Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kabahat Maestro filminde Maestro’yu takma burunla canlandıran Bradley Cooper’da değil, yüzyıllar boyu önyargılı klişe Yahudi tiplemesinden beslenen arkaik karikatür ve illüstrasyonlarda. Büyük Leonard Bernstein karakterine büründüğü makyajında protez burnun varlığı Cooper’ın antisemitizmle suçlanmasına neden oldu – Yahudi düşmanı propaganda amaçlı habis çizimlerle, Cooper’ın gayet de üstada benzediği makyajı karıştıran odaklarca.

        Nitekim, 1990’da 72 yaşında hayata veda eden Bernstein’in çocukları Jamie, Alexander ve Nina Bernstein yazılı açıklamayla Maestro burnunu savundu: “Ortaya konulan çabanın yanlış anlaşılıp yanlış yorumlanması kalbimizi kırıyor. Leonard Bernstein’in gayet güzel, büyük bir burnu vardı. Bradley, makyajla benzerliği kuvvetlendirerek mükemmel bir iş yaptı. Şundan eminiz ki, babamız da mükemmel bulurdu.” (Cooper solda, Bernstein sağda şu iki kare gerçekten benzerliği ortaya koyuyor.)

        Anti-Defamation League de eleştirilere karşı çıktı, bu filmin Yahudileri koca burunlu kötü varlıklar olarak gösteren antisemitik propagandayla ilgisi olmadığını açıkladı.

        Antisemitik çizimler artık sadece ırkçı nefret grupları arasında iş görüyor. 4Chan gibi internet forumlarında Yahudilerin dünyayı ele geçireceği komplo teorisini yayan ırkçı aşırı sağ güruhun paylaşmaya doyamadığı, ellerini ovuşturan tüccar tipi “Happy Merchant” mesela.

        Aynı Akbaba dergisindeki tiplemeler gibi ellerini ovuşturan Yahudi tüccar.

        Akbaba dergisi saygın yazarları barındırsa da stereotip karikatürleri felâketti. Derginin artık yayınlanmadığı dönemdi, dedem 1930’larda çıkan Akbaba’ları topladığı cildi vermişti; henüz okumayı sökme yaşında olduğum için sadece resim ve karikatürlere bakıp altyazılarını okuyordum. Koca burunlu, düşük göz kapaklı ve sarkık dudaklı, çoğunlukla da sinsi fırsatçılığın simgesi olarak ellerini ovuşturan Salomon ve Mişon’un neden böyle garabet çizildiğini sorgulayacak yaştaydım. Mizahın ardına gizlenmiş antisemitizmi anlamasam da.

        Akbaba karikatürlerindeki cinsiyetçilik ise bir kız çocuğunun dikkatini çekecek kadar aşikardı. Mütemadiyen aynı konsept; kısa boylu kel kafalı, yelek düğmelerini geren koca göbeği ve duble ensesiyle ağzı purolu para babası, yanında fidan boylu ve ille de yuvarlak hatlı bir “dilber” (kelimeye pardon, ama niyet buydu). Çirkin, yaşlı ve fakat zengin koca avlamış kadın imajını anlayacak yaştaydım.

        Yerli Salomon ve Mişon karikatürlerindeki tasarımın, Nasyonal Sosyalist Parti’nin yayın organı Der Stürmer’deki çizimleri andırdığını anlamam için daha zaman vardı. Gazetenin yayıncısı Julius Streicher’in Yahudi ırkının yok edilmesini savunan ırkçı Untermensch senaryoları eşliğindeki eciş bücüş iğrenç illüstrasyonları kastetmiyorum elbette. Streicher Nürnberg duruşmalarında insanlığa karşı suç işlemekten hüküm giyip 1946’da asıldı.

        Bazı sanat tarihçilerine göre şişkin ve yaygın kanca burunlu Yahudi stereotipinin kökleri 13’üncü Yüzyıla kadar dayanıyor, ancak yerleşik hal alması daha ileri yüzyıllara rastlıyor. Nazi Almanya'sında propaganda malzemesi olarak Der Stürmer çizimleriyle zirveye çıkıyor.

        ZİNCİRLEME FAGIN VAKALARI

        Irkçı zihinlerin ürünü Yahudi burnu edebiyata, sinemaya da bulaşıyor, Charles Dickens’ın en az 20 kez beyazperdeye, TV’ye uyarlanan Oliver Twist’inden ne grotesk Fagin’ler çıktı mesela. Dickens’ın çocuklara yankesicilik yaptıran kötü adam olarak Yahudi tipi yaratması bir yana, romanda Fagin’in 257 kez Yahudi diye anılması antisemitizm suçlamasıyla çok ağır eleştirilmiş, sonraları Dickens biraz pişmanlık belirterek “Hikayenin geçtiği dönemde o suçlu sınıfı maalesef hep Yahudiler arasından çıkıyordu” demişti ki, yanılıyordu. Yine de 1837-1839 arası yayınlanan romanın yeni baskılarında etnik ve dini referansları bir ölçüde temizlemişti Dickens.

        Ancak romanın film uyarlamaları burun ve genel çehre bağlamında iyice berbattı. Binbir suratlı adam Lon Chaney’in ürkünç Fagin çehresi, kendi makyaj ustalığıyla çıkaracağı Operadaki Hayalet Erik ve zangoç Quasimodo’nun gudubetliğinden halliceydi.

        1948 yapımı David Lean filminde Alec Guinness inanılmaz derecede abartılı koca protez burnun tamamladığı gaddar bir suratla seyirci karşısına çıktı. Victoria döneminin siyasi hiciv ustalarından George Cruikshank’ın Oliver Twist’in ilk baskısı için çizdiği desen model alınmıştı ama göze ilk çarpan Der Stürmer’deki çizimlerle olan benzerliğiydi. Bu Fagin karakteri öyle infial yarattı ki, filmin Berlin’de gösterildiği sinemada seyirci ayaklandı. Filmin gösterimden kaldırılacağı sözüyle olaylar yatıştırılabildi. Amerika’da da 1951’e kadar filmin vizyona girmesi engellendi.

        İngiliz aktör Ron Moody’nin sahne ve sinemada Fagin’i canlandırdığı Oliver müzikalinde karakter daha insani ve şakacı öğelerle yumuşatılmış, ancak makyaj desteğiyle stereotip yerli yerine oturmuştu. Film, müzikaller için nadir görülen en iyi film ve en iyi yönetmen (Carol Reed) Oscar’nı aldı. Moody’nin Yahudi olması da kurtarıcı rol oynamıştı.

        Roman Polanski’nin çektiği filmde yönetmen ve senaryo yazarı Ronald Harwood’un yanı sıra Fagin’i oynayan Ben Kingsley’in de anne tarafından Yahudiliği bir nevi onay nedeniydi; “Ben Simon Wiesenthal’ı ve Schindler’in Listesi’nde Anne Frank’ın babası Itzhak Stern’i oynadım. Bu filmler benim bilincimin bir parçası” diyordu Kingsley. Nitekim filmde Fagin karakterinin etnik kimliğine dair hiçbir gönderme yoktu.

        Sadece burun mu? Fagin aynı zamanda Yahudilere atfedilen başka bir negatif klişe olarak kızıl saçlıydı. Hz. İsa’ya ihanet eden havari Yahuda İskaryot’tan esinlenerek biçilmiş, stereotipi tamamlayan bir unsurdu. Dickens karakterlerini çizen İngiliz ressam Joseph Clayton Clarke’ın (Kyd) suluboya Fagin illüstrasyonunda kamburumsu duruş, burun ve sinsi gülüşlü karanlık yüz ifadesini kızıl saç-sakal tamamlıyor.

        Thomas Mann’ın Nasyonal Sosyalist iktidara karşı retoriği, bu yüzden Almanya’dan ayrılışı belli, ancak özellikle erken dönem romanları Yahudi karakterlerin burun tasvirleri yüzünden antisemitizm suçlamalarına hedef oldu. Alman sinemasının Thomas Mann uyarlamalarında o burunları görmek mümkündü.

        ASLI VARKEN NEDEN BAŞKASI

        Şimdi geldik, “aslı varken neden başkası oynuyor” teranesine. Maestro’yu yöneten ve Leonard Bernstein’i oynayan Bradley Cooper sadece protez burun yüzünden değil, Yahudi olmadığı halde Yahudi rolünü üstlenmesiyle de eleştiriliyor. Hatta bazı yorumcular “Yahudi yüzü” (Jewface) takınmakla suçluyor, aynı bir zamanlar yüzünü siyaha boyayıp eğlenen beyazlar gibi, Hollywood’da da rastlanan “Blackface” göndermesiyle. Sosyal medyada protez burnun, Bernstein’in burnundan daha büyük olduğunu öne sürenler de çıkıyor.

        Netflix filmden ilk kareleri geçen yıl yayınladığında ilk tepki atışları gelmiş, sahnede Fil Adam’ı oynayan Bradley Cooper'ın o rol için bile gerek duyulmayan protezli makyajı neden Bernstein’e reva gördüğü sorgulanmıştı. Geçen hafta filmin fragmanı yayınlanınca olay büyüdü.

        Ve Yahudi rolleri için neden Yahudi oyuncular seçilmiyor tartışması canlandı. Maestro bahsinde, anne tarafından Yahudi olan Jake Gyllenhaal’ın da aynı role talip olması önemli ayrıntı. Gyllenhaal’ın talebine karşılık, Bernstein’in miras idaresi özel müzik haklarını, Martin Scorsese ile Steven Spielberg’in yapımcılığını üstlendiği Maestro’ya vermişti. Bunun üzerine Gyllenhaal, “Amerika’nın en seçkin Yahudi sanatçısını ve kimliğiyle verdiği mücadeleyi canlandırmak benim 20 yıllık rüyamdı. Ama bazen olmayınca olmuyor” diyerek Cooper’ın ekibine başarı dilediğini söylemişti.

        Bu vesileyle Hollywood’un otantik oyunculuk problemi yeniden gündemde. Mesela beyaz aktörlerin Latin karakterleri oynaması (Fidel Castro rolünde James Franco), açık tenli sanatçıların daha esmer tipleri canlandırması gibi. Yahudi olmayıp Yahudi'yi canlandıran oyuncuların dökümleri yapılıyor. İşte efsanevi Yüksek Mahkeme yargıcı Ruth Bader Ginsburg rolünde Felicity Jones veya eski İsrail Başbakanı Golda Meir’i canlandıran Helen Mirren.

        Yahudi yıldızların kimliklerine yeterli karşılık bulamadığı yazılıp çiziliyor. Gerçi Barbra Streisand, Gal Gadot, Natalie Portman, Alicia Silverstone ve Rachel Weisz gibi Yahudi aktrisler pekala önemli roller buldu ve buluyor, Oscar da kazanıyorlardı ama Yahudi karakterler bağlamında bu oyuculara daha fazla özünü temsil imkanı verilmeliydi, diyorlar.

        Ama mesele çetrefilli; “Angels in America”da Ethel Rosenberg rolü, sırf Yahudi olmadığı için esirgenecek miydi Meryl Streep’ten?