X

Günün gelişmelerini anlık takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Takipte Kalın

Dün Türkiye’de çok konuşulan bir dava sona erdi.

İş insanı Osman Kavala, Gezi olaylarının arkasındaki kişi olduğu iddiasıyla açılan davada müebbet hapse mahkum oldu.

Aslında Kavala, Gezi Davası’ndan beraat etmiş ancak “casusluk” suçlaması ile yeniden tutuklanmıştı.

İki yıldır bu suçtan dolayı tutuklu bulunan Kavala, bu suçlamadan beraat ederken, daha önce beraat ettiği Gezi Davası’ndan bu kez müebbete mahkum oldu.

Şimdi bazıları, özellikle de dosya içeriğini bilenler şaşkın, nasıl olur bu diyorlar.

Oysa Türkiye’nin nasıl bir işleyişe sahip olduğunu bilenler için bu karar sürpriz değil.

Bir hukuk adamı şöyle bir tanım yapmıştı, bir süre önce:

“Türkiye’de yargı artık siyasetin sadece isteklerini değil, niyetlerini de yerine getiriyor”

Hukuk adamının bunu söylemesinin somut nedeni, 2019 yerel seçimlerinden önce yapılan bir yeniden yargılama idi. Meşhur Hizbullah cinayetlerini ve davasını hatırlarsınız muhtemelen.

Domuz bağı ile bağlanarak işkence edilenler, öldürülüp, hücre evlerinin zeminine gömülenle, günlerce Türkiye’yi meşgul eden insafsız seri cinayetler.

Hizbullah’ın bu 91 cinayetten hükümlü Şura üyesi S.K. sabit deliller, sabit ikrar, yer gösterme gibi son derece somut ve kesin delillerle mahkum olduğu davada, yeniden yargılama sonucunda 2019 yerel seçimlerinden hemen önce tahliye edilmişti.

Hem de tek başına değil.

100 civarındaki, hepsi de cinayetlerden sorumlu üst düzey 100 kadar militanı ile birlikte.

Şimdi böyle bir davayı hatırlayınca, Osman Kavala’nın pek de elle tutulur bir delil barındırmayan davasında müebbete mahkum olmasına hiç ama hiç şaşırmıyorsunuz.

İdam cezası olsaydı, idama mahkum olurdu emin olun.

Somut delilleri olan 91 cinayeti görmezden gelebilen bir yargının, hiçbir delile dayanmayan bir yıkma teşebbüsü görebilmesi şaşırtıcı değildi.

Çünkü ortada bir delil olmasa bile, birileri Osman Kavala’nın suçlu olduğuna inanmıştı ve yargı da bu inanca göre hareket etmeliydi.

Osman Kavala’nın şansızlığı ise arkasında Türkiye’yi ekonomik yaptırımlarla tehdit edecek bir devletin ve Devlet Başkanı’nın olmamasıydı.

Yoksa Osman Kavala da Rahip Brunson gibi, gazeteci Deniz Yücel gibi serbest bırakılır ya da Kaşıkçı’nın katillerinin dosyası gibi, bir başka ülkeye verilirdi.

Şimdi ne olur!

Bu dava haliyle Yargıtay’a gider.

Muhtemelen bozulur.

Bozulmaz ise Anayasa Mahkemesi’ne gider.

Muhtemelen bozulur.

Bozulmaz ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gider.

Türkiye kesinlikle ağır bir cezaya mahkum olur.

Devlet cezayı öder.

Kavala ise Türkiye’de siyasetin yeniden şekillenmesini bekler.

Aynen yakın geçmişin pek çok siyasi davası gibi.