Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        14 Aralık günü ortaya çıkan mahkeme kararı, kelimenin tam anlamıyla Türkiye’yi iç gündemine hapsetti.

        Önemsiz bulmuyorum, ortaya çıkan gelişmelerin hem seçim sürecini, hem de geleceğimizi yakından ilgilendirdiğini günlerdir ben de tartışıyorum.

        Fakat bunlar şu gerçeği değiştirmiyor.

        Yaşadığımız ülkenin kaderine dair yapacağımız konuşmalar bu gündemle sınırlı olamaz, olmamalı.

        Dünya yeniden şekilleniyor.

        Bu hengamenin ortasında pek çok soru var tartışmamız gereken.

        Yeni ittifaklar oluşuyor.

        Türkiye’nin de içinde bulunduğu NATO, küresel ölçekte genişliyor. Yeni ortaklıklar kurulurken, ABD’nin gündemiyle birlikte Pasifik hattında yeni çatışma alanları oluşturuyor.

        Şimdilik ABD ve Rusya arasında Ukrayna zemininde, esasen çok boyutlu olarak ABD ve Çin hattında devam eden büyük bir çatışma var özetle.

        Devasa ekonomik gücüne, nüfusuna ve jeopolitik avantajlarına rağmen, bu çatışmada nerede duracağına hala karar veremeyen ülkeler var.

        FIRSATLAR VE TEHDİTLER

        Türkiye’nin bu yeni düzen arayışında, hem kendi tercihleriyle, hem de önüne çıkan fırsat alanlarıyla birlikte yakaladığı bir denge var.

        Kuzeyinde devam eden büyük savaşta bu denge hali sanıldığından çok daha büyük sonuçlar üretti şu ana kadar.

        Tahıl koridoru bunlardan sadece birisi. Kuvvetle muhtemel enerji başlığı altında yine hem kendisini, hem de çok geniş bir alanı ilgilendiren roller üstlenecek.

        Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Karadeniz.

        Sadece bu üç başlık altında rekabet veya çatışma halinde olan güçleri sıralamak, Türkiye’nin nasıl bir coğrafyanın merkezinde olduğunu anlamaya yeter.

        Şunu söylemiyorum.

        Bu durum bize sadece büyük avantajlar ve fırsatlar sunuyor.

        Aksine en az o kadar da sorunlar ve tehditler getiriyor önümüze.

        SICAK GELECEK

        Manzarayı size bir de şöyle anlatmayı deneyeyim.

        Türkiye son yıllarda çok geniş bir coğrafyada birbirinden farklı ilgi alanlarına sahip oldu.

        Afrika’da çok ciddi bir nüfuz alanına sahip oluyoruz hızla.

        Karadeniz’de boğazların ve elbette Montrö’nün sağladığı eşsiz avantajlarla büyük bir inisiyatife sahibiz.

        Karabağ zaferinin ardından Kafkaslar’da elde ettiğimiz gücün, şu sıralarda işi başından aşkın Moskova’yı hoşnut etmese de ne denli stratejik değeri olduğunu önümüzdeki birkaç yılda daha iyi göreceğiz.

        Türk dünyasına yönelik ilgimizin de aynı dengeler içinde etkisini ve sonuçlarını göreceğiz. Kafkaslar-Ortaasya hattındaki gelişmelerin ve Ankara’nın özellikle bu alanda üstleneceği rolün, iç gündeminde kelimenin tam anlamıyla boğulan ülkemizde kendisine yer bulamaması şaşırtıcı değil.

        MUHALEFET NE DÜŞÜNÜYOR?

        Çokça söylenen, esasen hemen herkesin de katıldığı bir çerçeve vardır.

        Aslolan devlet politikalarıdır ve hükümetlerin değişmesiyle bu alanda radikal değişiklikler olmamalıdır. Devlet aklı doğru dürüst işleyen devletlerde durum kabaca böyledir.

        Peki biz seçimlere bu kadar az zaman kalmışken bu konuda ne söyleyebiliriz?

        Türkiye’yi 20 yıldır yöneten AK Parti hükümetlerinin, özellikle dış politika alanında yaşadığı önemli kırılmalar oldu. İnişler çıkışlar, değişimler, bozulan ve düzelen ilişkiler.

        Bunların söz konusu hükümetlerden kaynaklanan boyutları kadar, bölgesel ve küresel değişimler ve sarsıntılarla da ilgisi var.

        Peki ülkeyi yönetmeye aday olan muhalefetin bu alandaki görüşleri ve ilgisine dair neler konuşabiliriz?

        Bu yazının başından itibaren kısaca gezindiğimiz coğrafyayı şöyle bir gözden geçirin.

        İlgi duyduğumuz konuları, beklentilerimizi, arayışlarımızı, çıkarlarımızı, kullandığımız araçları, ittifak ve çatışma halinde olduğumuz güçleri sıralayın.

        Günü birlik açıklamalar ve eleştiriler dışında, muhalefetin bu alandaki perspektifine dair bir fikrinizin oluştuğunu söyleyebilir misiniz?

        Muhalefet derken, bir ittifak ya da 6’lı masanın ortak görüşü anlamında değil.

        Herhangi bir muhalefet partisinin, seçimlere aylar kala bu denli hayati önemde bir başlıkta fikrini beyan etmemesi ya da varsa duyuramaması ciddi bir sorun değil mi sizce de ?

        Önümüzde şekillenen dünyada nerede yer almamız gerektiğini ortaya koymadan gerçek anlamda siyaset yapmak mümkün mü?

        “Toplum gerçek bir hikayeyi satın almıyor, projelere ilgi duymuyor” diye sızlanmak yerine, tüm ekonomik zorluklara rağmen bölgeye ve küresel gelişmelere ilgisini devam ettiren geniş kesimlere “Benim yeni dünyaya dair fikrim şudur” demeyi gerçekten düşünmüyor mu muhalefet?

        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00
        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar