Turgay Tanülkü'nün film gibi hayatı
Usta oyuncu Turgay Tanülkü, 18 yaşında girdiği cezaevinden 26 yaşında başka biri olarak çıkmış....
Turgay Tanülkü'nün hayatı filmleri aratmıyor. 62 yaşındaki oyuncunun hayatı herkesi şaşırtıyor... İşte Tanülkü'nün Sabah'a verdiği röportajdan bazı bölümler...
1970 döneminde Ulucanlar Cezaevi'nde siyasi nedenlerle hapis yattım, 18 yaşımdaydım. Ve uzun dönem işkence gördüm, çocuğum olamayacak kadar ağır işkence gördüm. Bizim hayatımız hep bir dram. Çok mutlu olan bir kesimden değilim.
Ankara'da liseyi bitirmiştim, hukuk fakültesini kazanmıştım. Aynı zamanda da konservatuar sınavlarını da kazanmıştım. Tutuklandıktan sonra Ulucanlar Cezaevine gönderildim. O zamanlar Ulucanlar şimdiki statüsünden çok farklıydı... Cezaevine girdiğimde siyasi bir duruşum vardı. Bu duruş, nereden olursa olsun insanlara saygıyı beraberinde getiriyordu. Kendimi ve koğuştaki ağabeylerimi eğlendirebilmek için fıkraları oynuyordum koğuşun ortasında... Tiyatroyu küçük küçük koğuşa sokmuştum. Epey zaman böyle devam etti.
O dönem şimdiki gibi üç öğün yemek verilen bir cezaevi değildi Ulucanlar... Koğuş ağası ya da parası olan bir şeyler alırsa, onları yiyorduk. Ben tiyatro yoluyla yarı profesyonel olmuştum. Onları güldürüyordum ve yemeğe hak kazanıyordum. O süreç epey sıkıntılıydı. Elektrik kesiliyordu cezaevinde, su zaten yoktu... Annemler beni Almanya'da biliyordu. Çünkü o zamanlar radyoda arananların listesi okunurdu, yakalandıktan sonra listeden ismin çıkardı. Ben yakalandığım için listede ismim yoktu. Onlara Almanya'da olduğumu söylemişlerdi. Haliyle benim hiç ziyaretçim gelmiyordu.
Bir gün koğuştan birinin ziyaretçisi geldi. El birliğiyle onu hazırladık, saçlarına limon sürdük, birisinden kazak gömlek aldık ve onu ziyaretçisinin karşısına öyle gönderdik. O sırada içimden dedim ki; "Bir aktör sahneye hazırlanıyor" (gözleri doluyor)... O zaman tiyatronun farkını içimde hissettim. Güleç yüzle ziyarete gidersin, bir oyun oynarsın seni görmeye gelenlere karşı... Şimdi de işimiz o değil mi? Belki içten içe kan ağlıyoruz ama yüzümüz gülüyor. Özellikle çocukların anne veya babalarını cezaevinde ziyaret etmesi beni çok etkiliyordu. Çığlıklarını hiç unutamam. Ben de işkence gördüm ama o çocukların çığlıkları en büyük işkenceydi. Çocuğumun olmayacağını biliyordum.
Çocukları kurtarmam gerekiyordu. Onlar için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yıllar sonra suçumun olmadığı anlaşıldı. 26 yaşımda çıktım cezaevinden. Tam sekiz güzel yılım gitmişti... Hayata 26 yaşımdan sonra tutunmaya çalıştım. Ama çıktığım gün kendime bir söz verdim; cezaevine tekrar gideceğim! 1981 yılında mahkumlarla gönüllü olarak tiyatro yapmaya başladım. Gönüllü olunca idarenin de işine geliyordu. Ders yapıyordum orada. Her gün gidiyordum cezaevine. Mahkumlardan bir grup oluşturdum, ilk oyunumuzu o zaman sahneye koyduk.
Mahkumlar oyun oynar, gala yapardım, onların aileleri izlemeye gelirdi. Çocuklar gelirdi babasını, annesini seyretmeye. Oyun biter, misafirler gider, o koca koca adamlar sahneden iner, ailesinin oturduğu koltukları koklardı (ağlıyor). Tiyatro bir insan kokusudur. Çocuğum olmadığını ve olmayacağını biliyorlardı. Eşim sağ olsun kader deyip kabullenmişti. 27 yıldır evliyim... Bu galalar ve oyunlar sayesinde mahkumların çocuklarıyla tanışmaya başladım.
Naylon torba sattım... Ankara OSTİM'de bir çay ocağı açtım. Oradan gelenlerle çocuklara destek olmaya çalıştım. O zamanlar TRT'de Ferhunde Hanımlar dizisinde oynuyordum. O da bir yere kadar yetiyordu. Ama o para epey güçlendirmişti beni. Eşimle konuştum ve çocukları almaya karar verdik. Anne baba çaresiz kalınca çocuklar sokağa ve suça yöneliyor.
Şu anda 23 çocuğum var. 11'i üniversitede okuyor, ufaklarım var, ortaokul lise çağında... Uşak Eşme'de Düz köyünde daha ufaklar var, onlar da çoban çocuklarıyla birlikte toprağı bilerek büyüyor. Ben ilkokulda köy enstitüsü öğretmenlerinden ders aldım. Onlar bana ne gösterdiyse çocuklarıma onu gösteriyorum. Bu nedenle çocuklarımın hepsi tarlayı, ağacı, toprağı bilir. Onlara bir dilim ekmek ver, bağa bırak ne yiyeceklerini bulur.
Ailelerin bazıları çocuklar mesleklerini eline alınca aramaya başladı. Bu çok acı. Özellikle kız çocuklarının ailelerinin "Ne yapıyorsun?" diye sorması lazımdı. Soranlar var da, çok az. İşe girince aramak olmaz, vicdan yapmak olmaz. Erkekler daha bireysel... Sokaktan aldığım çocuklar da oldu, tinere bağımlı olanlar... Onlar çok kavgacı ve sert oluyor. Çocuklarımdan biri devamlı karakolluk oluyor. Beyoğlu'nun arka sokaklarında yaşadım bir süre... O zamanlar almıştım onları. Karım da kendini bu işe adadı. Anneler gününde 23 tane çiçeği geliyor (gülüyor). Bu çocukların hiçbir beklentisi yok.
REKLAM advertisement1
- Son Dakika
- Yazı Boyutu
- Paylaş
-
- Kaydet
- Görüntüle