Meditasyon günah mı? Diyanet'e göre meditasyon caiz mi?
Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, kaygı ve zihinsel yorgunluk, insanları iç huzuru bulabilecekleri farklı arayışlara yöneltmiştir. Bu arayışların en popüler duraklarından biri olan meditasyon, zihni boşaltma, odaklanma ve ruhsal dinginliğe erişme tekniği olarak dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Ancak kökeni itibariyle Budizm, Hinduizm ve Taoizm gibi Uzak Doğu inançlarına dayanan bu pratik, İslam inancına sahip bireylerin zihninde bazı soru işaretleri oluşturur.
Müslüman bir kimsenin, başka dinlerin ritüellerine benzeyen bir yöntemi uygulaması, inanç esaslarıyla çelişir mi? İbadet amacı gütmeden sadece rahatlamak için yapılan meditasyon günah mı, yoksa dinen sakıncası olmayan bir zihinsel egzersiz midir? Diyanet İşleri Başkanlığı, manevi huzur arayışında Müslümanlara hangi yolu işaret etmektedir?
İslam inancında huzurun ve manevi tatminin kaynağı bellidir: Allah'ı anmak, namaz kılmak ve Kuran okumak. Kuran-ı Kerim'de "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" (Ra'd Suresi, 28. Ayet) buyurulmaktadır. Bu temel ilke, Müslümanların manevi ihtiyaçlarını karşılamak için başka inanç sistemlerine ait ritüellere ihtiyaç duymayacaklarını ortaya koyar. Ancak meditasyonu sadece bir "ritüel" olarak mı, yoksa nörolojik bir "rahatlama tekniği" olarak mı değerlendirmek gerektiği, fıkhi hükmün belirlenmesinde kilit rol oynar.
MEDİTASYON CAİZ Mİ VE UYGULAMA BİÇİMİ
Halk arasında sıkça sorulan meditasyon caiz mi sorusunun cevabı, uygulamanın içeriğine ve kişinin niyetine göre değişir. Eğer meditasyon, Budist veya Hindu inancındaki gibi "Nirvana'ya ulaşmak", "Evrenle birleşmek" veya putperest kökenli mantraları (duaları) tekrar etmek suretiyle yapılıyorsa, bu kesinlikle caiz değildir. Çünkü bu tür uygulamalar, başka bir dinin ibadet şeklidir ve İslam'ın Tevhid (Allah'ın birliği) inancına aykırı unsurlar (şirk) barındırabilir. Bir Müslümanın, başka dinlerin kutsal saydığı kelimeleri söyleyerek veya onlara özgü duruşları sergileyerek manevi huzur araması, inancını tehlikeye atan bir davranıştır.
Ancak, meditasyon kavramı günümüzde sekülerleşmiş ve dini içeriğinden arındırılarak sadece bir "farkındalık egzersizi" (mindfulness) veya "nefes terapisi" olarak da uygulanmaktadır. Eğer kişi, hiçbir dini ritüel, heykel, mantra veya şirk unsuru karıştırmadan; sadece sessiz bir ortamda gözlerini kapatıp nefes alışverişine odaklanıyor, zihnini günün stresinden arındırmaya çalışıyor ve bunu sadece beden/ruh sağlığı için bir egzersiz (spor) olarak yapıyorsa, bu eylemde meditasyonun günahı var mı sorusuna "hayır, yoktur" cevabı verilebilir. Çünkü burada amaç ibadet etmek değil, tıpkı yürüyüş yapmak gibi zihni dinlendirmektir. İslamiyet, insan sağlığına iyi gelen, aklı ve bedeni dinç tutan, haram unsurlar içermeyen yöntemlere (yoga, pilates veya nefes egzersizleri gibi) ilke olarak karşı çıkmaz. Yeter ki bu yöntemler, bir inanç sistemi veya ibadet alternatifi olarak görülmesin.
İSLAM'DA TEFEKKÜR VE RABITA
Müslümanların meditasyon yapmasına gerek olup olmadığı konusu ise ayrı bir tartışma alanıdır. Dinimizde, meditasyonun sağladığı zihinsel odaklanma ve içe dönüşün çok daha derin ve anlamlı karşılıkları zaten mevcuttur. Bunların başında "Tefekkür" gelir. Tefekkür, Allah'ın yarattığı kainatı, kendi yaratılışını, hayatı ve ölümü derinlemesine düşünmek, zihni bu yüce hakikatlere odaklamaktır. Tefekkür, sadece bir rahatlama değil, aynı zamanda büyük bir ibadettir. Bir saatlik tefekkürün, bir yıllık nafile ibadete denk olabileceği hadislerde müjdelenmiştir.
Ayrıca tasavvuf geleneğinde yer alan "Rabıta" veya zikir meclisleri, kişinin dünyevi düşüncelerden sıyrılarak sadece Allah'a odaklandığı, kalbini ve zihnini arındırdığı manevi disiplinlerdir. Namaz ibadeti de, huşu (derin saygı ve odaklanma) içinde kılındığında, insanın yaşayabileceği en üst düzey meditasyon halidir. Secde anı, insanın egosundan sıyrılıp Yaratıcısına en yakın olduğu, zihinsel ve ruhsal dinginliğin zirvesidir. Dolayısıyla Diyanet ve İslam alimleri, Müslümanların huzuru uzaklarda veya başka kültürlerin pratiklerinde değil, kendi dinlerinin zengin manevi hazinelerinde aramalarını tavsiye eder.
DİYANET'İN GÖRÜŞÜ
Diyanet İşleri Başkanlığı, yoga, reiki ve meditasyon gibi uygulamalar hakkında verdiği fetvalarda şu ayrımı net bir şekilde yapar: Bu tür faaliyetler, spor ve sağlık amacıyla yapıldığı sürece, İslam inancına aykırı söylem ve eylemler içermemek kaydıyla sakıncalı değildir. Ancak, bu uygulamaların bir "kurtuluş yolu", "arınma ritüeli" veya "dini bir vecibe" gibi sunulması ve İslam ibadetlerinin yerini alacakmış gibi lanse edilmesi kabul edilemez.
Diyanet'in uyarısı, sadece teknik bir haram/helal çizgisinden öte, kültürel ve itikadi bir yozlaşma tehlikesine dikkat çeker. Meditasyon yaparken kullanılan "Om" gibi sesler, belirli enerjilere tapınma ritüelleri veya reenkarnasyon inancını besleyen telkinler, zamanla Müslümanın inanç dünyasında kaymalara neden olabilir. "Ben sadece spor yapıyorum" diyerek başlanan bir süreç, farkında olmadan başka bir dinin misyonerliğine hizmet etmeye dönüşmemelidir. Bu nedenle, sadece nefes egzersizi ve odaklanma yapılacaksa, bunun İslami kavramlarla (örneğin "La ilahe illallah" zikriyle veya Allah'ın isimlerini düşünerek) yapılması, hem zihni dinlendirir hem de ibadet sevabı kazandırır.
Meditasyon, içeriği boşaltılmış salt bir zihin egzersizi ise haram değildir. Ancak başka dinlerin ritüellerini barındırıyorsa günahtır. Bir mümin için en güzel meditasyon; seccadesinin başında, dünya gürültüsünü arkasında bırakıp Rabbinin huzurunda durduğu namazıdır. Ruhun gıdası Uzak Doğu felsefelerinde değil, ilahi vahiyde gizlidir.