1- Şanlıurfa... 3.037.000
2- Konya... 2.662.000
3- İstanbul... 2.620.000
4- Diyarbakır... 2.397.000
5- Ankara... 2.060.000
6- Samsun... 2.008.000
7- İzmir... 1.970.000
8- Gaziantep... 1.838.000
9- Bursa... 1.810.000
10- Adana... 1.765.000
Yabancısı olduğumuz bir yerde, coğrafi köken birliğimizin olduğu biri / birileriyle karşılaşmanın mutluluğunu yaşamayan var mıdır?
Aynı coğrafyayı paylaşmakla sınırlı kalmayan, kişilerin kimliği, psikolojisi ve sosyal yaşamı üzerinde derin izler bırakan hemşehricilik, özellikle göçün yaygın olduğu toplumlarda, aidiyet ve güven duygusunun yeşermesinde başrolü üstlenir.
Üniversite veya askerdeyken tanıştığımız kişilere sorduğumuz ikinci soru; "Memleket neresi?" değil midir? Başka bir şehre taşındığımızda şartlar uygunsa hemşehrilerimizin yoğun olduğu semtlerde ev tutmamız veya satın almamız da aidiyet ve güven duygusunun bir sonucu değil midir?
Yaşadığınız şehirde memleketlinizle, yurt dışında ise vatandaşınızla karşılaşmanın ortaya çıkardığı aidiyet ve güven duygusu; serotonin ile dopamin hormonlarını şelale etmesiyle özellikle büyükşehirlerde bolca '.... Dayanışma Derneği' açılır.
Şanlıurfa...
Öyle ki herkes doğduğu şehirde yaşamış olsaydı nüfusu en fazla olan il, Şanlıurfa olacaktı. Türkiye'nin en çok nüfusa sahip olan ili İstanbul ise ancak 3'üncü sırada yer alacaktı.
Aşağıda bulunan tablolarda 2024 verilerine göre; kaç kişinin hangi ilin kütüğüne bağlı olduğunu, bir başka ifadeyle hemşehrilerinizin sayısını (Yaklaşık) göreceksiniz.
Ekonomik, sağlık, iklim şartları, güvenlik ve eğitim ana başlıkları altındaki zorunluluklarla taşradan kent merkezlerine doğru özellikle 1960'lı yıllarda gerçekleştirilen büyük dalga, ülkemizin demografik, sosyal ve ekonomik yapısını kökten değiştirdi. Fırsat arayışının, umudun yansıması ise çarpık kentleşme oldu.
İç göçün ana merkezi Anadolu'nun doğu ve iç kesimlerinden sanayi ve ticaretin yoğunlaştığı Marmara ve Ege bölgelerine doğru gerçekleşti.
Kütüğü İstanbul'da olan (Kütüğünü İstanbul'a taşıyanlar dâhil) kişilerin nüfusu, şehrin nüfusunun % 17'sini teşkil ediyor. Bir başka deyişle İstanbul'da yaşayanların % 83'ünün kütüğü başka illerde bulunuyor.
En fazla göç alması bakımından İstanbul'u; Ankara, İzmir ve Antalya takip ediyor.
Göçün sanayi üretimine katkı sağlanmasıyla ekonomiye katkısı ve farklı yörelerin geleneklerinin bir araya gelmesiyle kültürel zenginliğin ortaya çıkması gibi olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz etkileri de bulunuyor. Plansız ve hızlı göç, büyük şehirlerde; trafik, konut, su ve çevre kirliliği gibi altyapı sorunlarını tetiklerken çarpık kentleşme ve gelir eşitsizliği gibi sosyal gerilimlere neden oluyor. Olumsuz etkisi sadece göçün yapıldığı yerlerle sınırlı kalmayıp taşranın boşalmasıyla tarım ve hayvancılık potansiyelinde küçülme meydana geliyor.
Son yıllarda yurt içi göçte geleneksel rotanın dışına çıkan yeni eğilimler ortaya çıktı. Büyükşehirlerin oluşturduğu yorgunluk ve konut kiralarının yüksek oluşu nedeniyle özellikle emekliler taşra ve küçük şehirlere göç etmeye başladı. Bu göçün hedef noktasının ise özellikle Ege Bölgesi'ndeki sahil kasabaları olduğunu görüyoruz.
Büyük şehirlerden, küçük şehirlere ve taşraya göçte elbette sağlık ve sosyal hizmetlerinin yeterli oluşu da büyük bir etken olarak öne çıkıyor.
Tersine göçün bir diğer yönü de yaşanılan büyük şehirlerden çevre şehirlere taşınma şeklinde görülüyor. Örneğin İstanbul'da yaşayanlar; Kocaeli, Tekirdağ ve Sakarya gibi çevre şehirlere yöneliyor. Bunun sonucunda da bu şehirler; İstanbul'un uydu şehirleri haline geldi.
Göçün nedenlerinden birini doğal afetler oluşturuyor. Örneğin 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman gibi illerden özellikle Mersin ve Antalya'ya yoğun göç yaşandığı görüldü.
Sonuç olarak Türkiye'de yurt içi göç, ekonomik ve sosyal politikaların en temel belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor. Şehirleşme hızını yavaşlatmak ve bölgesel dengesizliği gidermek, gelecekteki kalkınma planlarının ana hedefleri arasında yer alıyor.