Tepeden tırnağa Egeli CUNDA!
Arnavut kaldırımlı sokaklar, eski taş evler, leziz mezeler, çıtır papalinalar, serin bir rüzgâr... Zeytin, çam ve yabani lavantaların birbirine karışan kokusu... Cunda Adası işte bu!
ABONE OLAyvalık Cunda Adası’ndaki yerleşimin tarihi 3500 yıl öncesine kadar uzanıyor. Osmanlı döneminde ada, Ortodoks Rumlar için önemli bir dini merkezdi ve onların kullandığı adı da “kokulu ada” anlamına gelen “Moshonis”ti. Tarihi ve doğal güzelliğini koruyarak bugünlere ulaşabilmiş ender yerlerden biri olan Cunda’nın, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sindeki Yund Adalarından olduğu ve Yund adının zamanla Cunda’ya dönüştüğü söyleniyor. Ada sonradan, Kurtuluş Savaşı sırasında Ayvalık’ta düşmana ilk karşı koyan komutan Ali Çetinkaya’nın anısına “Alibey Adası” adını aldı. Eski günlere biraz daha göz atalım ve Taş Kahve’nin hikâyesiyle devam edelim. Adını Ayvalık Sarımsaklı’dan çıkarılan pembe taştan alan kahve, mübadelenin hüznünü fazlasıyla taşıyan bir mekân.
Cundalıların anlattığına göre, mübadele sırasında, kahveci Karalambos dışarıdaki kargaşayı fark edince içine kötü bir his doğmuş olacak ki, adının baş harflerini çay ocağındaki mermere çiviyle kazıyıp çıkmış dışarı. Bugün bile mermerde bu harfler görülebiliyor. Belindeki önlüğü de ocağın üzerinde bırakan Karalambos, bir daha dönememiş kahvesine. Acısını biraz olsun hafifletmek için de, gidip yerleştiği Midilli’nin Pulmar Kasabası’nda Taş Kahve’nin bir benzerini yaptırmış. Mübadelede adadan giden Rumların yerine yaklaşık 5 bin Giritli ve Midillili Türk gelip yerleşmiş.