Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem "Hizbullahlı yıllarda ensemizde gözümüz vardı"

        Hizbullah; ‘90’lı yıllarda özellikle Güneydoğu’da binlerce faili meçhul cinayete karışmış, domuz bağıyla, satırla insan öldürecek kadar hunharca dehşet saçmış bir örgüt. Kimi iddialara göre Uğur Mumcu, Muammer Aksoy gibi aydınların katledilmesinin perde arkasında da olan Hizbullah, o yıllarda Güneydoğu’da özellikle PKK’ya yakın sivillere savaş açmıştı. Örgütün lideri Hüseyin Velioğlu, kimi iddialara göre PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden sınıf arkadaşıydı ve bölgede bazı çevrelerce “Hizbulkontra” olarak nitelenen örgütünü, eski sınıf arkadaşının lideri olduğu PKK’ya karşı devlet içindeki kimi unsurların desteğiyle kurmuştu. Hizbullah, 17 Ocak 2000’de büyük bir darbe yiyecek, İstanbul Beykoz’da yapılan baskında, Velioğlu güvenlik güçleri tarafından öldürülecekti. Bu tarihten sonra yapılan operasyonlarda örgütün askeri kanadı çökertilecek ve cezaevine konulacaktı. İşte o tarihlerde Diyarbakır’da açılan Hizbullah Davası, tam 10 yıl boyunca sonuçlanamadı. Geçen hafta yaşananlar herkesin malumu; tutukluluk sürecinin dolması nedeniyle Hizbullah kadrosu serbest kaldı. Her gün karakola gidip imza atması gereken sanıklar tahliyelerinin 2. gününde ortadan kayboldular ve şimdi her yerde aranıyorlar.

        Sezgin Tanrıkulu, Hizbullah’ın acımasız eylemlerini sürdürdüğü yıllarda genç bir avukat, Hizbullah Ana Davası’nın sürdüğü yıllardaysa Diyarbakır Baro Başkanı’ydı. Tanrıkulu, Hizbullah kadrolarının serbest bırakılmasından kısa süre önce de, İnsan Haklarından Sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı koltuğuna oturdu ve sorularımı yanıtladı.

        KUTLU ESENDEMİR - GAZETE HABERTÜRK

        Hizbullah deyince aklınıza ne geliyor?

        Terör ve korku, ‘90’lı yılların özellikle ilk yarısında bu örgütü en iyi ifade eden kavramlar. Bugün farklı bir kimliğe dönüştüğü, şiddetten vazgeçtiğini iddia ediyor. Ancak henüz bu tanımların kullanılmasını tamamıyla ortadan kaldıracak bir dönüşümün gerçekleşmiş olduğunu söylemenin mümkün ve doğru olduğunu düşünmüyorum.

        Bölgede hangi koşullarda doğdu?

        Hizbullah bölgede siyasi ve güvenlik durumunun dönemin Genelkurmay Başkanı (Doğan Güreş) tarafından orta düzeyde bir savaş durumu biçiminde adlandırıldığı, PKK eylemlerinin yaygın ve etkin olduğu bir dönemde adını daha fazla duyurmaya başlamıştı.

        Hangi argümanlarla halk desteğini arkasına aldı?

        Halkın dini inanç ve duygularının istismar edilmesiyle. Yalnız burada değil, Lübnan da dahil Hizbullah örgütlerinin esas söylemini oluşturuyor. Bölgede cinayetlerin en yoğun olduğu yıllarda zaten örgüte belli bir halk desteğinden söz edilemez. O yıllardaki örgütlenme esas olarak bir paramiliter örgüt yapısına ve örgüt şemasına işaret ediyor. Hizbullah iddianamesinde bu konuda birçok belge ve kanıt var. Hizbullah’ın aldığı destek, esas olarak liderlerinin öldürülmesinden sonraki döneme rastlamakta. Ancak bana göre bu halk desteği de fazla abartılmamalı.

        Neden?

        Hem bu desteğin coğrafi sınırları, hem de siyasi İslam olarak adlandırabileceğimiz farklı cemaatlerin varlığı, Hizbullah’ın halk desteğinin olduğunda fazla göründüğünü ve gösterildiğini ortaya koyuyor. Hizbullah’ın eylemlerinin hedefi olan diğer bazı dindar kesimler ve iç infazlar da o dönem için öyle geniş bir halk desteğinin olmadığının bir diğer göstergesi.

        1993-94’te Batman-Silvan-Diyarbakır üçgeninde 3 bine yakın cinayet işleyen örgüt, nasıl oldu da, uzun süre eylemlerini sürdürebildi?

        İddianamede ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Bir yandan örgütün çok sıkı bir disipline sahip olması, öte yandan güvenlik ve idari bürokrasinin kollaması, desteği ve göz yummasına işaret eden bilgi ve belgeler böyle bir durumun oluşmasının temel nedenleri. Hizbullah örgütüne yönelik o yıllarda güvenlik ve yargı bürokrasisinin yürüttüğü ciddi bir soruşturma da yok. Bu durum, TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporunda da çarpıcı biçimde ortaya konulmuştu.

        Cinayetlerde hangi yöntemleri kullanıyor ve niçin bu kadar acımasız olabiliyordu?

        Klasik cinayet yöntemi enseden tek kurşunla öldürmek olmuştu. Bunun yanında kafaya çivi çakma, domuz bağıyla bağlama, üzerine beton dökme gibi vahşilikler de Hizbullah cinayetleriyle ortaya çıkan yöntemlerdi. Yayınlanan kasetlerdeki infaz yöntemlerinin hafızalardan silinmesi de bana göre olanaklı değil.

        O dönem Diyarbakırlı bir avukat olarak sizin de korkuya kapıldığınız olmuş muydu?

        Elbette! Hem kullandıkları yöntem hem de hedef olarak seçtikleri grup veya kişiler açısından korku yaratmıştı. O yıllarda da bizler, ensesinde de gözleri olan, adeta dikiz aynası bulunan insanlar durumuna gelmiştik. Her an arkamızdan bir saldırıya uğrayacağımızın endişesi içindeydik.

        Hizbullah’ın PKK’ya karşı devlet tarafından kurulduğu ileri sürülür.

        Bu konuda ciddi iddialar ve işaretler var. Devlet tarafından direkt olarak kurulmuş olmasa bile bazı devlet birimleri tarafından kollandığı, desteklendiği konusunda Meclis Araştırma Komisyonu raporlarına geçmiş ciddi belgeler bulunuyor.

        Hizbullah’ın lider kadrosu, 102. madde gereği yine devlet tarafından serbest bırakıldı ama geçen cuma günü haklarında yeniden tutuklama kararı çıktı. Siz bu gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?

        Adli kontrol önlemine karşın sanık imza için yerel karakola gitmediği takdirde adli kontrol önleminin sıkılaştırılması gerekirdi. Ayrıca 112. madde uyarınca yeniden tutuklama kararı verilebilmesi de mümkündü. Bu tedbire sanıkların uymadığı yönünde raporlar düzenlenip imza vermeyişlerinin 2. gününde yargıya sunulmadı. Bu nedenle göz göre göre ortadan kaybolmalarına İçişleri Bakanlığı seyirci kaldı. Bir bütün olarak hükümet, kontrol sisteminin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlama konusunda üzerine düşen yasal sorumluluğu yerine getirmedi. Pasif bir seyirci konumunda kaldı. Bu noktada idarenin sorumluluğu, ihmal sınırlarını aşan himaye niteliğinde.

        Hizbullah lider kadrosunun kaçmasına göz mü yumuldu?

        Davaya ve konuya vakıf birçok hukukçunun kanaati bu durumun ihmalden öte bir göz yumma olduğu yönündedir. Bu sadece son tahliye kararları için değil, Hizbullah davasında örneğin Adli Tıp raporlarının 5 yıl bekletilmesi gibi konuları da kapsayan bütünlüklü bir hukuki süreç için ileri sürülmekte. Hükümetin bu konudaki tartışmalarda yüksek yargıyı sert eleştirilerle hedef alması bile bu konudaki kuşkuların haklılığına işaret ediyor.

        ‘Gerginlik şiddet eğilimi barındırıyor’

        Silahlı mücadeleden, siyasi mücadeleye geçtiği ileri sürülen Hizbullah, bölgede dengeleri değiştirebilir mi?

        Bu kanaatte değilim. Sadece yeniden istikrarsızlık, iç çatışma yaratmak konusunda kullanılma ihtimalini dikkatle izlemek gerekiyor.

        Örgütün, bölgedeki kimi kentlerde bağımsız milletvekili çıkarabilme gücü var mı?

        Bölgede farklı kuruluşların etkisi olduğu söylenebilir. Ancak tüm bu kuruluş ve cemaatleri Hizbullah’la eşdeğer görmemek gerek. Tek başına Hizbullah’ın seçimlerde bağımsız adaylarla yer alması veya milletvekili çıkarabilecek düzeyde destek bulması zor.

        Örgüt liderlerinin İran’a kaçtığı, Hizbullah’ın bir numaralı lideri İsa Altsoy’un da İran’da bulunduğu ileri sürülüyor. Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne dair gelişmeler yaşanırken, Tahran yönetimi bölgede Hizbullah aracılığıyla yeni politikalar ortaya koyabilir mi?

        Bu tür örgütlenmelerin devletlerarası ilişkilerde ve çelişkilerde birbirlerine karşı kullanıldığı bilinen bir durum. Ancak zamanı, alanı ve hedefi politik gelişmelere göre farklılıklar gösterebilir. Sadece İran değil başka ülkeler, bölgedeki diğer güçler Türkiye ve Kürtler üzerindeki politik hedefleri için bu durumdan yararlanmaya çalışacaklardır.

        ‘Şiddetten uzaklaşmak siyasallaşma değildir’

        PKK, Hizbullah’ın siyasallaşma çabalarına nasıl bir refleks gösterebilir?

        Esas olarak bu tür örgütlerin “siyasallaşabileceği” kanaatinde değilim. Siyasallaşmak kavramıyla şiddet kullanmaktan vazgeçilmesi kastediliyorsa, bunu siyasallaşma olarak değerlendirmiyorum. Sivilleşme olarak adlandırılabilir. Zaten din eksenli siyasi örgüt olmaz. Dini toplumsal yaşamın düzenleyicisi olarak ele alan bir siyasallaşma din istismarıdır. Şiddetten vazgeçmeleri olumlu bir gelişme. Son günlerde yapılan bazı açıklamalardan böyle bir gerginliğin işaretlerini okuyabilmek mümkün. Ortaya çıkan bu gerginlik bir şiddet sarmalına dönüşme eğilimini de barındırmakta. Herkese düşen görev şiddet kullanımı ve çatışmaların önlenmesi olmalı.

        İki örgüt arasında çatışma olasılığı sizce var mı?

        Karşılıklı açıklamalar bu olasılığa işaret ederek haklı bir endişeye neden oluyor. Geçmişe bakarak aralarındaki rekabetin bir çatışma riski de içerdiği söylenebilir. Ancak ısrarla bir çatışma beklentisi yaratma çabalarının desteği ve tabanı yok. Kürtler arasında bir çatışma olarak algılanan böyle bir durum reddedilecektir. Sorunun şiddet ve çatışma beklentisi içinde tartışılmasının büyük bir yanlış olduğunu düşünüyorum. Sağduyu sahibi herkesi böyle bir beklentiye karşı çıkmaya çağırıyorum.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa