“Yunanistan battı” havası yayılınca “Kalkıp bir göreyim bir ülke nasıl batarmış” diye yola koyuldum. Yol derken hakiki yol, atladım otomobile düştüm yola İpsala Sınır Kapısı’na doğru. Tekirdağ’dan sonrası bir felaket. Çakır çukur yamalı bohça gibi bir “Sözde” duble yol. Tangır tungur sınıra vardım ama içim dışıma çıktı yolun kötülüğünden. Neyse ki sınırda pasaport görevlileri çok güleryüzlüydü de bozuk yolların bozduğu sinirlerim hemen gevşedi. Birkaç dakikada her iki taraftaki işlemler tamamlandı ve “Batık Yunanistan”a geçtik. Ve birden dünya değişti. Sınırı geçer geçmez pırıl pırıl bir asfalt yol bizi karşıladı. Ne bir yama, ne bir çukur. Bembeyaz şeritler, gıcır gıcır bir yol. Yunanistan batmış ama yolları bizden iyi. İlk durak Dedeağaç yani Aleksandrapouli.
Şehirde öyle batık bir hava yok. Deniz kenarındaki lokantalar, tavernalar dolu. Azı turist, çoğu yerli. Yemek Türkiye ile karşılaştırılmayacak kadar ucuz.