Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Güncel Aziz İhsan Aktaş davasında savunmalar alınıyor | Son dakika haberleri

        İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu salonda yapılan duruşmaya, görevden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın arasında olduğu tutuklu sanıklar ve suç örgütü lideri olduğu öne sürülen Aziz İhsan Aktaş’ın arasında bulunduğu tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı.

        Cezaevinde açık görüş günü olduğu için aralarında Adana Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın bulunduğu bazı tutuklular duruşmaya katılmadı. Ayrıca, CHP’li bazı başkan yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri, partililer ve sanık yakınları izleyici olarak duruşmaya katıldı. Jandarma personelince salon ve çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı.

        DURUŞMA ERTELENDİ

        Duruşma 5 Şubat Perşembe günü saat 10.00'da görülmeye devam edecek.

        “DÜĞÜN, SEYAHAT HARCAMALARIMDA PARANIN KAYNAĞI BENİM”

        Savunmanın ardından mahkeme başkanı tutuklu sanık Akpolat’a tutuklanmasının ardından 2 aylık çöp ihalesinin Aziz İhsan Aktaş’a verilmesi için talimat verip vermediğini sordu. Akpolat, “Kesinlikle kabul etmiyorum.” dedi. Aziz İhsan Aktaş’ın avukatı “Hastane satışına ilişkin zorlama olmadığını söylediniz, satıştan elde edilen paradan hak ediş ödemesi sadece Hasan Aktaş’a yapılmasının sebebi nedir ?” sorusunu yöneltti. Akpolat, “Mali hizmetler kendi içerisinde ödeme yapar.” cevabını verdi. Söz alan sanık Taner Çuhadar’ın avukatı, “Araç satışıyla ilgili ilana koyulduğunu bilmediğinizi söylediniz, 15 milyona satılması için baskı kurdunuz mu?” diye sordu. Akpolat, “Araçları satma kararı verdiğimizde ‘Ederi bu buna satın’ dedik. Benim acele bir işim yoktu. Araç hemen koyduğunuzda alınabilecek araç değil.” dedi. Avukat, araç satışından elde edilen 15 milyonun üzerine 1 milyon ekleyerek Çorlu’dan 4 taşınmaz alındığı ancak bu taşınmazların satışını Taner Çuhadar tarafından gerçekleştiğini ve söz konusu devir işlemleri için kimin talimat verdiğini sordu. Akpolat, “Arkadaşın Çorlu’da 4 dairesi vardı. İşleri sıkıntıya girmiş, hesaplarına bloke konulmak üzereydi. Baktım şirkette ne kadar para var yetiyorsa alın dedim.” dedi. Çuhadar’ın avukatı son olarak müvekkilinin MASAK raporuna göre 8 milyonluk bir harcama yapıldığı ve elden iki parça halinde 8 milyon yatırıldığını belirterek “Emirhan Akçadağ’ın ifadesi bu harcamaların sizin ve ailenizin harcamaları olduğu yönündedir? Neden müvekkilin kredi kartı kullanıldı?” sorusunu yöneltti. İlk olarak Rıza Akpolat’ın avukatı bu soruya itirazda bulundu. Akpolat, “Kişisel harcamalarımın masraflarını Taner Çuhadar’a veririz. Bunu kredi kartından mi öder başka mı şekilde öder bilmiyorum. Paranın kaynağı benim. Düğünüm, seyahatlerim hepsinin kaynağı benim.” cevabını verdi.

        “KANITLANIRSA İSTİFA ETMEYE HAZIRIM”

        Akpolat sözlerine şöyle devam etti: "Seyahatlerimin tamamı kendim, birlikte seyahat ettiğim aile üyelerim ve arkadaşlarım tarafından karşılanmıştır. Hiçbir belediye çalışanına kendi kredi kartınızla ya da hesabınızdan ödeme yapın şeklinde bir talimat vermem söz konusu dahi olmamıştır. Halkın vergileriyle oluşturduğumuz belediye bütçesinden 6 yıl boyunca şahsıma harcadığım tek bir kuruş ispatlanırsa mahkeme sürecini beklemeden görevimden istifa etmeye hazırım.”

        “BENİMLE ÖRGÜT LİDERİ ARASINDA TEK BİR İLETİŞİM YOK”

        “Aziz İhsan Aktaş'ın; Beşiktaş Belediyesi’nin ihale sistemini ele geçirdiği, benim de bilerek ve isteyerek buna imkan sağladığım ileri sürülmektedir. İddianameye göre Aziz İhsan Aktaş'ın en etkili olduğu belediye Beşiktaş’tır. Benim de bu yapının içinde olduğum iddia edilmektedir. Peki bir suç örgütünden bahsedeceksek hele ki lider üye ilişkisi kurulacaksa insanların sürekli temas halinde olması beklenir. Benimle örgüt lideri arasında tek bir HTS kaydı yok. Telefon görüşmesi yok, telefonu bile kayıtlı değil. Tek bir mesaj, doğrudan bir temas kaydı yoktur. Dahası onlarca iftiracı beyanında dahi tek bir kişi bile benimle Aziz İhsan Aktaş arasında düzenli bir görüşme olduğunu söyleyememiştir.”

        “BAŞINIZI ÖNE EĞECEK HİÇBİR ŞEY YAPMADIM”

        “Şahsıma yönelik bu operasyonun temel sebebi, partideki etkili konumumdur. Belediye başkanı olmadan önce parti örgütü içindeki görevlerim, örgütlü bir siyasetçi olmam; beni hem iktidar hem de kongreyi kaybedenler açısından hedef haline getirmiştir. Bu dava siyasidir. Üzerime atılan hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum, öncelikle haksız tutukluğumun sona erdirilmesini sonrasında da tüm suçlamalar dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beni vatana, millete, devlete bağlı bir birey olarak yetiştiren partime; aileme, komşularıma ve yurttaşlarıma son sözüm şudur: Ben Beşiktaş’ın Seçilmiş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, ben sizin başınızı öne eğecek hiçbir şey yapmadım.”

        “GÖZALTINDA ŞAPKALI YORGUN FOTOĞRAFIMI ÇEKTİLER”

        Eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat savunmasının başında dolarlık yüzüklerden yatlara, villalardan evlere bir çok suçlandığını söyleyerek, “Bana sorulsa bu Rıza Akpolat, ‘Bu ev senin mi kardeşim, bu araç senin mi?’ diye Çağlayan Adliyesi’ne götürülüp sorulsam, bir kelime cevapla kapatacağım konular sorulmadı. TV yorumcuları sabahtan akşama konuştular. 13 aydır susmak çok kolay iş değildi. Bir TV kanalını açıyorsunuz, diyor ki 40 sayfa itiraf yazdı, İBB ile ilgili, CHP’nin kurultayıyla ilgili itiraf yazdı diyorlar. Ne kadar kolay, kendilerinden emin söylüyorlar. Çürümüşlüktür bu. Olası bir itirazda ben çıkarsam, itirafçı yaftasıyla çıkmış olacaktım. Geldiğimiz çürümenin ispatıdır bu. Biz halkın rekor oylarıyla seçilmiş, Beşiktaş Belediyesi’nde 1 tane AKP’li meclis üyesi yok, hepsi CHP’li, hepsini aldık. Ben 6 yıldır belediye başkanıyım. 1 tane değil, yüzlerce ihalemiz var bizim. Bizim suç örgütü lideri diye ilan ettikleri Aziz İhsan Aktaş’la aynı otobüse bindirildim, aynı sağlık kontrolüne götürüldüm, birlikte fotoğraf çekildik. Şapkalı, yorgun argın hâlimi servis ettiler” dedi.

        “BİZ TUTUKLUYUZ ÖRGÜT LİDERİ SERBEST”

        Metris Cezaevi’ne sevk edilmek üzere yola çıkarıldım diyen Akpolat, “Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’ne götürüldüm ve aynı gece herhangi bir makul gerekçe gösterilmeksizin Silivri Cezaevi’ne nakledilerek tek kişilik hücreye konuldum. Hakkında gizlilik kararı bulunan bir dosyada, soruşturma henüz devam ederken savunma dilekçelerimi oluşturmak için avukatlarım bile son derece az belgeye ulaşabilirken dosya içeriği basına sızdırıldı. Geçmişte ve bugün, benzer suçlamalarla yargılanan pek çok kişinin bırakın tutuklanmayı, gözaltına dahi alınmadığı, dosyalarının kapatıldığı ya da tutuksuz yargılandıkları bilinirken benim hakkımda en ağır tedbirlerin uygulanması eşitlik ilkesine açıkça aykırı oldu. Aynı dosyada “örgüt lideri” olduğu iddia edilen bir kişinin yüzlerce yıl hapis istemiyle yargılanmasına rağmen serbest bırakılması, buna karşılık biz hepimiz buradayız.” dedi.

        “ADALET KUTUP YILDIZ GİBİDİR”

        "Bu uygulamaların tamamı sonucunda, henüz suçluluğum ortaya konulmamışken, soruşturma tamamlanmamışken ve savunma hakkım etkin biçimde kullandırılmamışken en temel ilke olan masumiyet karinesi açıkça yok sayılmıştır" diyen Rıza Akpolat, “Oysa bu toprakların yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan Yunus Emre’nin hayatına dair anlatılan bir kıssa, adaletin ne olması gerektiği konusunda bize asırlardır yol göstermektedir.” ifadelerini kullandı. Akpolat, Yunus Emre ve Tabduk Emre’nin hikayesinden örnek vererek, “Tapduk Emre’nin ‘Adalet sonuna kadar masumiyeti aramaktır’ sözü tarihe geçmiştir ve ‘Adalet kutup yıldızı gibidir; siz isteseniz de istemeseniz de doğacaktır’ sözü vücut bulmuştur.” dedi. "Kaçma şüphesi olmayan, çağırıldığında ifadeye gidecek bir belediye başkanının tutuklanması doğru değildir" diyen Rıza Akpolat, “İftiracı beyanlarıyla bu süreçte yaşadığımı baskı ve hukuksuzluk cümlelerle anlatılamaz. Kaçması mümkün olmayan, çağrıldığında her yere kendi iradesiyle gidebilecek bir belediye başkanı hakkında dört gün gözaltı ve tutuklama gibi en ağır tedbirlere başvurulmuşsa, bunun ancak somut, açık ve denetlenebilir delillere dayanması beklenirdi. Hukuk sisteminde olması gereken 'delilden suça ve suçluya' gitmek iken, bu dosyada bunun tam tersi bir uygulamayla karşı karşıya kalınmış; önce şahsım ve çalışma arkadaşlarım suçlu ilan edilmiş, ardından bu suçlamayı destekleyecek deliller oluşturulmaya çalışılmıştır. Gizli tanık beyanları esas kabul edilmiş, tutuklanma tehdidi altında itirafçı hâline getirilen kişilerin söyledikleri peşinen doğru sayılmıştır. Oysaki aşağıda ayrıntılı olarak aktaracağım üzere, bu kişilerin ilk ifadeleri ile sonradan verdikleri beyanlar arasında açık ve ciddi çelişkiler bulunmaktadır.” dedi.

        “AİLESİYLE KORKUTULAN KİŞİLER İTİRAFÇI DEĞİL İFTİRACI OLDU”

        "Eşini, babasını, kız kardeşini hatta otizmli çocuğunu veya on gün sonra sorunlu bir doğum yapacak eşini bir daha görememek korkusu yaşatılan kişiler, bu korku ikliminde ismen 'itirafçı', gerçekte ise 'iftiracı' hâline getirilmiş ve önlerine konulan her isnadı teyit edip bu iftiranameleri imzalamak zorunda bırakılmıştır" diyen Rıza Akpolat, “Kendi eşlerini, çocuklarını ve ailelerini korumak için ortaya atılan bu yalanlar, bizlerin özgürlüğünden, ailelerimizden ve çocuklarımızdan koparılmasına gerekçe yapılmıştır. Bu iftiralar üzerinden yürütülen operasyonlarda, hukuka uygun olmayan yöntemlerle evler aranmış, gözaltılar gerçekleştirilmiş, aile bireylerim tutuklanmıştır. 13 Ocak’ta benim yaşadığım sürecin çok daha ağırları daha sonra başkalarına da yaşatılmıştır. Öyle ki gözaltı işlemi için yapılan baskında, uzun süredir çocuk tedavisi gören ve nihayet hamile kalan kayınbiraderimin eşi, aynı zamanda avukatım olan sevgili Sibel, çocuğunu kaybetmiştir. Bu çocuğun katili kim?” dedi. "Ülkemizin yakın tarihinde yaşanan davalar; sonradan suçsuzluğu ortaya çıkan, özgürlüğü elinden alınan, hastalanan, intihara sürüklenen nice insanın hikâyesi hâlâ hafızalardadır" diyen Rıza Akpolat, “Daha da geriye gittiğimizde, darbe dönemlerinde işkencelerde kaybedilen, öldürülen insanlar da bu ülkenin bağımsızlığı için bedel ödemiş vatan evlatlarıdır. Aynı idam fermanıyla Anadolu’ya çıkan Mustafa Kemal gibi” dedi.

        “BEŞİKTAŞ’IN YERLEŞİK NÜFUSUYLA AĞIRLADIĞI NÜFUS ARASINDA CİDDİ FARK VAR”

        "Tam da bu noktada, Beşiktaş ilçemizin mali ve teknik yapısına ilişkin bazı çarpıcı hususları; kamuoyunda bilinmeyen ya da yanlış bilinen yönleriyle, gerçek Beşiktaş’ı anlatmak istiyorum" diyen Akpolat şunları söyledi: “Aşağıda aktaracağım veriler dikkatle değerlendirildiğinde, tarafıma yöneltilen suçlamaların teknik ve fiilî olarak neden mümkün olmadığının da açıkça görüleceğini düşünüyorum. Beşiktaş ilçemiz, yaklaşık 165.000–170.000 arasında yerleşik nüfusa sahip olmakla birlikte, tarihî ve turistik özellikleri nedeniyle gün içerisinde milyonlarca insanın bulunduğu bir merkezdir. Bu özelliklerinden ötürü yerleşik nüfus her yıl azalmakta; buna karşılık günlük nüfusumuz tam tersine artmakta ve bugün itibarıyla 2 milyonun üzerinde seyretmektedir. Yerleşik nüfus bakımından İstanbul’un en düşük nüfuslu ilçelerinden biri olmamıza rağmen, günlük nüfus açısından Türkiye’nin en kalabalık noktalarından biri hâline gelmiş durumdayız. Geçmiş yıllarda günlük nüfus 500.000–1.000.000 aralığında seyretmekteyken; İstanbul’un artan resmî ve gayriresmî nüfusu, Beşiktaş’ı bir nefes alma, ziyaret ve geçiş merkezi hâline getirmiş; belirttiğim gibi günlük nüfus 2 milyonun üzerine çıkmıştır. İller Bankası’ndan belediyemize ayrılan bütçe payı da bu yerleşik nüfus esas alınarak belirlenmektedir. Yani bütçeden yalnızca 170.000 kişilik nüfus üzerinden pay almakta; buna karşın her gün 2 milyonun üzerinde insanın başta temizlik olmak üzere tüm belediye hizmetlerini yerine getirmekteyiz. İller Bankası’ndan gelen pay, bizim personele ödediğimiz paranın yüzde 10’unu karşılıyor. Dolayısıyla aradaki farkı emlak vergileriyle kapatmak zorunda kalmakta; hizmet sunan şirketlere ve müteahhitlere yapılan ödemelerde ciddi güçlükler yaşanmaktadır. Bu durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Esenyurt ve Küçükçekmece gibi ilçelerle kıyaslama yapılması faydalı olacaktır. Bu ilçelerde yerleşik nüfus 750.000–1.000.000 aralığında olduğu için İller Bankası payı maaşların % 70’inden fazlasını karşılamakta; ödeme dengesi görece sağlanabilmektedir. Ayrıca bu ilçelerde yerleşik nüfusa göre personel çalıştırma izni verildiğinden, günlük nüfusla birlikte 1,5–2 milyon kişiye 6.000’in üzerinde personelle hizmet verilebilmektedir. Beşiktaş’ta ise günlük 2 milyonun üzerinde nüfusa yalnızca 2.500–3.000 personelle hizmet vermeye çalışılmaktadır. Ortaköy, Arnavutköy, Kuruçeşme, Bebek, Levent ve Etiler gibi 7 mahallede zenginler oturur ama Beşiktaş’ın diğer mahallelerinde orta ve alt kesim insanlar oturur. Pandemi döneminde ilçemizde bulunan 117.000 haneden 96.000’inin kapısı bizzat çalınmış; maske ve dezenfektan dağıtımı yapılmış, isteyen komşularımızla anketler gerçekleştirilmiş ve veriler güncellenmiştir. Bu çalışmalar sonucunda, belediye ve kaymakamlık kayıtlarında daha önce 100’ü geçmeyen ihtiyaç sahibi hane sayısı, ilk tespitte 1.128; ikinci tespitte 2.500–3.000; bugün itibarıyla ise yaklaşık 5.000 hane olarak belirlenmiştir. Bu haneler farklı kategorilerde yer almakla birlikte, temel ihtiyaçlarına maddi, sağlık ya da yaş gibi nedenlerle erişemeyen insanlardan oluşmaktadır. Bu nedenle hızlıca Halk Market, Halk Mağaza ve Aşevi gibi birimleri hayata geçirdik. Şimdi deniyor ki aşevi üzerinden para istenmiş deniyor; delil var mı, yok. İtiraf var, iftira var. Beşiktaş’ta 9 üniversite var. Esnafımızla iş birliği yaparak 'Öğrenci-ye' uygulamasını hayata geçirdik; sisteme kayıtlı öğrenciler, anlaşmalı restoranlarda ücretsiz yemek hizmeti alabildi. Her restoran günlük belirli sayıda kontenjan ayırarak bu dayanışmaya katkı sundu. Bunun içinde restoran da var, büyük oteller de var. Bizim sayemizde binlerce öğrenci yemek yedi. Bu yaptığımız Anadolu belediyelerine örnek oldu.”

        “BERAAT EDECEĞİME SUÇSUZLUĞUMA İNANIYORUM”

        Ben beraat edeceğime, suçsuzluğuma inanıyorum diyen Akpolat, “sabırla bekleyeceğim, buradan çıkacağım. Söz konusu kamu görevlisi olduğunda bu dava siyasidir.” dedi.

        “O FİRMA GARAJIMIZI BASIP KEPÇELERLE YIKTI”

        Temizlik ihalesinden men edilen firma için “O firma bizim temizlik garajımızı basıp kepçelerle yıktı, içerisinde bulunan temizlik görevlisi arkadaşımızı rehin aldılar. Bugüne kadar bununla ilgili bir tek kelime söylemedim. Çünkü Sayın Kaymakamımızla oturduk, görüştük; karar alındı. O yüzden Bakanlık karar aldı ve ihaleye sokulmadı. Kanun tek, ülke tek, neyse o. Bizim özellikle ihaleye almamız söz konusu değil” dedi.

        “NASIL BİR YÖNTEM KULLANDIM DA BUNCA İNSANIN ÇALIŞTIĞI YERDE GİZLEMİŞİM”

        "Beşiktaş’ın önemli bir kısmı Boğaziçi öngörünümdedir" diyen Akpolat, “Beşiktaş’ın yüzde 20’si Bakanlıkta, diğer yüzde 20’si İBB’dedir. Bir imar planı hazırladığımızda İBB’ye gönderiyoruz, onlar da Anıtlar Kuruluna gönderir. Adı geçen firmaların faaliyet alanı oradadır. Hangi firmadan menfaat temin etmişiz ki 30 milyon dolar almışız? Yetkimiz yok efendim, yetkimiz yok. İBB, bu zamana kadar CHP iktidarla ters olduğu için siyasi çatışmadan dolayı oluyor. İnsanlar 60 yıllık evlerde oturuyor. Kentsel dönüşüm yok. Bunun hepsi siyasi çatışmadan. Günün sonunda bedelini halk ödüyor. Ortaköy’ün 2026’da uygulamada imar planı yok. Bu siyasi rekabetten dolayı. Hakkımdaki temel dayanak gizli tanık ve iftiracı beyanları var. Somut bir delil yok. Bir imza, bir yazılı talimat, bir para hareketi, bir evrak yok. Ne var? 'Biliyordu, isteği doğrultusunda, talimatı vardı' gibi iddialı ve içi boş cümleler. Neyle vermişim ben bu talimatı, nerede, ne zaman, hangi şekilde söylemişim? Bunların hiçbiri dosyada yok. En ufak bir somutluk olsa anlatılanların balon olduğu ve gerçeğe temas ettiğinde patlayacağı ortaya çıkacaktır. Ben nasıl bir yöntem kullanmışım da bu usulsüzlüğü bunca insanın çalıştığı yapıda gizlemişim? Hangi banka kaydı, hangi kasa hareketi benimle ilgili, hangi işlem bu iddiaları desteklemiş? Güya ortada ben varım, onlarca suç işlemişim. 578 sayfa iddianame, 400 sayfadan fazlası benim suçlamalarım.” ifadelerini kullandı.

        “SALONDAKİ HERKES TEKNEM VAR SANIYOR"

        "Bu yalanlara neden ihtiyaç duyuldu? Ben ilk alındığımda 2 suçtan alındım, sonra tutuklanınca bu kapsam genişledi. Sırf şahsımı suçlamak için zamanı, yerini somutlaştırmadıkları beyanlarla suçluyorlar" diyen Akpolat, “Bu salonda herkes beni tekne sahibi zannediyor. Hatta kızanlar vardır; madem teknesi vardı, bizi niye misafir etmedi diye. Güya suçu beraber işlemişiz ancak itirafçı olan arkadaşların hiçbiri bu suçlardan yargılanmıyor. Serbest kalmak için, tutuklanmamak için iftiracı olmuşlardır. CHP il kongresine ve olağan kurultaya hile karıştırmakla yargılanıyorum. O dosyada da somut delil yok. Bu dosyada 113 kez adı geçen Emirhan Akçadağ’ın adı geçiyor. Veli Gümüş cezaevinde ona anlatmış, o da gelmiş kurultay davasında anlatmış. Veli Gümüş çıktı, dedi ki: 'Ben Ankara’ya hiç gitmedim, bunların hiçbirini söylemedim. Ben Rıza Akpolat’ın aleyhinde hiçbir beyanda bulunmadım, savcı kendi yazdı.' dedi. Tedirginliğimiz bu ifadedir. O ifadeden sonra bu dosyada alelacele ikinci dosya açıldı, ikinci kez yedekleme tutuklandık. Siz de biliyorsunuz, bu iddianame olmamış. Olası siz bir tahliye verirseniz ikinci kez tutuklandım.” dedi.

        “KURULTAY DAVASINI DA ANLATTI”

        "Benim en büyük sınavım sanık kürsüsündeki iftiracılara iyilik yapmak" diyen Akpolat, “Gözlerimin içine bakamıyorlar burada. Ben karımın, kayınbiraderimin yüzüne bakabiliyorum burada. Rıza Akpolat örgütlü, güçlü; kurultay oldu ve partinin yapısı değişti diye Rıza Akpolat’ı tutuklayın dediler. Aziz İhsan Aktaş’ın belediyede iş yapan müteahhit olduğunu ve borcumuz olduğunu biliyorum. Önce mal varlığıyla, şirketleriyle ve tabii ki bizim bilmediğimiz birçok sayıda tehditle karşı karşıya kalan Aziz İhsan Aktaş itirafçı olmuştur. 13 Ocak’tan mayıs başına kadar hiçbir beyanda bulunmazken, bir anda konkordato uzatma talebi karşılanmayacağı ve Temiz Eller operasyonu haberleriyle tavır değiştirmiştir. Hatta Elazığ Belediyesi’nden de göstermelik dosyalar istenmiş, bu konudaki tehdit görünür hâle gelmiştir. O güne kadar iş yaptığı kurumlarda yaptığı bir aksaklık gündeme gelmemiş, yapılan tüm denetimlerde herhangi bir bulguya rastlanmamışken bir anda her şey tersine dönmüştür. Bununla birlikte itirafçı olmuş, 9 No’lu koğuştan kardeşlerinin olduğu yere götürülmüştür.” dedi.

        RIZA AKPOLAT: İTİRAFÇILAR AİLELERİYLE TEHDİT EDİLDİ

        İtirafçılarla ilgili açıklama yapan Akpolat, “Daha sonra Mustafa Mutlu itirafçı olmuştur. 11 Mayıs’ta Mustafa Mutlu ile Aziz İhsan Aktaş itirafçı ifadesi veriyor; ifadeyi aynı savcı, aynı zabıt kâtibi alıyor, ikisinin de saati aynı, 4 dakika arayla verilmiş. Bu kurgu değil de kumpas değil de nedir, bizim ne suçumuz var? Bu kumpasın ilanıdır, bu kumpası kaldırmanız gerekir; Türk hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Mustafa Mutlu itirafçı olmuştur. Gözaltına alındığında eşi 8 aylık hamileydi. Eşinin deport edilme kaygısıyla Aziz İhsan Aktaş’la beraber beyanlarda bulunmuşlardır. "Alican Abacı’nın bir başka dosyadan eniştesi, babası, teyzesi alındı; sonra yetmedi, eşi gözaltına alındı. Eşi gözaltına alındığında Alican Abacı adliyeye getirildi ve 'Eşin aşağıda, ya ifade vereceksin ya da tutuklanacaksın' dedi. Mal varlığı ile tehdit edilmiş. En son annesi ile tehdit edilip çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılabileceği ihtimalini koğuşundaki arkadaşlarına anlatmıştır. Bunların sonucunda kendi hazırladığı birçok dosyayı Emirhan Akçadağ ve Ozan İş’e vermiş, kendisi arka planda durup ifadelerin büyük bölümünü bunlara verdirmiştir. Bunların ifadeleriyle birbirleri alındı. Yine şoför Mert Çolak’ın karısının 1 hafta sonra sorunlu bir doğum yapacak olması ki bunu ilk sorgusunda da söylemiş, kayda geçmiştir, o da eşini bir daha görememek duygusuyla itirafçı olmuştur. Mehmet Ataş ifadesinde 2019’dan beri belediyede olduğunu söylüyor. 15 yaşından beri benim yanımda. Düğününü kim yapmış? Kızlarımın adı bile karıştırılmıştı; kızlarımla villada yaşayacağız demişim. Ne işim var benim Beykoz’da, kaç milyon dolarlık villada? Ben Beşiktaş Belediye Başkanıyım; annemin, babamın Alt Kâğıtlı’da oturuyorum. Mehmet Ataş’ın eşi belediye memurudur. Emirhan Akçadağ tarafından iftiraya zorlanmış, bunu da avukatları ve ailesi aracılığıyla bana iletmiştir. Eşi müdürdür. Şu anda tutuksuz sanıklardan biridir. Eşinin tutuklanmaması duygusuyla iftiracı olmuştur. Kardeşlerine bilet kesilmiş. Harun Tuzcu yaşlı annesine tek başına bakıyor. Tutuklanınca annesinin mağdur olmaması için iftiracı olmuştur. Benim annem, Tuzcu’nun annesi için gözyaşı döktü. Mehmet Ataş benim ailemin evine gelir, buzdolabını açar, yemek yerdi. İftira attılar, nedenleri de belli. Zoruma gidiyor başkanım” şeklinde konuştu.

        “BANA DA İTİRAFÇI OL DEDİLER”

        "Çocuklarına kötü miras bıraktılar" diyen Akpolat, “Bana da dediler, “İtirafçı ol, kurtul; 2 gün sonra unutulur' diye. Mayıs’a kadar süre verdiler. Her şey o zaman başladı. Ben kendi 2 kız çocuğumu değil, 86 milyonun çocuğunu düşündüm” dedi.

        “SAYIŞTAY DENETÇİLERİ BİZİ Mİ KAYIRDI?”

        “İhaleye fesat karıştırma suçunu açıklamak istiyorum" diyen Akpolat, “Milyon dolarlık yüzükler, takım elbiseleri, milyon dolarlar konuşuldu. Magazinel şeyler insanları oyalar çünkü. Hiçbiri ortaya çıkmadı. Hâlâ bekliyoruz milyon dolarları. Hz. Ali’ye sormuşlar: 'Filanca kişi seninle ilgili kötü konuşuyor, iftira atıyor' demişler. O da 'Mümkün değil' demiş. 'Nasıl bu kadar eminsin?' denince, “Ben ona iyilik yapmadım ki” demiş. Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun bir tek gülü yaralar beni diyen Pir Sultan Abdal. Hz. Ali’ye, Pir Sultan Abdal’a ve ulu ozanlara bunu söyleten hangi duyguysa, ben de o duygudayım. Güya ben doğrudan sorumluluktan kaçmak için görünürde yetki devri yapmışım, süreci belediye başkan yardımcılarım üzerinden yönetişim ve bazı kişiler aracılığıyla ihale süreçlerindeki usulsüzlükleri perdelemişim. Peki bu kadar ağır bir suçlama hangi somut veriyle desteklenmektedir? Dosyada tarafımdan verilmiş yazılı ve sözlü bir talimat, belediye personeline yapılmış bir yönlendirmeyi gösteren iletişim kaydı, toplantı tutanağı, not, mesaj, e-posta, ihale sürecine etki eden bir para ya da menfaat ilişkisi ile ihale evrakına yansımış bir müdahale ve değişiklik bulunmamaktadır. Sayıştay ve merkezi idare tarafından, üstelik muhalefete mensup bir belediye olarak sürekli denetlenen bir kamu kuruluşunda hangi mekanizma kullanılarak bu fiiller gizlenmiştir ki hiçbir denetlemede ortaya çıkmamıştır? İhale sürecinin hangi aşamasında, hangi belgeye müdahale edilmiştir? Bu süreci ortaya koyan tek bir kayıt, tek bir iz, tek bir maddi veri dosyada var mıdır? Sayıştay denetçileri bizi mi kayırdı?” şeklinde konuştu.

        “EŞİM HAMİLEYKEN GÖZALTINA ALINDIM, SONRA DÜŞÜK YAPTI”

        Rıza Akpolat’ın kayınbiraderi tutuklu sanık Kazım Gökhan Yankılıç savunmasında, “Sanki bizim Rıza Akpolat’tan önce bir hayatımız yokmuş gibi gösterildi. Sanki bütün ihtiyaçlarımızı o karşılıyormuş gibi lanse edilmiş. Bu bizim onurumuzu gururumuzu kırdı. Eşimle çocuk sahibi olmayı arzu ediyorduk. Nasip olmamıştı. Gözaltına alınmadan önce eşim bana müjdeli haberi verdi. 1 gün sonra da gözaltına alındım. Bu süreç içerisinde eşim düşük yaptı, çocuğumuzu kaybettik. Yaşadığımız acının telafisi olmayacak. 8 aydır tutukluyum. Bu süreçte eşime de destek olamadım. Sizden tahliyeme karar vermenizi, ailemin yanında olmamı sağlamanızı talep ediyorum” dedi.

        ÖNERİLEN VİDEO

        Okul çıkışı servis midibüsünün çarptığı 1'inci sınıf öğrencisi Elanur öldü

        KOCAELİ'nin Gebze ilçesinde okul çıkışında servis aracına binmek için yolun karşısına geçmeye çalışan ilkokul 1'inci sınıf öğrencisi Elanur Tabakoğlu, başka bir servis midibüsüsün çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

        Yazı Boyutu
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
        Habertürk Anasayfa