20 EYLÜL 2019
Mehmet Akif Ersoy
Mehmet Akif Ersoy23.08.2019 - 08:02 | Güncelleme: Tüm Yazıları »
Akıncı neyi müzakere ediyor?

KKTC Başbakanı Ersin Tatar dün Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü. İki lider ortak basın toplantısında Doğu Akdeniz’deki son gelişmelere işaret etti.

Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmeler 1968 yılından beri devam ediyor. Ancak sonuca ulaşmak için denenen yollar, her defasında o kadar engebeli ve uzun geçiyor ki kıyıya varana kadar tarafların mevcut liderlerinin siyasi hayatları zaten bitmiş oluyor.

Özellikle 2017 yılında Crans - Montano uluslararası konferansından bu yana müzakere aşamasındaki mevcut çıkmaz konusunda ve takip eden süreçte doğalgazın çıkarılması, Mağusa'da bulunan kapalı Maraş bölgesi ile ilgili ülkeler arasında tırmanan gerilimden duyulan endişe, bölgede yaşayan halk tarafından fazlasıyla hissediliyor.

Rum tarafından sınır kapılarına yürüyerek molotoflar fırlatan, "En iyi Türk ölü Türk'tür" diye bağıran, Yunanistan - Enosis diye sloganlar atan Rum provokatörleri ve yine sınır bölgelerinde açılan taciz ateşleri...

Ateşkes altında yaşamanın getirdiği bu güvensizliği ortadan kaldırmak için adadan sorumlu beş ülkenin artık acil ve adil bir sonuca varması gerekiyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, garantör devletler Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve bunların yanında tabii ki Birleşmiş Milletler.

Ne yazık ki bu zamana kadar yapılan görüşmelerde ikili devlet, federasyon veya daha farklı bir çözümle ilgili hiçbir olumlu sonuca ulaşılamadı. Bu gidişle de liderler müzakere masalarında dirsek çürütmeye devam edecek gibi görünüyor; çünkü artık Kıbrıs'ta tarafları memnun etsin ya da etmesin herhangi bir anlaşmanın olacağına inanan bir kitle de kalmadı; bir kişi hariç. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı. 

Adada BM parametrelerine de sahip çıkarak iki toplumlu federal yapı için çaba gösteren sadece Akıncı kalmış gibi görünüyor. Yapılan görüşmelerden sonra aynı çabanın Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis için de geçerli olduğunu maalesef göremedik. Aksine Anastasiadis, Kıbrıslı muhatabını atlamayı göze alarak Ankara'ya başka fikirlere de açık olduğunun sinyallerini vermişti.

Ankara ise zaten yavru vatandaki sorunun çözümüne yönelik her öneriyi değerlendiriyor.

Peki toplumun iradesini temsil ettiğini şu sıralar sık sık dile getiren Mustafa Akıncı, iki toplumlu federal sisteme gerçekten inanıyor mu? yoksa Kıbrıs Türk halkının hakları ve beklentileri konusunda farkındalık göstererek 2020 Nisan ayında yapılacak olan seçimlere bir ön hazırlık mı yapıyor? 

Kıbrıs sorununun seçim malzemesi olarak kullanılmasına o kadar alıştık ki; kim neyi vaat ederse etsin geçmişte yaşanan tecrübeler, yazılanlar, çizilenler ve söylenenler doğrultusunda Kıbrıs Türklerinin beklentilerine uygun federal temelde bir anlaşma, Rum tarafının paylaşıma kapalı olması sebebiyle zor; hatta KKTC Başbakanı Ersin Tatar'ın ifade ettiği gibi imkansız gözüküyor. 

Yine de gerçek anlamda müzakerelere dönülebilmesi için iki tarafın bazı noktalarda uzlaşması gerekiyor. 

  1. Anastasiadis - Eroğlu arasında imzalanan 11 Şubat 2014 Belgesi
  1. Crans - Montano'da ortaya çıkan 30 Haziran Guterres çerçevesi
  1. İki tarafın Crans - Montana'ya kadar üzerinde uzlaştıkları geçmiş mutabakatların kabulü

Bu üç madde de zaten Kıbrıslıları, çözümün en büyük engeli olarak her defasında karşılarına çıkan Rum tarafının paylaşıma kapalı olduğu Siyasi Eşitlik ve Kararlara Etkin Katılım'a çıkarıyor.

Eğer Anastasiadis bu geleneksel tavrından geri adım atıp barış görüşmelerine devam etmek istiyorsa, bunun yegâne sebebi hidrokarbonlar meselesindeki gelişmelerdir. Rum lider geçmiş mutabakatlara dönülebileceğinin olumlu sinyalini vermemiş olsaydı, Akıncı belki de bu yola tekrar girmeyecek ve bu kadar temkinli ve ihtiyatlı bir iyimserlik içinde olmayacaktı.

Hidrokarbonlarla ilgili ilk adımı Rum tarafı bir süre önce Doğu Akdeniz bölgesinde Kıbrıslı Türklerin haklarını gasp ederek, tek yanlı olarak atmaya kalkıştı. Türkiye, Rum tarafının tek başına böyle adımlar atamayacağını; eğer atarsa muhakkak mukabele edeceğini söyleyerek ne kadar kararlı olduğunu gösterdi. Rum tarafı Türkiye'yi birçok yere şikayet etti; ancak fazla ciddiye alınmadı. AB Türkiye'ye bazı yaptırımlar uygulayacağını söyledi; onu da Türkiye olarak biz ciddiye almadık. Şu an adanın etrafında sondaj ve sismik arama yapan dört gemimiz var. Ve bunları mütemadiyen koruyan hava kuvvetleri ve deniz kuvvetlerimiz.

Bu arada şunu da hatırlatmalıyız; Türkiye çalışmalarına devam ededursun; "Bize düşen diyaloğu sürdürmektir" diyen Cumhurbaşkanı Akıncı 9 Ağustos'ta yaptığı son görüşmede hidrokarbonlar konusunda ortak komite kurulmasını teklif etti ancak Rum lider onu da reddetti.

Bu önerinin reddine şaşırmayan Akıncı; son şaşkınlığını Crans - Montana'da Kıbrıs konferansında kendileri masada öneri sunarken, “Rum tarafının bavullarını ayrılmak üzere hazırladıklarını” söyleyerek ifade etmişti. 

Halbuki İsviçre'deki bu başarısız görüşme Kıbrıs adası için ilk değildi. Örneğin; Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş olan adanın bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesini öneren Birleşmiş Milletler planı olan Annan Planı için yapılan referandum. 

Tarih boyunca, Kıbrıs'ta barışa en yakın olunan Annan Planı için gidilen referandum, basit bir kamuoyu araştırması değil BM referandumuydu. Aslına bakarsak Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanan en büyük yüzleşme de buydu. Annan Planı'na Kıbrıs Türkleri "EVET" demesine rağmen Rumlar referandumda “HAYIR” diyerek; siz Kıbrıslı Türkler, asla bizimle eşit değilsiniz ve eşit haklara sahip olamayacaksınız demiş oldular. Üstelik çok ilginçtir; evet değil hayır diyen taraf Avrupa Birliği üyeliğiyle mükafatlandırıldı; yani plana sadık kalınmadı. 

Hem Rum tarafı hem de AB üyesi ülkeler tarafından bu kadar açık ve net verilen mesajın benzerinin Crans - Montana'da tekrar tecrübe edilmesinden sonra; geçtiğimiz iki senede sorunun çözümüyle ilgili hiçbir ilerlemenin sağlanamamasıyla, iki tarafın liderleri uzun bir süre müzakerelerle ilgili bir araya gelmemişti. 

En son bundan beş ay önce buluşan liderler, iki toplum arasında güven artırıcı önlemlerle ilgili bazı çalışmalar yapmıştı. Şöyle ki; adanın bazı bölgelerinde sınırı teller belirlerken, sadece bir adım öteye geçtiğinizde bile cep telefonları çekmeyebiliyordu. Adadaki barış sorunu şirketler arasında yapılacak çok basit bir roaming anlaşmasını bile engelliyordu. İki lider güven artırıcı önlemlerin ilki olarak cep telefonlarının karşılıklı şekilde iki tarafta da çalışması kararı aldı ve böylece roaming meselesi çözüldü.

1974'ten bu yana KKTC ve Rum yönetimi arasındaki bölgede çok sayıda mayın tarlası mevcut. İkinci güven artırıcı önlemde de liderler iki tarafın askerlerinin 9'ar mayın tarlası temizlemesi kararını verdi.

Üçüncü güven artırıcı önlem ise elektrik bağlantısı. Bu zamana kadar adanın herhangi bir tarafında yaşanan elektrik arızasında, taraflar birbirlerinden elektrik satın alıyorlardı. Artık kurulan bir sistemle iki taraf arasında sürekli elektrik bağlantısı olacak. 

Alınan bu kararlar sonrasında geçtiğimiz haftalarda iki lider görüşmelerine bir yenisini daha ekledi. BM genel sekreteri Kıbrıs özel temsilcisi Spehar'ın ara bölgedeki resmi konutunda Rum liderin isteği üzerine baş başa yapılan üç saati aşkın gayrı resmi görüşmedeki ana başlıklar; çözümsüzlükte temel problem olan Siyasi Eşitlik ve Kararlara Etkin Katılım içerikli konular hakkında fikir alışverişleri, güven artırıcı önlemler ve hidrokarbonlar meselesi idi.

Ancak bu önemli görüşme Kıbrıs Türk toplumunda hiçbir ümit veya heyecan yaratmadı. Çünkü iki lider, bundan önce olduğu gibi birçok kez buluşmuşlardı. Müzakere masasında, kahve masasında, yemek masasında; Kıbrıs'ta ve hatta Kıbrıs dışında... 

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, görüşme sonrası yaptığı basın toplantısında “ortak yeni bir yol haritalarının” olduğundan bahsetti ve bu yolu "sonuç odaklı ve ivedilik bilinci ile yapılandırılmış bir süreç içerisinde sonuca taşıyacak yol" şeklinde tanımlayarak, görüşme öncesinde hissedilmeyen umut ve heyecanı halkına tek taraflı biçimde yansıttı. Buna göre BM görevlisi Lute önümüzdeki ay adaya yeniden gelecek ve ucu açık sonu gelmez müzakere süreçlerin aksine yeni bir dönem başlayacak.

Maksat Doğu Akdeniz’de KKTC’yi Türkiye’siz bırakmak

Sürecin sonunda varılması beklenen sonuç ise çok ilginçtir ki Rum tarafının bugüne kadar hiç istemediği, Kıbrıs'ta zeminin iki bölgeli iki toplumlu federasyon olması. Hiçbir zaman istenmeyen bir yöntem konusunda anlaşılması, ancak daha çok istenmeyenin ortadan kaldırılması şartıyla açıklanabilir. Bu da açık bir şekilde dile getirildiği üzere; Türkiye'nin Kıbrıs'ta ve Doğu Akdeniz'de devre dışı bırakılması düşüncesidir.

İkili görüşmede bu konuya özellikle değindiğini yaptığı basın açıklamasında ifade eden Rum lider Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerinin iki toplum arasında varılan yakınlaşmaları şaibe altına soktuğunu iddia ederek; konuşmasına "Kanunsuz faaliyetlerle egemenlik haklarımızın sorgulanmasıyla olumlu ortam yaratılmaz. Bu faaliyetler Rumlarda güven duygusu yaratmıyor" diye sonlandırdı. Bu cümleler bize yabancı gelmedi. 

Çok değil daha geçtiğimiz ay Yunanistan’ın yeni Başbakanı Kiriakos Miçotakis de stratejik dış politika hedeflerinin ilkinin adadaki "Türk İşgalini(!)" sona erdirmek olacağını söyleyip, Türk askeri adadan gitmeden olası bir çözüm olmayacağını belirtmişti. Hatta müzakerelerin devamı için Türkiye'nin sondaj çalışmalarına son verip kapalı Maraş konusunda da adım atmaması şartlarını eklemişti. 

Türkiye, ada üzerinde hakları bulunan garantör devlettir. Türkiye'nin garantörlüğü Kıbrıs Türk halkı için yaşamsaldır. Son zamanlarda yapılan tüm görüşme ve ziyaretlerin doğrudan Doğu Akdeniz’deki arama faaliyetleriyle ilişkisi vardır.

Rum tarafının hedefleri çok açık. Her konuda olduğu gibi hidrokarbonlar konusunda da Kıbrıs Türk tarafını Türkiye'siz, yalnız ve çaresiz bırakmak istiyorlar.

Dolayısıyla olası bir anlaşma referandumunda veya önümüzdeki yıl Nisan ayında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde, Kıbrıs Türk halkı; “Kıbrıs davasının Türkiyesiz asla halledilemeyeceğini” 50'li yıllarda söylemiş olan Kıbrıs Türk toplum lideri Dr. Fazıl Küçük'ü anımsayıp tavrını sandığa yansıtmalıdır. 

 

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ! (2)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • byhekimoglu12019-09-01 02:37:26KKTC Kıbrıslı Türklerin degilki onlara bırakalım Türkiye orayı savasarak sehitler vererek 45 yıldır birçok bedel ödeyerek aldı şimdi çıkıp kıbrıslı Türkler yada Rumlar bizim diyorsa buyrun siz de bir bedel ödeyinde görelim
TÜM YORUMLARI GÖSTER!(2)