Ertesi gün hapı günah mı? Diyanet'e göre ertesi gün hapı caiz mi?
Aile planlaması, doğum kontrol yöntemleri ve istenmeyen gebelikler, insanlık tarihinin her döneminde hem tıbbın hem de dinlerin ilgi alanına giren hassas konulardan biri olmuştur. Özellikle modern yaşamın getirdiği tıbbi imkanlar, gebeliği önleme konusunda çiftlere pek çok seçenek sunmaktadır. Ancak bazen planlar tutmayabilir, korunma yöntemleri işlevsiz kalabilir veya öngörülemeyen durumlar yaşanabilir. İşte bu tür "acil" durumlarda devreye giren ve halk arasında "ertesi gün hapı" olarak bilinen ilaçlar, gebelik riskini minimize etmek için kullanılan son çaredir.
Fakat bu ilacın kullanımı, dini hassasiyeti olan kadınların ve çiftlerin zihninde ciddi soru işaretleri yaratır. "Acaba bu ilaç bir kürtaj mıdır, var olan bir canlıyı mı yok eder, yoksa sadece oluşumu mu engeller?" sorusu, hükmün "cinayet" mi yoksa "korunma" mı olduğunu belirleyen ince çizgidir. Arama motorlarında ve dini forumlarda sıkça tartışılan "Ertesi gün hapı günah mı, Diyanet'e göre ertesi gün hapı kullanmak caiz mi?" soruları, biyolojik süreçlerle fıkhi hükümlerin iç içe geçtiği karmaşık bir alanı işaret eder. İşte acil korunma yöntemlerinin İslam fıkhındaki yeri...
İslam dini, neslin korunmasını emrederken, ailelerin bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalarına veya gebelikleri planlamalarına (azl/doğum kontrolü) belli şartlar dahilinde izin vermiştir. Ancak burada kırmızı çizgi, "döllenmiş ve canlanmış" bir hayatın sonlandırılmasıdır. Ertesi gün hapının etki mekanizması, tam olarak bu noktada kafa karışıklığı yaratır. Sperm ile yumurtanın buluşmasını mı engeller, yoksa buluşmuş ve rahme tutunmaya çalışan bir embriyoyu mu düşürür? Bu tıbbi ayrım, ilacın "caiz" veya "haram" olmasını belirleyen temel faktördür. Bu yazımızda, ertesi gün hapının tıbbi işleyişini, İslam alimlerinin "gebeliği önleme" ile "gebeliği sonlandırma" arasındaki ayrımını, ruh üflenme sürecini ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın doğum kontrol yöntemlerine dair genel bakış açısını tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Vicdanınızla inancınız arasında doğru bir denge kurmanızı sağlayacak içeriğimiz için okumaya devam edin...
TIBBİ AÇIDAN ERTESİ GÜN HAPI VE KÜRTAJ FARKI
Fıkhi hükmü doğru verebilmek için öncelikle ilacın ne yaptığını netleştirmek gerekir. Ertesi gün hapı, yüksek dozda progesteron veya benzeri hormonlar içeren, korunmasız ilişkiden sonraki ilk 72 saat (veya türe göre 120 saat) içinde alınan bir acil kontraseptif (korunma) yöntemidir. Bu ilacın temel işlevi, yumurtlamayı geciktirmek veya engellemektir. Yani eğer yumurta henüz çatlamamışsa, ilaç bunu durdurur; böylece sperm yumurtayla buluşamaz. Bu durumda döllenme hiç gerçekleşmez.
İkinci etkisi ise rahim duvarını incelterek, eğer döllenme olmuşsa bile yumurtanın tutunmasını zorlaştırmaktır. Tıbbi olarak gebelik, döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesiyle başlar. Ertesi gün hapı, yerleşmiş bir gebeliği (rahme tutunmuş embriyoyu) söküp atmaz, yani düşük yaptırmaz. Bu yönüyle tıbbi kürtajdan (gebeliği sonlandırmaktan) tamamen farklıdır. Kürtaj var olanı yok etmektir; ertesi gün hapı ise oluşum sürecini başlamadan veya yerleşmeden durdurmaktır.
İSLAM FIKHINDA DOĞUM KONTROLÜ (AZL)
İslam hukukunda gebeliği önlemek (kontrasepsiyon) ile gebeliği sonlandırmak (kürtaj) arasında keskin bir fark vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde "azl" (geri çekilme) yöntemi biliniyordu ve sahabeler bunu uyguluyordu. Peygamberimiz bu durumu yasaklamamıştır. Buradan yola çıkan İslam alimleri, eşlerin karşılıklı rızası olmak şartıyla, geçici olarak gebeliği önleyici yöntemlere (prezervatif, doğum kontrol hapı, spiral vb.) başvurmasının "caiz" olduğu konusunda görüş birliğindedir.
Amaç çocuk sahibi olmayı kökten reddetmek (kısırlaştırma) değil, gebeliği ertelemek veya planlamaksa, İslam buna müsaade eder. Ertesi gün hapı da teknik olarak bir "gebeliği önleme" yöntemidir. İlişki sonrası alınsa bile, henüz gebelik tıbben ve fıkhen oluşmadığı için, bu ilaç korunma kategorisinde değerlendirilir.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI'NIN GÖRÜŞÜ
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, aile planlaması ve doğum kontrol yöntemleriyle ilgili genel bir çerçeve çizmiştir. Diyanet'e göre; sağlığa zarar vermemek, kalıcı kısırlığa yol açmamak ve eşlerin rızası olmak kaydıyla gebeliği önleyici ilaç ve araçların kullanılması caizdir.
Ertesi gün hapı özelinde ise, Diyanet'in bakış açısı ilacın "düşük yaptırıcı" değil "önleyici" olması üzerine kuruludur. Henüz rahme yerleşmemiş ve "alak" (embriyo) aşamasına gelmemiş bir oluşumun engellenmesi, cinayet veya çocuk düşürme olarak nitelendirilmez. İslam alimlerinin çoğunluğuna göre, döllenme olsa bile ilk 40 gün (bazılarına göre 120 gün) ruh üflenmediği için, bu aşamadaki müdahaleler "haram" olan kürtaj kapsamına tam olarak girmez (ancak sebepsiz yere yapılması mekruhtur). Ertesi gün hapı ise bu sürenin en başında, daha ilk saatlerde devreye girdiği için, fıkhi açıdan "caiz" sınırları içinde kalır. Yani bu ilacı içmek günah değildir.
EŞ RIZASI VE SAĞLIK BOYUTU
Dini açıdan bir yöntemin caiz olması, onun her durumda serbestçe kullanılabileceği anlamına gelmez. Burada iki önemli şart devreye girer: Eş rızası ve sağlık.
İslam'da çocuk sahibi olmak her iki eşin de hakkıdır. Bir kadının, kocasından habersiz sürekli bu tür ilaçlarla gebeliği engellemesi, eşinin babalık hakkını ihlal etmek sayılabilir ve bu yönüyle kul hakkına girer. Ancak ertesi gün hapı genellikle "acil" ve "beklenmedik" durumlarda kullanıldığı için, o anlık bir karar gerektirebilir. Yine de aile bütünlüğü açısından eşlerin istişare etmesi esastır.
İkinci ve daha kritik nokta ise sağlıktır. Ertesi gün hapı, yüksek doz hormon içerdiği için düzenli bir doğum kontrol yöntemi değildir. Sık kullanımı adet düzenini bozar, hormonal dengesizliklere ve ciddi yan etkilere yol açabilir. İslam'da "kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın" ayeti gereğince, bedene zarar veren uygulamalardan kaçınmak gerekir. Eğer bu ilaç kadının sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyorsa, kullanımı dinen de sakıncalı (mekruh) hale gelir.