Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi Mısır’da güneş doğar mı?

        İstanbul Emirgan’da Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “Oryantalizmin Binbir Yüzü” adlı serginin zihne düşürdüğü sorular...

        Mısır bizimiçin her daim özel olmalı idi. Dert ya da menfaat olduğu zaman değil! Amamiras ve etrafımız için bilgi sahibi olma arzusu duyamadık...Mısır, İran, Kafkasya, Bizans, Balkanlar ya da Rusya’yı bilen enstitümüz varmı? Hiç kuşkusuzmüzelere de iş düşüyor. El Hak çalışkanları var... İstanbul Emirgan’daki Sakıp SabancıMüzesi’nde eğlendirici, düşündürücü ve öğretici bir sergi var. “Oryantalizmin Binbir Yüzü”. 25 Ağustos’a kadar sürecek. Sergiye eşlik eden 385 sayfalık, zengin bir katalog damevcut. Müze yöneticisi Nazan Ölçer akla gelebilecek ilk soruyu, kışkırtarak yanıtlıyor: Avrupa’nın kendi coğrafyasının doğusunda kalan her bölgeyi Latince’deki “Oriens” (güneşin doğduğu yer) ya da “Orient” diye tanımlaması, eski çağlardan bu yana Batı dünyasının alışkanlığı oldu. Doğu’yu temsil eden ve ufkunun eriştiği Ortadoğu bölgesine, sonradan uzak yolculuklar ertesi keşfedilen Hindistan ve Uzakdoğu eklendi. Ancak imgelerdeki “doğu” gene de Doğu Akdeniz, Kutsal Topraklar ve Yakın Doğu idi... Öyle ya, oryantalizmin konusu olan coğrafya nereden nereye kadar? Şayet her yerin bir doğusu varsa ve EdwardW. Said’in “kutsal kılavuz kitabı” Şark Anlayışları, öteki ve güç arasında bir sarkaç ise, o zaman oryantalizmher zaman ve her yerde demektir! Boğaziçi Üniversitesi’nden A. Ersoy, sergi kataloğunda Said’e atfen,muğlak coğrafya ve zamanın dışına yerleştirilen hayali beldeyi anlatır: “Ataleti, barbarlığı ve cehaleti ile düzeltilmeyemuhtaçtır.”

        OSMANLI ORYANTALİZMİ

        Peki ama Osmanlı, oryantalizmin neresinde idi? Ersoy, 20’nci yüzyılla birlikte fotoğrafladığı Osmanlı oryantalizmindeki hâkimTürk unsurla, geçmişte kalakalan ıslaha muhtaç Doğulu tebaa arasındaki ilişkilere dikkat çeker. Osmanlı oryantalizminin günümüze sarkan yüzeysel ve nostaljik dayatmaları için İstanbul’a göz atmayı önerir. Gelin şu oryantalizmin doğuşuna da bakalım. “Ex-oriente lux”... Şu meşhur Batılı söz bizlere “bilginin ilk kaynağını” işaret eder. Gerçekten de Hıristiyanlığın ‘’doğduğu coğrafyaya’’ olanmerak Batı’yı İbranice, Arapça ve Aramice öğrenmeye teşvik eder. Öte yandan, yine aynı dönemde Musevi veMüslümanlar, Hıristiyanlığın düşmanları olarak görülmekteydiler. Bir başka “dert ise” Türk korkusu idi.Martin Luther’in Osmanlı padişahının papayı cezalandırmak için yaratıldığını söyleyişi, Türklerle ilgili önyargıların ilk adımlarından olmalıdır. Yine de bütün bunlar bilimvemerakın önüne set çekemez. Hollanda Leiden Üniversitesi 1613’ten başlayarak Doğu dilleri kitaplıkları kurar. 1655-65 arası İstanbul’dan satın alınan bin adet elyazması kitap, Leiden Üniversitesi kitaplığındadır. Naskali, 1560’larda İstanbul’a gelen I. Ferdinand’ın temsilcisi Busbecq’in dönerken Hollanda’ya götürdüğü lalenin bugün nasıl sembolleştiğini anlatır. Yine herkesin ilgileneceği bir fasıl: Binbir GeceMasalları, Doğu’nun erotizmle ilişkilendirilmesinin önemli eşiklerindendir. Batı’nın merak ve hevesle hayal etmeye çalıştığı “harem” aslında Freud’luk bir konu olsa gerektir.

        VENÜS’ÜN YERİNE DOĞULU KADIN

        Germaner ise oryantalist resmin “baş oyuncusuna’’ işaret eder: Doğulu kadın. Büyük ölçüde düş gücüyle çizilen resimlerdemitolojik Venüs’ün yerine güzelliğin sembolü Doğulu kadın geçmiştir. Delacroix’dan- Klee’ye ve Ingres’den- Matisse’e kadar uzanan uzun ince bir hattadır bu düşlenenler. Bu kadar hayal ve şiir varsamüzik olmaz mı? Filiz Ali, Batımüziğinde Osmanlı’yı; Arıcı ise Osmanlı sarayındaki Batımüziğini anlatır. Örneğin “II. Solimano”, Floransalı bir asil tarafından Toskana Dükü de Medici’ye ithaf olunmuştur. Mozart ve “Saraydan Kız Kaçırma” operasımüzikte “Turquerie” dönemini başlatacaktır. Rossini’nin “Il Turco in Italia” operasını Korsakov’un Binbir Gece Masalları eksenindeki Şehrazatı’nı anlatan Filiz Ali,müzikte oryantalizmi “kitsch” olarak niteler. Kimbilir, ben sıradan bir dinleyici olarakMozart’ın “Ronda a la Turca”sını seviyorum. 1847 yılında İstanbul’a gelerek sarayda konserler veren Franz Liszt’in bizzat Sultan tarafından ödüllendirilişi, daha sonra Abdülaziz’inWagner’in Bayreuth Opera Projesi’nemaddi destekte bulunuşu kayda değer tercihlerdir. Yine EthemEldem’in Oryantalizmve Arkeoloji yazısı... Helenizmve oryantalizme sınırlar çekerken insan kendi kendine soruveriyor: Yunanlılar, dün ve bugün, gerçekten de oryantalizmin dışındamı? NapolyonMısır’da Batı’nın köklerine not düşmeyi denediğinde Batı Helenizmi nereye yerleşecekti? Mademki söze Edward Said ile başladık, onunla bitirelim. İnsan sergiden cevaplarla çıkarken kendini alamayıp soruyor: Herkesin gücü, “kendi ötekisine’’ ise, oryantalizm gerçek bir “binbir surat” olmalı?

        Son bir söz mimari için...

        Önce Zeynep Çelik, III. Ahmed Çeşmesi’nden modern mimarinin mihenktaşlarından Wright’a “elveren” bir sözlüğe dikkat çeker. Prof. Saner ise Osmanlı mimarisinde oryantalizmin izlerini arayıp Elhamra-Mağrip eksenine işaret eder. Bu bana Brighton’da kendi imparatorluk geçmişi için nostaljik bir not düşmeyi arzulayan İngilizleri hatırlatıyor. Acaba Osmanlı, elinden kayıp gidenler içinden ne diye Kuzey Afrika’yı seçiverdi?

        Notlar... 

        Oryantalizm bugünün ciddi bir gündemi. “Bilerek sevmek’’ ile “sevdiğini tanımaksızın, hayal etmeyi” İstanbul üzerinde izlemekteyiz: Süleymaniye önündeki köprü “oryantalizmin nasıl orantısız bir aşka dönebileceğinin trajik fotoğrafıdır”.  Oryantalizm hiç kuşkusuz “firavunların” hikâyesidir. Piramitler için çalışanlara bira ile ödeme yapmakta idiler. Ya şimdikiler? Falafel ile yetinmedeler...

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa