SIRADAKİ HABER

"Bugün Lozan'a verip veriştirerek 'hezimet' diyenler, onun hayata geçirilmesini sağlayan İstiklâl Savaşı’nın hiç olmadığını bile iddia edebiliyorlar. Bu yıldönümünde de tekrar edeceğim: O günlerin şartlarında bu kadar sene yürürlükte kalabilmiş güçlü bir andlaşma yapabilmiş olanların hayırla yâdedilmeleri gerekir!" Murat Bardakçı yazdı...

24 Temmuz Türkiye için son derece önemli olan bir hadisenin, Lozan Andlaşması’nın imzalanmasının yıldönümüdür…

Bu andlaşma hakkında daha önce de defalarca yazdığım ve TV’lerde de söylediğim kanaatimi burada, yazının başında tekrar ifade edeyim:

Lozan, Türk tarihinin en şerefli andlaşmasıdır! Zira sınırları kat kat genişleten büyük bir fethin neticesinde diz çöktürülen devletlerle değil, yaşadığımız çok büyük bir mağlûbiyetin, yani Birinci Dünya Harbi’nin ardından giriştiğimiz İstiklâl Mücadelesi’nin ardından imzalanmıştır.

(Lozan Andlaşması’nın orijinal metninin, Türk delegelerin imzalarının bulunduğu son sayfası. İkinci imza ve mühür, Lozan’a demediklerini bırakmayanların baştacı ettikleri Dr. Rıza Nur’a ait!)

Türkiye’de Lozan konusunda yapılan tartışmaların tuhaf bir tarafı var: Lozan, bugün bazı çevreler için gelir elde etme vasıtasıdır ve bu para kazanma merakı Lozan’ı yerden yere vurmakla, “hezimet”, yani “yenilgi” olduğunu söylemekle yapılıyor! Adamlar üstelik sadece Lozan’a verip veriştirmekle kalmıyor, onun hayata geçirilmesini sağlayan İstiklâl Savaşı’na da veryansın etmekle meşguller, hattâ arada bir “Kurtuluş Savaşı diye bir harp hiç olmadı, yaşanmadı” diyen çatlaklar bile çıkıyor!

Üstelik bu işte başarılı da oluyorlar, çünkü okumaya değil, kulaktan dolma bilgilere önem ve öncelik veren bir millet olduğumuz için söylediklerini, Lozan hakkındaki atıp-tutmalarını bir hayli ciddiye alan var!

Son senelerde ortaya yeni bir iddia daha atıldı: Hani ders kitaplarında Sevr Andlaşması’ndan bahsedilirken Türkiye’nin taksimi projesini gösteren bir harita vardır ya, işte o haritanın çok sonraları yapıldığını ve aslında mevcut bulunmadığını söylüyorlar.

Sevr Andlaşması’nın Paris’te muhafaza edilen orijinalinin sonunda bazı askerî haritalar vardır ve bizdeki yayınlara göre çok daha ayrıntılı şekilde çizilmiş olan bu haritalarda hangi toprağımızın kime peşkeş çekildiği açık şekilde gösterilir…

Bugün burada yayınladığım belgeler arasında sözünü etiğim haritalardan birini, Sevr’e göre Boğazlar’ın, Trakya’nın ve Ege bölgesinin taksimatını görüyorsunuz.

(Sevr Andlaşması’nın ekindeki haritalardan biri: Trakya’nın, İstanbul'un çevresinin ve Ege’nin paylaşılması.)

LOZAN AMA HANGİ LOZAN?

Lozan’a yüklenen eksiklerin başında Misak-ı Millî hudutları içerisinde bulunan Musul’u bize vermemeleri ve Boğazlar’daki hâkimiyetimizi andlaşma masasında değil, seneler sonra, 1936’da elde etmiş olmamız gelir.

Unutmayalım: Misak-ı Millî milletlerarası bir andlaşma değil, bir temennî belgesi idi; Dünya Harbi’nde yaşadığmız mağlûbiyetlerin ardından Osmanlı Meclisi’nin kâğıda döktüğü temenniyatından ibaretti, o kadar!

Dolayısı ile, Misak-ı Millî’nin milletlerarası alanda bir hükmü yoktu, olmamıştı, bizim arzularımızdan ibaretti ve tam olarak gerçekleşmemesinin, meselâ Musul’u elde edemememizin sebebi de siyasî yahut diplomatik beceriksizliğimiz değil, askerî konjonktürün buna müsait olmaması, yani daha ileri bir harekât yapma imkânına sahip bulunmamamız idi.

Boğazlar bahsinde de vaziyet aynıydı ve mesele andlaşmanın imzalanmasından 13 sene sonra, 1936’da Montrö’de kısmen çözülebildi…

(Sevr Andlaşması’nın Osmanlı Arşivleri’nde HR.SYS.02308.00010.039 numarada muhafaza edilen resmî tercümesinin ilk sayfası.)

Lozan’a verip veriştirmeyi ekmek kapısı hâline getirenler ortaya 12 Ada hakkında da iddialar atar, hattâ sadece Adalar ile kalmaz, iddialarına Mısır’ı da ilâve eder ve Lozan’da elimizden çıktığını söylerler.

Yine defalarca söylediğim bir hakikati tekrar edeyim: 12 Ada gerçi Lozan’da elimizden çıkmıştır ama bildiğimiz Lozan ile, yani 24 Temmuz 1923’teki andlaşmayla değil, İtalya ile 1912’de imzalamak zorunda kaldığımız “ilk” Lozan Andlaşması ile… İsviçre’deki Lozan semtinin sahil semti Ouchy’de, 15 Ekim 1912’de imzaladığımız bu metin tarihlerimizde “Uşi Andlaşması” diye geçer ise de resmî adı “Lozan Andlaşması”dır, hattâ 1930’lu senelere kadar “Birinci Lozan” denmiştir.

Kıbrıs ise daha önce, 4 Haziran 1878’de Sultan Abdülhamid’in iktidarı zamanında İngiltere ile imzaladığımız andlaşma ile elimizden çıkmıştır ve Adalar meselesi ile Kıbrıs’tan 1923’teki Lozan’da da bahsedilmesinin sebebi, daha önce uğradığımız kayıplarımızın kabulünden ibarettir.

MUSUL’U VERDİLER DE ALMADIK MI?

(Lozan Andlaşması’nın orijinal metninin ilk sayfası. Fransızca olan metin, andlaşmanın 143. maddesi uyarınca Paris’te, Fransız Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nde muhafaza edilir.)

 Mustafa Kemal Paşa’nın Musul’u, 12 Ada’yı, Batı Trakya’yı ve eskiden bize ait olan daha başka toprakları yeniden elde etmeyi arzulamadığını mı zannediyorsunuz?

Ama arzusunu hayata geçirmesinin inkânı yoktu, zira son gücümüze kadar muharebe etmişltik ve bir adım daha ileri gittiğimiz anda kurtardığımız toprakların da elimizden gitme ihtimali mevcuttu. Mustafa Kemal Paşa’nın, hemen tamamı gençlik arkadaşı olan diğer İttihadçılar’dan farkı da zaten nerede durması gerektiğini mükemmelen bilmesi idi.

Şayet bir yerde rastlarsanız dikkatlice bakın: 1918’den itibaren işgal altında bulunan İstanbul’a Mudanya Mütarekesi’nin ardından dört sene aradan sonra giren Selâhaddin Âdil Paşa’nın kumandasındaki 81. Alay’a mensup askerlerimiz, kırık-dökük kum gözlükleri takmışlardır…

Bu gözlükler İstanbul’da o zamana kadar rastlanmamış olan muhtemel bir kum fırtınasına karşı alınmış tedbir değil, sevinç gözyaşlarını göstermemek içindir!

 CEHALETTEN PARA KAZANMAK!

(“İlk” Lozan’ın, yani Uşi Andlaşması’nın Osmanlı Arşivleri’nde MHD.00418.00035 numarada muhafaza edilen orijinalinin ilk sayfası.)

Lozan bahsinde ne yazsam, bir kesimi ikna edemeyeceğimi gayet iyi biliyorum; zira böyle bir ihtimalin bulunmadığına senelerden buyana gördüklerim ve yaşadıklarımla bizzat şahidim.

Bir tarafta Lozan’ı yerin dibine sokmaktan beslenen, nesilleri cahil bırakma bahâsına küplerini tepeleme dolduran, hattâ son senelerde ortaya bir de “Lozan’ın gizli maddeleri” masalını atan “üstâd” havalarına bürünmüş bir tüccar güruhu, diğer tarafta da gerçekleri okuyup öğrenmek yerine kulaktan dolma palavraları bilgi zannedip “Gücün yetiyorsa birşeyler öğretmeye çalış ama öğrenmeyeceğiiiiz” inadından asla geri adım atmayan bir çevre mevcut olduğu müddetçe bu iş mümkün değildir ve böyle sürüp gider!

Lozan histerisinin kaynağı, mâlûm: Andlaşmayı imzalayan üç murahhastan biri olan ama akıl zaafına uğradığı sonraki senelerde yazdığı “Hayat ve Hâtırâtım” isimli hezeyannâmesinde Lozan’ın aleyhine demediğini bırakmayan Dr. Rıza Nur! Lozan’ın tâcirinin de, cahilinin de sermayesi Rıza Nur’dur ama “Adamın dilinden düşürmediği prensiplerin, dürüstlüğü ve namusu hani, nerede? Tamamına karşı olduğu andlaşmayı neden imzaladı?” diye sormak kimsenin aklına gelmez.

Daha önce yaptığım çağrıyı bu yıldönümünde de tekrar edeceğim: Lozan’a hakaretten vazgeçin beyler; ayıptır ve günahtır! O günlerin şartlarında bu kadar sene yürürlükte kalabilmiş güçlü bir andlaşma yapabilmiş olanların hayırla yâdedilmeleri gerekir!

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

BU EKRANI KAPATMAK İÇİN TIKLAYIN!
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!(94)
* Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir 2018-07-26 07:09:38 Unutmayalım: Misak-ı Millî milletlerarası bir andlaşma değil, bir temennî belgesi idi; Dünya Harbi’nde yaşadığımız mağlûbiyetlerin ardından Osmanlı Meclisi’nin kâğıda döktüğü temenniyatından ibaretti, o kadar! Üstteki kısım ile ilgili bir şey söyleyim. Sayın Bardakçı her ne kadar küçümser eda ile "o kadar" yazmış olsada , düz mantık bakalım. İnsan babasının ya da dedesinin bu haklı mirasından doğan temennisi için bile çalışmaz mı, çalıştında alamadın, o zaman derim ki eyvallah, lakin hiç oralı değil gibi davranmamakta lazımdı. Kağıda döktüğü dediği temenniyat kısmında bahsettiği şey, Osmanlı askeri, ateşkes veya antlaşma gereği nerede silah bırakmış ise orası fiilen bizimdir. Bunun neresi yanlış. O devirde bir yere askerin "savaşla" girerse senin oluyordu şimdi artık böyle değil. Ayrıca şunuda belirtelim o dönemin kara askeri şartları teknolojisi, gücünü göz önüne aldığımızda, karadan yürüyerek savaşa giden ve yine yürüyerek geri dönen askerlerin bugünkü Hakkari Şırnak ve yakınındaki yüksek dağlarına kadar geri çekilip silah bırakmadığını tahmin etmek zor değil (ki bugün sınırımız o dağların zirvelerinden geçiyor ve bu kadar şehit vermemizin bir sebebide o kontrolü zor sınırdır maalesef + arazinin sarp, geçilmez ve de düzenli orduyu zorlayacak kadar engebeli uçurumlu yapıda olması, ha tabi bu kadar dağı bunca zaman kontrol altına alamayımışımızdan/aldırtılmayışımızdan ötürü teröristlerin ülkeye sızma noktalarının çok oluşunu saymıyorum bile, hatta o bölgede harita çizilirken dağların durumu göz önüne alınmış ve karşılıklı suçlu iadesi gibi maddeler eklenmiş. Misalen bugün Trump'un Meksika sınırına duvar örmeye çalışması suçluların kaçıp gelme ihtimaline binaen tıpkı yukarıda bahsettiğim madde eklenmesinin ispatı) Osmanlı ordusu o yüksek dağlara gelmeden önce Musul Kerkük civarında nispeten düzlük arazi veya yerleşim yerinde silah bırakmış olmalarını düşünmemiz mantıkidir ve öyledirde. Bugün Suriyede silah bıraktığımız yer Halepe(Halep Vilayeti...
    • Misafir 2018-07-26 22:49:41 Bugün Suriyede silah bıraktığımız yer Halepe(Halep Vilayeti diye geçiyordu ismi) yakın güneyinde bir yerdi. Bu hattı, ta Musul Kerküke kadar çizgi çizip birbirine bağlayan bir sınır gibi düşünün(bugünkü terör sorunlarımızın bulunduğu bölgeyi çiziyor sanki bu hat :thinking:) Mesela bahsettiği Kıbrıs ve Yunan adaları durduk yere kimseye verilmiş değil, atasının kanla aldığı toprağı para karşılığında(2. Abdülhamid gelen yahudiyi hatırlayın) bile vermeyen millet olarak, gidip durduk yere hemde hiç yok yere bedavaya birine verecez. Bunu benim aklım almıyor ya sizin?! Bugün İncirlik Abd üssünün...
  • Misafir 2018-07-25 22:12:08 Lozanı hezimet olarak gören anlayışla 2023 te lozan bitecek gizli maddeler kalkacak ülkeden petrol fışkıracak diyen anlayış aynıdır.tarihi hiçbir dayanağı yoktur.bize bi faydası da yoktur.Allah bizi buna körü körüne inanmış ünsanlardan korusun.
  • Misafir 2018-07-25 21:17:24 Murat Bardakci'nin diger yazilarina bayilanlar nedense bu yazisindan hic hoslanmamislar. Isinize geldigi gibi tarih olmaz.
TÜM YORUMLARI GÖSTER!(94)