Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Esin Övet İki gönül bir olunca samanlık seyran olurmuş
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Volkan Konak ve eşi Selma Konak maddi sıkıntılar yüzünden 1992 yılında evlendiklerinde düğün yapamamış ve 31 yıl sonra çocukları, dostları ile birlikte güzel bir düğün yapıp geçmişlerini yad etmişler.

        İşte tam da, "İki gönül bir olunca samanlık seyran olur" lafının kanıtı. Yani ne demek istiyor bu söz; birbirini seven ve evlenmek isteyen çift bir samanlıkta bile oturabilir, samanlık onlara saray gibi gelir.

        Düşünün evlenirken birbirlerine öyle bir sarılmışlar, öyle zorluklardan geçmişler ki, yaşadıkları her anı saray hayatına çevirmişler. Elbette zorluklar yaşamışlardır ama belli ki birbirlerinin ellerini hiç bırakmamışlar. Tabii günümüze pek uygun değil bu söz ve bu yaşanan haller. Bırakın evliliği artık insanlar sevgili oldukları insanın önce cüzdanının kabarıklığına bakıyor. Sevgi eşittir para oldu.

        Hatta "Evleneceğim kişinin evi olsun, arabası olsun. Düğünde dört gelinlik giyeyim. Hatta o parti senin bu parti benim yapalım. Gelinliğim bilmem kim modacıdan olsun" diye uzayıp giden bir liste var. Ama bizim anne ve babalarımız öyle mi?

        Yeri gelmiş ellerinde avuçlarında ne varsa birleştirmişler. Yeri gelmiş bir tas çorbayla karınlarını doyurmuşlar.

        Ve zorluklar yaşayan çiftlerin ömrü hep uzun soluklu olmuş. Çünkü zorlukları birlikte aşmışlar. Ve birbirlerinden de hiç vazgeçmemişler Çünkü birbirlerinin kıymetini bilmişler. Fakat günümüzde ufacık bir zorluk anında ilişkiyi bitirmeler, boşanmalar, ayrılmalar peşi sıra gidiyor.

        Belki gün değişti, insanlık değişti.

        Ama bana göre geçmişte yaşanan her şey daha gerçek. Parasızlık da, zenginlik de, görgü de görgüsüzlük de daha gerçek. Bunu bilir bunu söylerim.

        Yıllar sonra yapılan düğünün görüntülerini yüzüm gülerek izledim. Ne mutlu onlara, evlatları da yanlarında. Bir tek gelin hanımın ayakkabıları pek uygun değildi. Ama sanırım kendisi o kadar mütevazı ki, heyecandan bunun sorun olabileceğini bile düşünmemiş. Yürürken zorluk çekiyor. Ben izlerken, "Ah keşke çıkarsanız ayakkabıları da öyle yürüseniz daha tatlı olacaksınız" diye diye izledim ama nazar işte. O ayakkabı da geçirilen yılların hatırına nazarlık olsun.

        ***

        Bu çifti merakla bekliyorum

        2004 yılında boşanan Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay, "Kel Şarkıcı" isimli tiyatro oyunu ile bir araya geldi. Demek ne oluyormuş? Güzel, saygılı ve kaliteli ayrılınca insanlar kaç zaman geçse bile birbirinin yüzüne bakabiliyormuş.

        Haluk Bilginer ile Zuhal Olcay yıllar sonra aynı sahnede. Şahsen ben ikiliyi birlikte izlemek için sabırsızlanıyorum. Ve ikili de duyduğuma göre kampa girmiş hazırlanıyor.

        Mesela Zuhal Olcay eski eşiyle sahneye çıkmadan önce Özlem Posboşoğlu'ndan destek bile alıyor gizliden gizliye haftanın her günü merkezin yolunu tutuyor. E kolay mı, yıllar sonra eski eşle sahneye çıkmak ve çoğunluğun beklediği bir oyunla arz-ı endam etmek.

        Ben bile heyecanlıyım kendilerini düşünemiyorum.

        ***

        Affetmek

        -Erdemdir.

        -Kabullenmektir.

        -Kendine saygıdır.

        -Zamana bırakmaktır.

        Ve en önemlisi Allah'a havale ekmektir. Ki "Affetmek Allah'a mahsustur" diye bir hadis-i şerif var. "İnsanların birbirlerine karşı yapabileceği hataları affetmekle ilgilidir. Ki "İnsanlar arasında yapılan hataların affedilmesi, Allah'ın gücünde olan bir şeydir" diyor açılımı. Bence bunu iyice okuyup düşünmek gerek.

        ***

        Meryem'den yadigar "Tükenmişlik Sendromu" kaldı

        Merkür müdür, Venüs müdür, Jüpiter midir bilinmez ama sağım, solum tükenmiş insanlarla dolu. Yıllar önce Meryem Uzerli'nin bizlere armağan ettiği "Tükenmişlik sendromu" milletin genlerine işledi sanki.

        Zengini, fakiri, ünlüsü, ünsüzü kiminle konuşsam, "Bir şey eksik. Hep bir tuhaf hissediyorum. Ne garip bir yaz. Bu yaz olmadı sanki. Sanki bir şey olacak ama olmayacak gibi" deyip duruyor.

        Sonra kendime bakıyorum, "Yok yok iyiyim ben takılma sen onlara" diyorum ama bir gariplik hakim... Hadi hayırlısı diyeceğim ama şu bir gerçek ki, dünyada insanlık yorgun.

        Hissettiğim bu hanımlar-beyler. Derin bir nefes alıp her gün ondan fazla nefes al ver iyi gelecek sanki ne dersiniz!!!

        ***

        Bu yazın en çok çalışanı

        Maşallah Ajda Pekkan.

        Nereyi açsam, nereye baksam bir Ajda Pekkan rüzgarı esiyor. Kadın fırtına gibi kopuyor. Konserler tıklım tıklım. Bir gün İstanbul, bir gün Bodrum. Bir gün Alaçatı hooop yine İstanbul.

        O sahne senin bu sahne benim dolaşıyor.

        Yani neymiş. Tükenmemek, tükenmişlik sendromuna yakalanmamak için çalışmak ve üretmek gerek. Haydinnnn...