X

Günün gelişmelerini anlık takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takipte Kalın

Şebnem Korur Fincancı gözaltına alınınca kıyamet koptu.

Kıyameti koparanlar haklı.

İfadeye çağrıldığı anda geleceğini söyleyen birini, apar topar evinden almak bir Adalet değil olsa olsa bir şov, bir sözde milliyetçilik gösterisi olabilir.

Milliyetçiliği ayaklar altına almaktan, radikal milliyetçiliğe doğru evrilen bir iktidar gücünün, seçim öncesi kendisini kanıtlama gösterisinden ibarettir.

Ve ilginçtir, aslında mevcut iktidarın geçmişinde Şebnem Korur Fincancı ile fikri değilse bile fiili yol arkadaşlığı hiç de azımsanmayacak ölçüdedir.

Mesela Ergenekon davası.

Dönemin Başbakanı’nın “Ergenekon davasının savcısı” olduğunu ilan ettiği günlerde, Şebnem Korur Fincancı da aynı davanın tek müdahilidir.

Fincancı, “Ergenekon davası sanıklarının faaliyetlerinden zarar gördüğünü” iddia ederek davaya sanıklar aleyhine müdahil olma talebinde bulunmuş ve bu talebi kabul görmüş tek kişidir.

Zekeriya Öz’ün iddianamesini peşinen kabul eden kişidir Şebnem Korur Fincancı.

Ancak yine de tutarlıdır.

İktidarın FETÖ ile ve bağlı olarak FETÖ’cü savcılarla ve hakimlerle yolu ayrıldıktan sonra bile Şebnem Korur Fincancı bu davaya inancını sürdürmüş, herkes davanın bir FETÖ kumpası olduğunu kabul ettiği zamanda bile bu davanın bir kumpas olmadığı iddiasını dile getirmiştir.

Fincancı bir insan hakları savaşçısı görüntüsü ile saygınlık kazansa bile özünde, insan haklarından daha çok devlet karşıtlığı temelinde şekillenen bir ideolojisi olduğu izlenimi oluşur insanda.

Karanlıkta kalmış suikastların bazılarında sanıkların Şebnem Korur Fincancı’nın verdiği işkence raporları ile ceza almaktan kurtulduğu mağdur yakınları tarafından iddia edilmiştir (Ceyhan Mumcu’nun Aydınlık röportajı). Bu raporlardan bazılarının sanıkları fiziki olarak muayene etmeden verildiği de iddialar arasındadır.

Şebnem Korur Fincancı’nın anlayışına göre devlet her zaman yanlışı yapan taraftır.

Onun önkabulü devletin her zaman hatalı ya da suçlu olduğudur.

Devlet yapmadığını kanıtlamalıdır.

Bu açıdan bakıldığında, Şebnem Korur Fincancı’nın “TSK’nın kimyasal silah kullandığı” iddiasına verdiği destek de kariyeri boyunca yaptıklarından farklı değildir.

Ergenekon davasına verdiği destekle, Mumcu ve Kışlalı cinayetlerinde sanıklardan yana aldığı tavırla tutarlıdır.

O dönemde Fincancı ile aynı fikirde buluşan iktidar, bugün Fincancı’yı gözaltına aldırıyorsa burada ilkesel değişiklik yapan Fincancı değil, iktidar ya da iktidarın taraflarından biridir.

Fincancı bildik Fincancı’dır.

Ve böyle biri olmak Fincancı’nın gözaltına alınma gerekçesi olamaz. Fikrine, düşüncesine kızarak birini içeri atamazsınız.

Hele hele Fincancı’ya kızarak, Türk Tabipler Birliği adından Türklüğü çıkarmaya kalkışmak son derece akıl dışı bir tutum olacaktır.

TBMM çatısı altında, o günkü egemen fikre aykırı veya yanlış düşüncelere sahip olan biri çıkarsa TBMM’nin ilk T’sini de çıkaracak mıyız yani!

Türklük bu kadar kolay vazgeçilecek bir şey mi!