Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ocak sonu... Acil çıkan bir seyahat... Ve yine yollardayız... Geçen yazımda Hürrem Sultan'ın diyarındaydık... Şimdi ondan biraz daha uzak bir yere uzanıyoruz. Hava buz gibi... Ama birlikte seyahat ettiğimiz ekip o kadar sıcak ki unutturuyor her şeyi. Ruhum her seferkinden daha da özgür... Ve o aklımda... Havalimanına ayak basıyoruz... Önümüzde 1 saat 55 dakikalık bir yol var... Rota Batı Ukrayna. Uçak fobisi basıyor yine dört bir yanımı... Arkadaşlarım sağolsın bastırıyor tüm korkularımı... Ve THY uçağındayız... Pilot anonsunu yapıyor, hostesler güvenlik kurallarını sıralıyor bir bir... Bu arad Yasemin ile koyu bir sohbete dalıyoruz... Ortak arkadaşlarımızdan bahsediyoruz... Derken uçak havalanıyor... "Bir saat 55 dakika nasıl geçer?" diyorum... Su gibi geçiyor... Ukrayna Lviv'in üzerinden alçalmaya başladığımızda yeni bir heyecan sarıyor içimi... Alçalıyoruz... Alçalıyoruz... Bulutların arasından yere doğru yaklaşıyoruz... Şehir düzenli görünüyor... Ve iniş zamanı! Sağ salim ayak basıyoruz Lviv'e. Uçağın kapısı açılıyor aşağıda bir kalabalık... Üç genç Ukraynalı kız geleneksel kıyafetleri ve ellerinde çiçeklerle karşılıyor bizi... Yanlarında THY Lviv Direktörü Ayhan Kocaman... Pasaport işlemlerimizi hallettikten sonra Lviv Havalimanı'nda bir çay molası veriyoruz. Hiç gördüğüm havalimanlarına benzemiyor. Sanki bir şato. Koltukları, misafirhanesi eski zamanlardan fırlamış filmlerdeki gibi görünüyor...

        GALERİ İÇİN TIKLAYIN

        Çaylarımızı yudumluyoruz ve hemen şehir merkezine geçiyoruz. Sebebi, burada Euro geçmemesi. Hepimizin yanında Euro var. Bir döviz bürosuna giriyoruz. Bize yine Ayhan Bey, Tunay ve Kırımlı arkadaşımız Elgiz eşlik ediyor. Buranın para birimi Grivni... Mesela 50 grivni 10 TL ediyor... Elimizdeki paraları Grivni'ye çevirmek zor biraz. Nedeni burada kimse harıl harıl çalışmıyor. Herkes işini ağır yapıyor... Ağır ama hatasız... Bu biraz hoşuma gidiyor. Ayhan Bey, eskiden trafik sıkışıklığında nasıl sinirli olduğunu anlatıyor. Ama buraya geldikten sonra ve sistemi gördükten sonra bu sinirinden arınmış. Öyle sakin, öyle huzurlu bir şehir anlayacağınız... Lviv'de servis aracımıza biniyoruz ve Ukrayna'nın sağlık turizmi cennetine doğru yol alıyoruz. Bir saat 30 dakika uzaklıktaki Turskavest'e uzanıyoruz. Truskavest'e vardığımızda saatlerimiz 18:00'ı gösteriyor. Burası Lviv'den soğuk... Üstelik kar var. İstanbul'da göremediğim karı burada görüyorum, seviniyorum. Üstelik bir süre sonra soğuğa da alışıyorsunuz. Hava geceleri -15'lerde... Heyecanlıyız çünkü kaldığımız otel termal bir merkez. Şifalı sular var. Ayrıca hastalıklarından kurtulmak isteyenler bu bölgeye akın ediyor. Fiyatlar ise oldukça uygun. Bir haftalık tedavili kalma 700 dolar civarı. Burada doktorlar size tahliller yapıyor, ona göre size bir tedavi şekli uyguluyor. Burada Karpat Dağları'ndan gelen sular tedavi amaçlı kullanılıyor. Akciğere, mideye, böbreklere iyi gelen sular var. Doktorunuz size "Yemekten önce şu kadar, yemekten sonra şu kadar şu sudan içeceksiniz" diyor, beslenme düzeninizi belirliyor, yapmanız gereken sporları anlatıyor ve kendinizi tedavinin akışına bırakıyorsunuz. Biz de çok fazla oyalanmadan hemen bir şeyler atıştırıp, termal havuza atıyoruz kendimizi...

        -20 DERECEDE DIŞARIDA YÜZMEK

        Termal havuzun sıcaklığı 30 derece... Gayet keyifli... Havuz derin değil... Yüzüyoruz, yüzüyoruz ve bir nokta geliyor. Rehberimiz "Beni takip edin" diyor... Dalıyoruz onuna beraber, su yüzeyine çıktığımızda bizi bir şok bekliyor. Bir anda yüzüm soğuyor... Etrafıma bakıyorum. Arkadaşlarımın yüzündeki şaşkınlık ifadesi görülmeye değer. Biz dışarıdayız! Sonra buradakiler gibi havuzdan dışarı çıkıp, kara yatıyoruz bir süre. Cildimizi karla yıkıyoruz ve sıcak suya atlıyoruz... Bunu senede bir kere yapan hiç hasta olmazmış. Havuzdan sonra sıra saunada... Saunada terledikten sonra havuz kenarına yürüyoruz. İki tane güzel kız... Julia ve Natalia... Konuşmaya başlıyoruz. Biri su dansçısı biri ise öğretmen... Akşam dışarı çıkacaklarını söylüyorlar. Takılıyoruz biz de peşlerine... Üzerimizi değiştirdikten sonra otelimize en yakın gece kulübüne doğru yola çıkıyoruz... Bakalım gece hayatı nasıl? Güzel bir eğlence yeri... Denizci kızlar servis yapıyor. Dikkatimi çeken bir şey var. Burada sadece kadınlar çalışıyor. Burada nüfusun yüzde 85'inin kadın olduğu söyleniyor. Bu arada diskoda herkes kendisine bir eş bulmuş eğlencesinde. Pazartesi olduğu için diskoda yoğunluk yok. Elit bir tabaka var. Tangolar yapılıyor. Hatta bir ara kendimi pistte buluyorum. Dans ediyoruz, ediyoruz... İyice kurtlarımızı döktükten sonra otele geri dönüş için taksiye biniyoruz. Taksi şoförü İngilizce bilmiyor. İşte o an biraz korkmadık desek iyidir. Neyse beden diliyle anlaşarak hesabımızı ödeyip, derin bir uyku için otele dönüyoruz...

        ATATÜRK O EVDE Mİ KALDI?

        Truskavest'te şehir müzesine gidiyoruz. Şehir müzesindeki rehber arkadaşımız bize "Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları'ndan biri 1930'lu yılların başında bu bölgeye kısa süreliğine tedavi olmaya geldi" diyor. "Atatürk mü yoksa?" diye soruyoruz. Adını anımsamıyor... Ama belgelerde böyle bir kalım olduğunu aktarıyor bizlere. Müzede hep Truskavest'in termal sularından bahsediliyor. Buranın çok güzel bir meydanı var. Meydan tipik Avrupa meydanları gibi. Geniş... Uzun bir yol var. Yol boyunca turistik satışlar gerçekleşiyor. Burada kendime yünden bir ev ayakkabısı alıyorum... Fiyatı 70 Grivni. Yani 14 TL... Fiyatlar gerçekten de ucuz. Eğer tatil yapmak istiyorsanız, Haziran aynı tavsiye ediyorlar, pansiyon tipi evlerde 10- 30 dolar arasında konaklama yapmanız mümkün. Hem temiz hava, hem doğal besinler emin olun ki size iyi gelecek. Bu kasabayı sevdiğimi fark ediyorum. Şirin, sakin, kadın nüfusu fazla... Her şey doğal... Yemekler leziz...

        KİLİSE BASKINI

        Akşami Lviv'e dönmeden önce karnımız acıkıyor. Hemen bir restorana giriyoruz. Adı Emoe... İçerisi çok romantik... Her şey ahşap... Yemekler gelmeye başlıyor... En çok da milföy hamurunun içine keçi peyniri eritmeli olan böreği beğeniyoruz. Sonrasında Ceylan eti, geyik eti, ördek, kaz ciğeri geliyor. Peynirli somon da cabası. Ayrıca bir mantar çorbası var tadı hala damağımda. Ve mantarlı spagetti... O kadar lezzetli ki hepsi... Restorana genelde aileler geliyor. Yalnız bir anda kilise müziğiyle irkiliyoruz. Meraktan kalkıp bakıyoruz ki gerçekten de kilisedekiler restorana gelmiş dua ediyorlar. Meğer buradaki kilise bağış ve insanları toplamak için böyle bir yöntem belirlemiş. Fotoğraflarını çekiyoruz... Ve kalkış yapıyoruz Lviv'e doğru. Bakalım bizi Lviv'de neler bekliyor neler...

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar