Türk hukuk sistemi de meseleye aslında buradan yaklaşmış…

        Çünkü yapay zeka dediğimiz, karmaşık bir durumu algılama ve bu doğrultuda akılcı karar alma yeteneği...” olarak tanımlanıyor.

        Veya “insana özgü bazı yeteneklerin, aslı gibi taklit edilebilmesi kabiliyeti…” olarak da kabul görüyor…

        Buradan bakıldığında meselenin makina veya onun talimatlarını uygulayan yazılım değil, o yazılımı yazanlar olduğuna kanaat getirebiliriz…

        Ancak yapay zeka, bir başka yapay zekadan edindiği tecrübe ve bilgileri sentezleyip, kendi başına karar alabildiğine göre, burada bir başka soru daha karşımıza çıkıyor…

        Hangi yazılımı yazana karşı sorumluluk yüklenmesi gerekir?

        Çünkü ortada çoklu yazılım ve onlardan veri alıp işleyen bir başka taklitçi var…

        Prof. Dr. Değirmenci’nin de vurguladığı gibi:

        “Hukuksal açıdan yapay zekânın, gelecekte hak ve yetkiler üstlenebilecek bir kişilik olacağı tezi kabul edilerek, buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması gerekir...”

        #resim#1069106#

        ÜÇ SORUMLULUK MODELİ

        Çünkü bu tüzel kişilerin bir gelecekte bir kişilik formu olacağı gerçeği önümüzde duruyor.

        Dolayısıyla, Türk Ceza Kanunu’nda sadece gerçek kişiler için olan ceza sorumluluğuna, ikinci bir alanın da eklenmesi gerekiyor.

        Prof. Dr. Değirmenci de bu gerçeğin altını çizip, sorumluluk konusunda tartışılan üç modeli şöyle sıraladı:

        “1- Yapay zekânın araç olarak kullanıldığı ve asıl sorumluluğun arka plandaki gerçek kişide olduğu dolaylı faillik sorumluluk modeli; 2- Arkadaki kişinin olası doğal sonuçlardan sorumlu olması modeli; 3-Doğrudan sorumluluk modeli…”

        MİTOLOJİDE NEREDE?

        Bunlardan hangisinin öncelik taşıması gerektiği de karmaşık bir konu…

        Neden de yine mitolojiden kaynaklı.

        Çünkü biz insanın gökten geldiğine, Yaradan’ın yukarıda olduğuna inanırız; avuçlarımızı göğe açarak dua ederiz…

        “Göklerden inen bir karar vardır…” deriz…

        Bunu büyük patlama (big-bang) teorisiyle de eşleştiririz…

        Bir diğeri ise topraktan geldiğine inanlardır; onlar da yer tanrılarına tapınır...

        Peki, bilgisayarı nereye koyacağız?

        Bilgisayar (hard-wired) topraktan gelirken, onun kodları yani yazılımı (soft-wired) göklerden geldiği için, ikisinin birlikte hüküm oluşturduğu yeni hukuk sistemine ihtiyaç vardır…

        Çünkü insan tarafından kullanılırken, bugün insan yerine bazı işleri de kendi başına üstlenen, hatta ne yapması gerektiği konusunda kendi başına karar alan, insana ait özellikleri bünyesinde taşıyan bir noktaya geldiği için, faillik konusunda sunulan tezler de artık yeterli kalmıyor…

        SORUNA DAR BAKIŞ

        Gelecekte makine insanlarla yüz yüze kalacağımız bir dönemin hızla gelmekte olduğunu kabul etmeliyiz.

        “Yapay zekanın bir kişilik olmayacağı, hukuktaki kişilik kavramının da bu nedenle insan ile sınırlandırılmasının dar bir bakışta kalmak olacağını görmeliyiz…”

        Tüzel kişilerin, her zaman bir gerçek kişinin yönlendirmesiyle hareket edebileceğine ilişkin tezin, çok geride kaldığını da fark etmeliyiz…

        Bazı batılı ülkeler bunu görüp, önlemlerini almaya başlamış.

        Yapay zeka suçlarından doğan yükümlülükleri karşılamak için fon oluşturmuş; mağdurların haklarını buradan karşılama yoluna gitmiş...

        Bazıları da yapay zekayı kişi olarak kabul edip, her bir aşamadaki suçları kategorilere ayırıp gerçek kişilerle ilişkilendirmiş.

        Her birimizin cep telefonunda uygulama olarak indirdiğimiz, hatta son dönem milletvekillerinin soru önergelerini de düzenleyen Siri’den, Türk yapımı Cereai’ye kadar her bir şeyi danışıp, yazdırdığımız yapay zekalar yaşamımızın parçası haline gelirken, kamu sistemini bundan ayrık tutamayız.